EZAN-I MUHAMMEDİ NASIL OKUNMALI?

Mehmet Kaçar

Geçtiğimiz günlerde, Konya’nın bir semtinde bir mahalle camisinde bir müezzinin ezan okumasını dinledim. Bu müezzin kardeşimin belki de abi desem yerinde olurdu. Yaşı zaten 70 in üzerinde. Ses yok, makam yok, tecvit kuralları yok. Dinleyenlere eziyet veren bir gürültü kirliliği var ortada. Bunları aslında hemen hemen herkes her gün dinliyor. Bu camide ki görevliler bunlara nasıl izin veriyorlar bilmem.

Bir diğer konuda yine Konya’nın bir ilçesinin mahallesinde her önüne gelen kendini müezzin zannedip, cami görevlisinden önce koşarak ezan okuma yarışına giriyorlar. Bunlarda da yine ne makam var, ne ses ve de ne tecvit kurallarını biliyorlar. Gürültü kirliliğinden başka bir işe yaramıyor. Bunların bir kısmına neden bunları yaptığını sorduğumda ise, biz sevap kazanıyoruz, kadrolu müezzin kayyum yok. Vakit namazlarını halka bildiriyoruz diyorlar. Bilmiyorlar ki pek çok insanda çok iyi bir intiba bırakmıyorlar. O zaman şöyle bir soru aklıma takılıveriyor: “Ezan-ı Muhammedi kimler tarafından ve nasıl okunmalı?” Şimdi bildiğim kadarı ile bir de konuyu ben açıklayayım.

Ezan-ı Muhammedinin okunuşunu beğenmeyenler için değilde, normalin de Ezan-ı Muhammedi’nin güzel bir sesle, güzel okunması ve her önüne gelenin yada mümeyyiz yaşa gelmemiş çocukların Ezan-ı Muhammediyi minareden dışarıya okumaması taraftarıyım. Bu çocuklar veya cemaat hopörlerlerden değilde, cami içerisinde okuyabilirler.

Bir de ses yok, makam yok, usul yok, insanları nefret ettirecek kişiler sevap kazanacağız diye koşturuyorlar minarelere ve Ezan-ı Muhammedi okumaya. Kendileri sevap kazansalar da, minarelerden duyan binlerce insan da eğer nefret uyandırıyorlarsa bu aynı zamanda “kul haklarını”da ihlaldir ve kazandıkları sevapları da heba etme değilmidir. Bırakın da bu işleri biraz da ehilleri okusun. Çünkü Ezan-ı Muhammedi’nin güzel okunması Kur’an-ı Kerimin’in güzel okunmasından daha önem arz etmektedir bana göre...

Neden mi çok daha önemlidir?

Kur’an-ı Kerim ya cami içerisinde yahutta evlerde ya da onu önemseyen müminlerin kapalı mekanlarda okunuyor.

Ezan-ı Muhammedi, inanan/inanmayan, dinli/dinsiz, inançlı/inançsız(ateist), sağcı/solcu, futbolcu/golcü, Müslüman/ gayri müslim, tüm insanların duyacağı şekilde okunuyor ve herkes onu açık olarak dinliyor.

Ezan-ı Muhammedi güzel bir sesle ve ahenkli okunursa ruha da bir dinginlik, bir ferahlık ve bir dinleme aşkı verir.

Ezan-ı Muhammedi’nin kutsiyetine inanmayanları bile bu şekilde okunan bir Ezan-ı Muhammedi elbetteki etkiler. Hatta basına yansıyanlardan öğrendiğimize göre bazı gayri müslimler Ezan-ı Muhammediyi dinleyerek müslüman olmuşlardır. Yani bir hidayet vesilesi olmuştur.

Eğer, Ezan-ı Muhammedi, çirkin okunursa hem müminleri üzer hem de Ezan-ı Muhammedi’den rahatsız olanları iyice nefret ettirir. Medineli sahabelerin(hepsinden Allah razı olsun)bu konuya çok büyük önem verdiklerini siyer kitaplarından okumaktayız.

Bir de şu minarelerin ayar tutturulamayan ses sistemleri ve hopörlör teşkilatları var ki insanlara gına getirtiyorlar.

Kulakları patlatacak yüksek volümde Ezan-ı Muhammedi güzel okunsa da, insan sağlığına zarar vermektedir. Ayrıca çevreye gürültü kirliliğinden başka da bir şey saçmamaktadır. Ses kirliliği, gürültü kirliliği , bu çağda insanları strese sokmaktadır.

Binaenaleyh, Ezan-ı Muhammedi, hem güzel okunmalıdır, hem de uzmanların sağlığa uygun gördüğü ses desibeli aşılmamalıdır. Yani volüm ayarları iyi yapılmalıdır.

Bu ayarsız ve bozuk ses sitemleri yüzünden bazı güzel Ezan-ı Muhammedi seslerini de duymaktan da maalesef insanlar korkar hale geldi ve kulaklarını parmakları ile tıkayan pek çok cemaat var artık. Güzel sesler özellikle büyük şehirlerdeki gürültü kirliliği kurbanı olup duyulmamaktadır bile. Artık bir an önce yetkililer bu ses sistemlerine el atmak zorundadırlar.

Günümüzde Müslümanları “musiki haram” diyerek “dini musiki kültüründen” koparttılar.

Bu konuda ivedilikle, İHL ve İlahiyat fakültelerinde en azından seçmeli de olsa “dini musiki” dersleri konmalıdır. Yahutta en azından müezzin olarak atananlar hizmet içi eğitime tabi tutularak makan ve usul bilgileri verilmelidir.

Bu derslerde de teori ağırlıklı değilde, icracı bir ders metodu yani usul, makam ve ses eğitimleri verilmelidir. En azından her yıl bir kaç makam öğretilmelidir.

Evet, herkes imam yada müezzin olamıyor. Ama Ezanı Muhammedi okuyorum diye minareye kaçıyor. Onlar da yani, imam, müftü, vaiz ve müezzinlerin çoğunluğu ses eğitimi ve makam dersini almıyorlar. Bu bilgilere sahip olmadan nasıl icracı makamında olacaklar?

Sadece tecvit kuralları da yeterli olmuyor. Okunan Kur’anın ve Ezanın da dinlenebilir olması gerekiyor.

Çünkü, bu dinin en temel özelliklerinden birisi de sevdirmek, nefret ettirmemekten geçer. Bu din bir aşk ve gönül işidir.

Osmanlıların bu konuya gösterdikleri hassasiyeti yeniden kavramalıyız. Onların sanat ve estetik anlayışını yeniden İslam Medeniyeti Kültürü adına keşfetmeliyiz.

Bu dini, sanattan, estetikten mahrum bırakan birilerinin kabalığına da asal teslim etmemeliyiz.

Fi Emanillah!..