Beş vakit imamlık ve kaşeli muhtarlık

Hüseyin ABAYLI

Osmanlı döneminde yoksul bir çocuk bir fırından ekmek çalar. Fırıncı çocuğu yakalar ve kadı önüne çıkarır. Kadı çocuğa ekmeği neden çaldığını sorar. Çocuk da aç kaldığı için başka çaresinin olmadığını söyler. Bu ifadenin ardından kadı, çocuğun yaşadığı mahallenin muhtarını çağırır. Muhtara aç kalan çocuktan haberdar olup olmadığını sorar. Muhtarsa haberi olmadığını söyler. Bunun üzerine kadı çocuğa değil muhtara ceza verir. İşte Osmanlı dönemindeki muhtarlık anlayışı, muhtarın sorumlulukları bu şekildeydi. Muhtar mahalledeki hırlıyı, hırsızı, aç olanı, susuzu, evsizi bilirdi. Bilmekle ve sorunları çözmekle sorumluydu. Mahallenin içerisindeydi. Şimdi ise baktığımız zaman muhtarlarımız mahalle halkı tarafından seçimle göreve gelmesine rağmen kendini seçen halkın içerisinden uzaklaştıkça uzaklaşıyor. Ofisine oturup evrakları kaşeliyor, mühürlüyor. Ben hiç mahalle muhtarımızın evimize gelip de halimizi hatırımızı sorduğunu, sıkıntı, dert dinlediğini görmedim. Son zamanlarda Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın muhtarlara verdiği önem, muhtarlık görevinin ne derece mühim bir iş olduğunu kanıtlıyor. Çok geç kalınmış bir hareket olsa da umarım işe yarayan icraatlar görürüz.  Eskiden muhtara verilen önemin, muhtarlık görevinin ağırlığının onda biri yok şu anda toplumda. Bunun sorumlusunu aramayı geçelim artık. Bu durumu düzeltmek için kolları sıvayalım. Eskiye dönemesek de muhtarlık kurumunun itibarını, önemini geri kazandırmaya uğraşalım. Unutmayalım ki değişim en tabandan başlar. 
BEŞ VAKİT İMAMLIK 
Osmanlı dönemindeki imamlar ise hakeza bu şekildeydi. Günde beş vakit mahalle cemaati ile bir araya gelen imamlar cemaatin sıkıntılarını bilir, onlarla sohbet eder, düğünlerine, cenazelerine, mevlitlerine katılırlardı. Sorunlarını çözmek için uğraşırlardı. Diyanet İşleri Başkanlığının verdiği bilgilere göre ülkemizde yaklaşık yüz bin imam-müezzin görev yapmakta. Çok şükür her mahallede camilerimiz mevcut. Eksik olan yerlere de cami yapılmaya devam ediyor. Milletimiz ibadethanelerimiz konusunda oldukça duyarlı ve hassas. Yoksa bu kadar cami nasıl dikilebilirdi? İmamlarımız beş vakit camilerimizde namaz kıldırıyor. Cuma namazımızı kıldırıyor. Bayram namazımızda, cenazemizde bizleri yalnız bırakmıyor. Çok şükür. Bunların yanında görevini yerine getirmeyen imamlar da mevcut. O kadar iyi, sorumluluk sahibi, görev bilinci ile işini yapan imam tanıdım ki onlara haksızlık yaparsam ayıp olur. İlla ki her kurumda olduğu gibi Diyanet İşleri kurumunda da yapılan yanlışlar yok değil. Cemaati ile ilgilenmeyen, cemaattekilerle kavga eden, ümmeti camiye küstüren, çocuklara anlayışlı yaklaşmayan imamlarımız var. Yok derseniz yalan söylemiş olursunuz. Bakın, bunlar da bizim imamlarımız. Bu ülkede ne varsa ne yoksa hepsi bizim. Fakat yanlışları düzeltmek, daha büyük yanlışlara yol açmaması için önünü kesmek de hepimizin görevi. İmamlarımız, imamlığı sadece beş vakitlik bir iş olarak görmemeliler. Mahalle halkına İslamiyet’i sevdirmeliler. Çocukları camiye küstürmemeliler. Cemaattekilerin her sorunundan haberdar olamasalar da cemaat ile ilgili olmalılar. 
*******************
Toplumumuzu, milletimizi daha ileriye götürmek, daha hayırlıya ulaştırmak istiyorsak işe önce muhtarlık ve imamlık kurumlarını mükemmelleştirmekle başlamalıyız.