1. YAZARLAR

  2. Lütfi AYHAN

  3. Sevgi İyidir de...
Lütfi AYHAN

Lütfi AYHAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Sevgi İyidir de...

A+A-
Allah'ın insanlara verdiği en güzel duygulardan biri de sevgidir. Sevginin aşk, şefkat, merhamet, hilm, hoşgörü… Gibi kardeşleri de vardır. Sevgi güzeldir, sevgi hoştur. Sevgi ile dolu bir yürek, insanı hem bu dünyada, hem ebedi âlemde saadete ve mutluluğa erdirir. Her şeyi bir ölçüye göre yaratan, evreni ve insanı bir denge üzere halk eden rabbimiz bu güzel duygunun da sınırlarını belirlemiştir. Sevgi, aşk, merhamet… Güzeldir, ne zamana kadar? Beden ülkesinin sultanı olan aklın emrinden çıkana kadar. Sevgi, kara sevdaya dönüştüğü, aklın ve vahyin sınırlarından dışarı çıktığı zaman sahibini zehirleyen bir hal alır. Çünkü İnsanı insan yapan tek duygu sevgi değildir. Korku, sevgi, nefret… Gibi diğer duygularda insana daha doğarken verilen hasletlerdir. Allah Zülcelal, bu duyguları bir hiyerarşi içinde yaratmıştır. Eğer sevgi dediğimiz o güzel duygu, o mümtaz haslet, İmanın, Kuranın, erişkin aklın, erdemli ve soylu ahlakın ölçüleri içinde kalırsa iyidir, kıymetlidir lazımdır. Değilse yani aklın, vahyin, evrensel ahlakın kabul ettiği sınırlara uymuyorsa, o sevgi insana faydadan çok zarara verir. Kontrolsüz ve ölçüsüz (akla, imana, erdemli ahlaka uymayan) sevgi (kara sevda) , fıtrata aykırı, hayatın gerçeklerine zıt, yaratılış kanunlarına ters olduğundan özünde güzel olmasına rağmen ölçüsüzlüğünün bir sonucu olarak zehre dönüşebilir. Evladını çok, lakin ölçüsüz seven bir anne, yavrusuna kontrolsüz bir sevgi ile bağlanan bir baba en büyük zararı çocuğuna ve kendisine verir. Mesela hastalanan yavrusuna “hemen ameliyat” diyen doktorlara ,”yavrumun vücudunu kestirmem, ben ona kıyamam, ben onu çok seviyorum “ diyerek ameliyata engel olan bir anne, bu kontrolsüz, bu ölçüsüz sevgisinin bir sonucu olarak yavrusunun ölümüne sebep olabilir. Sevgi aklın, sevgi ebedi hakikatlerin ölçüsü dışına çıktığı zaman, özünde iyi bir haslet olmasına rağmen zehre dönüşebilir.

Bunları niye yazıyorum. Son gelişen adi, alçak, rezil darbe girişiminin temelinde birçok sebep birçok etken vardır: Yabancı devletlerin siyasi çıkarları, bir gurubun tam anlaşılamayan garip hedefleri, bazı siyasi ve sosyal grupların Cumhurbaşkanımıza duydukları kin ve nefret…Bunlar yazılıp çiziliyor. Enine boyuna irdeleniyor. Bu mevzuda ben, göz ardı edilen, hiç değinilmeyen bir mevzuyu gündeme getirmek istiyorum. Dile getirilen gerçeklerin yanında şu hususu da bilmek gerek; O’da “sevgi zehirlenmesi”. Sevginin kara sevdaya dönüşmesi halinde meydana getirebileceği tahribat. Sevda kara sevda bir kişide olursa sadece ona zarar verir. Lakin bu hastalık büyük bir grubu, büyük, güçlü bir siyasi ve sosyal sınıfı esir alırsa tüm toplumu, bir devleti, hatta tüm dünyayı ilgilendiren bir mesele haline gelir.
Fetöyü aşırı seven insanlardan bazıları ile yıllarca önce siyasi, dini mevzuları konuşup tartışırken onlarda bu sevgi dengesizliğinin tezahürlerini açıkça görmüştüm. O gruba mensup bazı eski öğrencilerimin ve bazı tanışların konuşmalarında büyük bir “sevgi zehirlenmesinin” acı izleri apaçık görünüyordu. Mecnun gibiydiler. Fetöye bizim gibi bakmıyorlardı. Yani onu bir insan, bir âlim, bir fani, bir vaiz gibi görmüyorlardı. O’nu hem kendilerini, hem Türkiye’yi, hem de dünyayı kurtaracak “seçilmiş bir kurtarıcı” görüyorlardı. Temel dini bilgilerden mahrum olan o insanlar, O’na öyle ölçüsüz bir sevgi besliyorlardı ki bu aşırı dozdaki sevgi (kara sevda) şakirtlerin bu konuda( yani hocalarına duydukları sevgi konusunda) hem akıllarını, hem bilinçlerini felç ediyordu. Doktordular, avukattılar subaydılar lakin bu mevzuda zehirli bir sevginin beyni, bilinci felç eden bir narkozun etkisindeydiler. Bu Kara sevda onları, Allah’ın her insana verdiği, en temel, en güçlü değer olan aklı bir yana itmeye sevk ediyordu. İslami bilgileri eksik, duyguları akıllarını örtmüş, kalpleri zehirli bir sevgiyle (kara sevdayla) hastalanmış bu insanlar, bu hastalığın etkisi ile hayatın temel kurallarını bir yana itiyorlardı. Bu duruma düşen insanlara Doğu kültürleri “Mecnun” sıfatını veriyor. Mecnun hem genel bir sıfat, hem de Leylaya âşık olan bir gencin özel adıdır.

Mecnunla ilgili onun mecnunluğunu anlatan onlarca hikâye vardır. Bunlardan birini sizlerle paylaşarak günümüz mecnunlarını anlamamıza yardımcı olmak istiyorum: Nevfel adında bir Arap beyi mecnunun şiirlerini okur ve acıklı haline bir son vermek için Leyla'yı babasından ister. Kızı iyilikle alamayınca da ordusunu toplayıp Leyla'nın kabilesi ile savaşa girişir. Mecnun da bu savaşa iştirak eder. Lakin Mecnun, Leyla’yı o kadar sevmektedir ki, Leyla'ya ait hiçbir şeye zarar gelmesini istemez. Bu savaşta, yani leylayı kendisine getirecek savaşta şöyle dua eder. “Allah’ım! Savaşı Leyla'nın kabilesi kazansın!” Hikâyede anlatılanlara bakınca Mecnun bir sevgi zehirlenmesine (kara sevdaya) uğramıştır. Bundan dolayı da normal düşünememektedir. Leyla’sına âşık bir mecnunun zararı sadece kendinedir. Mecnunluk, yani kara sevdaya tutulmuşluk, bir ülkenin kaderi ile oynayacak kadar sayısal ve toplumsal bir güce erişmiş bir grubu esir aldıysa iş çok vahimdir, çaresi de yok gibidir.
Allah cümlemize her alanda olduğu gibi sevgi alanında da dengeli olmayı, aklın ve hakkın ölçüleri içinde davranmayı nasip etsin. Rabbim, ülkemizi, devletimizi, milletimizi, ümmetimizi salaha eriştirsin. Ahiretini kazananlardan eylesin (Amin! Amin! Amin!)
 
Bu yazı toplam 137 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.