1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kaçar

  3. SERBET PAZAR ANLAYIŞI, SERBEST FETVA ANLAYIŞINA DÖNÜŞMÜŞTÜR!
Mehmet Kaçar

Mehmet Kaçar

Yazarın Tüm Yazıları >

SERBET PAZAR ANLAYIŞI, SERBEST FETVA ANLAYIŞINA DÖNÜŞMÜŞTÜR!

A+A-

İslam Dini, ne sadece ahireti kurtarmak için ve ne de sadece dünyayı ma’mur etmek için gönderilmiş bir dindir. İslam Dini, ahiret ve dünya dengesi kuran dinin adıdır. İslam Dini,insanların dünya da, huzur ve refah içerisinde, hak ve hukuk ölçülerine göre, haklara dayalı bir yaşam sunarken bunun mükafatını da ahirette sunan bir din olarak gönderilmiştir. Yani sadece Hıristiyanlar gibi ahireti düzenleyen bir din hiç değildir. 
Yani dünyayı terk et, dünya da hiç bir şey yapma, hıristiyan ruhbanları gibi yaşa, o zaman ahireti kazanırsın mesajını asla vermeyen bir dindir. Müslümanlar ise dünya-ahiret dengesini yitirdiler. Bazıları Museviler gibi dünya sevgisine çok daldılar. Bazıları da dünyayı tamamen terk edip sadece ahirete yöneldiler.
Biz Türkiye Müslümanları, İslam Dinini sadece inanma ve namaz, oruç, haç gibi belli ritüelleri yerine getirme olarak aldığıladığı sürece bu mahcup edici durum, bugün devam ettirilmektedir.
Orta doğu Müslüman uluslarının durumu ise barut fıçısı gibi zaten. Bir birlerine karşı duydukları kin, nefret ve öfkeyi mezhep, din duyarlılığı veya ötekileştirme, dışlama üzerinden dile getiriyorlar, onlar üzerinden İslam kimliklerini şekillendiriyorlar. İslam ulusu olarak bizler birbirimizi ötekileştirdiğimiz zaman, artık birbirimize öfke duyduğumuz ve bir kaşık suda boğmaya çalıştığımız doğrudur. Bunlar sosyal birlik ve beraberliğimiz yani, yüce kitabımız Kur’an’ın beyanı ile kardeşliğimiz açısından alarm vermektedir.
Serbest pazar anlayışı, serbest fikir ve fetva anlayışına dönüştürülerek, fetva arayanların, müşteri bulunca da onun memnuniyetine yönelik söylemlerin ve fetvaların çoğaldığı bir yüz yılda yaşam sürdürmekteyiz. Meydanlar bu tip fetva bazlar la dolup taşmaktadır. İslam alimlerinin içerisinde yaşadığı hayatla ve gerçekliklerle bağını kopardılar bu tür serbest pazar fetvacıları. Üçüncü, beşinci asırda yazılan eserlerin ve verilen fetvaların içerisinde ki bilgileri tekrar ederek insanlara dini anlattığımızı artık çok çok iyi tahlil ederek başımızı yeniden önümüze koyup düşünmemiz gerekmektedir. Bugün 50’nin üzerinde İslam ülkesi var ve hapsi de param parça olmuş veya birileri böyle istedi diye parçalanmış durumda. Bunun bugüne göre bir tek istisnası var o da Türkiye...
Oysa İslam barış dini der dururuz ve aslı da böyledir zaten, ne var ki bu asıla da hiç kimseyi inandırabilmiş de değiliz. Hatta İslamın barış dini olduğuna dış görünüş olarak da inandırıcılığımız yok kadar zayıf bir durumdayız. Çünkü bugün dünya coğrafyasının bir çok yerinde Müslümanlar bir birlerinin boğazını sıkıyor. Birbirlerinin Müslümanlığını beğenmez oldular, birbirlerini itham ve tekfir ederek sürekli camdan aşağı atmakla meşguller. Bu bizim gibi düşünmüyor görüşüne dayanarak, ötekileştirip hatta bir birlerini ölüm fermanını vermekle meşguller.
Her şeyin alt üst olduğu,fırsat eşitliğinin olmadığı, işgaller altında umutların tükendiği, özellikle Orta doğu coğrafyasında siyasal katılımların engellendiği uluslarda sadece din anlatılarak insanların mutlu olacağını sanmak ise biraz saf dillik olur kanaatindeyim. 
İslam Dünyası acilen bilgi, çalışma, üretme, temizlik, sosyal barış, sosyal adalet, insan hakları, kadın hakları, çevre bilinci, özgürlükler, ötekileştirdiklerimiz hakkı gibi temel konular da zihnini diriltmek ve bu konularda mesafe almak zorundalar.
İslamiyette ibadet, sadece kıldığımız namaz değildir. İnsanlığa, dünyanın imarına, sulha( barışa) hizmet eden, zulmün karşısında dik durabilen Çevremizde ki diğer varlıklarla barış içerisinde yaşam sürdürülen her davranış bir ibadettir.
Gönlüm isterdi ki, evrensel ilahi din olan İslam Dini’nin günümüz uleması, mütefekkirleri, düşünür ve aydınları, dünyada benimsediğimiz bunca eşitsizlik, sömürü, adaletsizlik, güçlü ve egemenin oldu bittileri karşısında hakkın sesi olsun, her türlü ayrımcılığa karşı çıksın, bizlere hepimizin Âdem’in çocukları kardeşler olduğumuzu, insanca bir hayatın hepimizin temel hakkı olduğunu hatırlasın. 
Ama öyle olmadı, olmuyor da. Olup bitene eleştirel bakabildiğimiz de bunu açık ve net bir şekilde görebileceğiz. Bugün bir çok dini cemaat birer ekonomik sektöre dönüştürülmüş durumda. Holdingleşme yolunda hızla ilerlemeye devam ediyorlar. Unutulmamalı, Türkiye’de dini guruplar kamusal alana sirayet etmeye başladığı, kapalı ve kayıt dışı olup kendilerine göre dini eğitim vermeye başlarsa sorun büyür. FETÖşizm deki gibi. Ülke benzeri oluşumlara gebe demektir.
Dini Cemaat ve tarikatlar siyaset, kamusal alan, yaygın din eğitimi ve ticaretten elini çekip, kendi asli ve sivil hizmet alanlarına çekilmezlerse, kayıt dışılıktan çıkıp şeffaf ve denetlenebilir olmazsa yeni maceralar yaşamamız kaçınılmaz görünüyor.
İslam Dini artık melankolik ve göz yaşı dini olarak karşımıza çıkarılıp bize sunuluyor.Böyle bir din anlayışı, göz yaşları ile sunulan dramatik din bizleri dünya sahnesinde bir adım yukarı çıkarır mı? Hz. Muhammed’in hayatını öyle bir anlatış anlatıyorlar ki, öyle bir hayatın örnek alınması ve yaşanması neredeyse imkansıza yaklaştırıyor. Oysa biz onu örnek alıp o gibi yaşamamız Kura’an emri. Yanına dahi yaklaşamayacağımız bir peygamberi nasıl örnek alıp yaşam biçimi yapacağız?
Bugün İslam Dinini, gizemli, esrarengiz bir din haline getirerek sunanlar, asılsız kutsallar üretenler aslında kendi kafalarında oluşturdukları dini ve onun ticaretini yapabilmek için müşteri artırımı peşinde koşmaktadırlar.
“Din, acı, gözyaşı, melankoli ve menkıbeler dedik. Ya geçmişe özlemle yada bir kurtarıcı bekleyerek vakit geçiriyoruz. Bireyi ve birey bilincini, birey sorumluluğunu yok ettik. Başımıza geleni de hep “Yâ Allah’ın gazabı yada ötekileştirdiklerimizin kötülüğü” diye anlattık. “Sen sadece dua et, hatta en etkili ve gizemli duayı ve zamanı bil yeter, bunlardan kurtulursun” diyerek piyangocu bir anlayışı yetiştirdik. Halkı böyle besleyince onlarda buna uygun hoca tipi istemeye başladılar. 
Böyle bir dini anlayışın, çocuklarımız, torunlarımız tarafından nasıl karşılanacağından emin değilim. Artık yavaş yavaş yol ayrımına geliyoruz. Çocuklarımız, torunlarımız sorguluyor, görüyor, biliyor. Bireyin olmadığı, kadın hakkı, insan hakkı, çevre bilinci, bilgi üretimi, sosyal adalet, hukuk, özgürlük, düşünce gibi temel değerlerin yeterince gelişmediği, sadece melankoli, sadece maklube ve gözyaşı, ötekileştirme ve öfkenin yer aldığı bir din anlatımı, İslamafobiyi mahallemize indirecektir.
Bizim çocuklarımız, torunlarımız da büyük sorular soracaktır. Bizim din anlayışımız sığlaştı. Dindarlığımız dar bir alana mahkum kılındı veya kıldık. Müslüman bireyler şeklen dindarlaştıkça, dünyevileşmesi de artıyor. 
İslam, seccadeni ser, yada al da gel, ibadetle ömrünü geçir dememiştir hiç bir zaman. Düşünce, bilgi, yararlı iş(salih amel) temizlik, haklının ve mağdurun yanında olma, iyiliği emretme ve destekleyip yayarken de kötülüğü önlemek için çalışma, bu çalışmalarda da sabır edip vazgeçmeme, insanı insan olduğu için sevme, hepsi ibadettir.
Sadaka ve iane kültürüyle yada retorikle bunları asla sağlayamayız. Ağlamak ve drama ile bu yüceliğe asla ulaşamayız.
Kur’an ile aramız epey bir açılmıştır. Kur’an’ın bize verdiği nasihatlara kulak tıkadık ve kendi yanlışlarımıza, kendi fetvalarımızı verir olduk!...
Fi Emanillah!...
 

Bu yazı toplam 866 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.