ÂŞÛRA

Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Dinimizin bize bildirdiği bazı kutsal olan gün veya gecelerin olduğu muhakkaktır. Meselâ ‘Kadir Gecesi’ bunlardan biridir. Nitekim Kur’ân’da bu gecenin bin aydan daha hayırlı olduğu da bildirilmiştir. Ayrıca bu gecenin bin aydan daha hayırlı olmasının sebebi de belirtilmiştir.

         Fakat ne var ki, bizler boş durmamış bazı gün ve geceleri de dinden sayılan gün ve gecelere ekleme gayreti içinde olmuşuz. Normal olarak yapmamız uygun olan bazı ibadet ve davranışlarımızı da böyle gecelere hasretmemiz ve belli sayılara göre yapmamızın daha iyi olacağının ötesinde bunları gerekli görmüşüz.

         Nitekim Kameri aylardan olan Muharrem ayının onuncu gününde ‘âşûre’ denen bir tatlı türünü pişirip ikram etmeyi ve bunu dini bir gerek gibi kabul edip aynı şekilde davranmayan Müslümanları kınamayı bir fazilet saymışız.

         Hâlbuki, bu günde böyle bir tatlı pişirmenin dini bir dayanağı bulunmamaktadır.

         Muharrem aynın onuncu gününde vuku bulduğu kabul edilen olaylardan biri de Hz. Nuh as.’ın ‘Nuh Tufanı’nda yüzen gemisinin o gün Cûdi dağına konmuş olduğunun kabul edilmesi olayıdır.

         Bilindiği gibi Hz. Nuh as. Allah’ın emri üzerine bir gemi yapmış ve kendisine inananları da yanına alarak birlikte o gemiye binmişlerdir. Tabii bu tufanın ne kadar süreceğini bilmedikleri için de yanlarına yeteri kadar erzak almayı da ihmal etmemişlerdir.

Tufan süresince gemi su üzerinde yüzmüş ve tufan bitince de Cûdi Dağının üzerine oturmuştur. Durumdan emin olduktan sonra da gemide bulunanlar inmişler ve yanlarında kalan erzakları birleştirerek bir aş yapmışlardır. Bundan dolayı da bu aşa ‘aşure’ denmiştir.

Gerçi ‘âşûra’ kelimesinin Arapça olup olmadığı konusunda dil bilimciler farklı görüşler ileri sürmüşlerse de bilinen, Arapça kökenli olduğudur. Türkçe karşılığı sayı olarak ‘on’ demek olan ‘aşr’ kelimesinden alınmıştır.

Bu aşa böyle bir isim verilmiş olması, ya bu aşın pişirildiği günün Muharrem ayının onuncu gününe rastlamasından veya pişirilen aşın içine konulan maddelerin sayısındandır.

Bu durumda gerçekleşen bu olayın insanın zihninde yer etmiş olması sebebiyle her muharrem ayının onuncu gününde böyle bir aş pişirile gelmiştir. Bundan da anlaşılacağı üzere konunun dinle ve özellikle de bizim dinimizle bir ilgisi bulunmamaktadır.

Fakat ne yazık ki, bizler sonradan ortaya çıkan bazı şeyleri eğer iyi bir davranış olarak görmüşsek bunu yapmaya devam etmemizin yanında ona bir de dini kılıf uydurma alışkanlığı edinmiş bulunuyoruz. Böylece o yaptığımız işi dinden saymaya başlıyoruz. İşte Muharrem ayının onuncu gününde âşûre pişirme olayı da bunlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kendimize göre güzel bir âdet olarak düşünüp gördüğümüz bu işi herhangi bir şekilde dine mal etmeden yaparsak Allah kalbimizdeki niyetimize göre karşılığını verir. Fakat dinden sayıp böyle bir davranış sergilemeyen kimseleri ayıplar ve kınarsak da o zaman kendimizi günaha itmiş oluruz.

En iyisi dinimizin emrettiği sınırlar içinde kalmak ve onları eksiksiz yapma düşünce ve gayretinde olmamızdır.