Bilmem söylesem mi söylemesem mi?

Celal Arslan

Ne de dertli söylüyor Mahzuni
“Yoksulun sırtından doyan doyana
Bunu gören yürek nasıl dayana
Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana
Bilmem söylesem mi söylemesem mi”
Derdi olmayan ne yazabilir bu sözleri ne de söyleyebilir içli içli. Bu sözler bir döneme ait değildi. Bütün dönemlerde geçerliliğini koruyacak düzene bir sızlanıştı. Bir serzenişti. Bu düzenin hala değişmediğini bizzat tecrübe ediyoruz. Yoksulun sırtına basa basa yükselenler, karın tokluğuna çalışanları ezmeye devam ediyorlar. Çalışanlarsa bütün gerçekleri görmelerine rağmen ellerindeki ekmekten olmamak için seslerini çıkaramıyorlar. İşte zamanında ezilen işçilerin sesi olan Mahzuni Şerif gibi bir adam daha çıkmadı milenyuma. Bilmem söylesem mi söylemesem mi sözünü söyleyerek dahi birçok şey söyleyen Mahzuni Şerif… Sesini duyuramadı muhtaç yiğitlerin. Bir yiğit çıkamadı meydana yiğitler adına. Ama elbet yakındır. Mazlumların, hakkı yenilenlerin, kandırılıp da uyutulan işçilerimizin sesleri elbet bir gün yeri göğü inletecek. O zaman işverenler, yöneticiler nereye kaçacakların şaşıracaklar. Belki de kalmaz bu cihana bu hesap. Ama elbet öbür cihanda dürülecek o defterler. O zaman zalimlerin derdi daha büyük işte.