DÜNYAYA VERİLEN İNSANLIK DERSİ!

Mehmet Kaçar

 

   Emperyal/siyonistler, Osmanlıdan sonra iki bitirilmiş Cihan Harbi ve bir de sürdürülen üçüncü dünya savaşının küçük versiyonunu sürdürmeye ve yine insan katletmeye devam ediyorlar.

   1990 yılında Almanya’nın daha sonra yeniden başkenti olan Berlin’e gittiğim de, kapitalist ve komünist Almanya’ları bir birinden ayıran Berlin duvarı yıkılmaya başlamış ve iki Almanya çoktan birleşme kararı almıştı. Almanya sayılı günler öncesinden Berlin duvarını yıkmayı başarmış daha doğrusu da zamanın Almanya Şansölyesi olan Helmut Kohl, Doğu Almanya(DDR), SSCB’den satın almış ve birleşmeyi başarmıştı.                                                              

    Romanya,  Polonya ve o zaman Çekoslovakya olup da daha sonra Slovakya ve Çekya olarak ikiye bölünen devletler iç karışıklıklarla çalkalanıyor ve Almanya sınırlarını tamamen bu ülkelerden gelecek olan mültecilere sınırlarını sonuna kadar açıyor ve Berlin sınıra yakın olduğu içinde Mülteci kaynıyordu. Bir anda Kriminal olaylarda da bir patlama yaşanmıştı Berlin’de.

    Almanya eski gelenekçi anlayışı ile german imparatorluğunu yeniden canlandırma hevesinde idi. Bu ülkelerin içerisinde bir İslam ülkesi olmadığı için Alman hükümeti hiç tereddüt etmeden sınır kapılarını sonuna kadar açmıştı.

   Batılı emperyal güç devletlerinin, üçüncü dünya savaşını başlattıkları orta doğu coğrafyasından gelen Müslüman mültecilere ise tamamen sınırlarını inançları Müslüman oldukları için tamamen kapatıp, Ak ve Ege Denizleri havzalarında telef olmalarına ise tamamen lakayıt kalmaya devam etmeleri ve böylece Müslümanları insan yerine koymayarak sınıfta kalmalarının bir göstergesi olmuştur.

   Oysa ki, bakın bizim dünyaya şan ve şöhretini kabul ettiren, adalet ve barış içerisinde insanlığın nasıl mutlu ve müreffeh yaşatılabileceğini gösteren, atalarımız, Yahudi mültecilere, Hristiyanlar, işkence ederlerken ve ülkelerine sokmazlar iken nasıl sahip çıkmışlardır, hele bunu  bir oku da gör bakalım?

   İnsanlık biz de kaldı, batılılar ise sınıfta kaldı!..

   Bilindiği üzere İspanya Müslümanlarının Endülüs’te bulunan son kalesi Beni Ahmer Devleti, bu devletin de başkenti, aynı zaman da büyük bir Yahudi Cemaatini de bulunduran Gırnata(bu gün buranın adı Granada olarak bilinir) idi.

   Gırnata’nın 2 Ocak 1492 yılında düşmesinden sonra iki-üç ay sonrasın da, İspanya yönetimi bütün Yahudiler ile Konverso olarak adlandırılan Yahudilikten Hristiyanlığa dönme olan vatandaşlarını da ülkeden sürüp atma kararı aldılar.

   Konuya ilişkin ferman ise, 31 Mart 1492 de I. İsabel ve II: Ferdinand tarafından Elhamra Sarayın da imza altına alındı. İmza altına alınan bu kararname de; Yahudilerin iyi Hristiyanları kendi kutsal inançlarından döndürmeye çalışmaları olarak belirtiliyor.

   Bütün Yahudiler hangi yaş ve cinsiyet gurubunda olursa olsun bu zorunlu göç kararına uymaya zorunlu tutuluyordu. İspanya dan kovulanların, giderlerken yanlarına altın ya da gümüş eşyalar almaları da ayrıca yasaklanmıştı.

   İspanya’yı terk etmeleri için tanınan süre ise sadece dört ay gibi kısa bir süre idi. Bu sürenin dolmasına rağmen İspanya’da kalanlar ise idam cezası ile cezalandırılacaklar idi.  Aynı durum Yahudileri evlerinde saklayan İspanyollar içinde geçerli bir karardı.

   Avrupa’nın Ak Deniz havzasında yaşanan bu zulme dünyanın geri kalanı(Osmanllılar hariç) duyarsız kalmayı tercih etmişlerdi. Son yıllar da ayı zulmün benzeri Suriye’li Müslüman mültecilere yapılıyordu. O zaman ki Yahudi mültecilerine insanlık vazifesini yerine getirmek ise Osmanlı’ya kalmıştı. İspanya’dan sürgüne gönderilen Yahudilere Osmanlı kucak açmış ve Ak Deniz’de aylarca aç ve susuz gemilerde dolaşan ve bulaşıcı hastalıklarla boğuşan bu insanlara ise insanca muameleyi Osmanlı yapmıştı. Yahudi mültecileri topraklarına kabul eden Osmanlı Sultanı II: Bayezid, eyalet yöneticilerine yönelik olarak konuya ilişkin bir emirname de:”...İspanya Yahudilerini geri çevirmek şöyle dursun tam bir içtenlikle karşılanmalarını, aksine hakaret ederek göçmenlere kötü muamele yapacakların veya en ufak bir zarara neden olacakların idamla cezalandırılacakları...” ifadelerine yer veriliyordu.

   Piri Reis’in amcası, Kemal Reis’in kumandasında ki Osmanlı kadırgaları ile denizden alınan Yahudi Mültecileri, ilk başta İstanbul, Edirne ve Selanik olmak üzere, İzmir, Manisa, Bursa, Gelibolu, Amasya, Patros, Korfu, Larissa ve Manastıra yerleştirildiler.

   Konuyla ilgili olarak kısa ve net bir açıklama yapan II: Bayezid, şunları kaydetti:” Bu krala(Ferdinand) nasıl akıllı ve uslu Fernando diyebiliyormusunuz? Kendi ülkesini yoksullaştırıyorlar ve benimkini zenginleştiriyorlar...”

   Topraklarında kabul ettiği yüz bini aşkın göçmen sonucunda bir anda dünyanın en fazla Yahudi nüfusuna sahip ülkesi olan Osmanlı’nın  asli unsuru olan Müslüman Türk Milleti ise kendileriyle aynı milliyeti, dini, dili bile paylaşmayan yabancılara hiç düşünmeden kucak açışları ile tüm dünya milletlerine büyük bir insanlık dersi vermiş oldular.

   Bugünkü batının, Müslüman mültecilere davranışları ve sınırlarını dikenli tellerle kapatmaları ve bu tellerden ölüm pahasına geçenlerin medya mensupları tarafında çelme takılarak yerlerde çocukları ile sürüklenmeleri, Ege denizinde kaçak mülteci taşıyan botların kasıtlı bir şekilde delinerek batmasına göz yummalarına karşılık, Türkiye geçmişte olduğu günümüzde de 3 milyon civarın da Suriye’li mültecilere kapılarını açıp ülkesine kabul etmeleri ile tüm insanlığa geçmişte olduğu gibi yeni bir ders vermiştir. Tabi batı bu derslerden hiç bir zaman nasiplenmeye niyetli değildir. Hatta Türkiye ile çatışma sahnelerini yeniden alevlendirmiştir.

    Fi Emanillah!..