1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. Şeyh Ebu-l Vefa Hazretleri
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

Şeyh Ebu-l Vefa Hazretleri

A+A-

Asıl adı Muslihuddin Mustafa ama o daha çok Şeyh Ebu’l Vefa Konevî veya kısaca Ebu’l Vefa olarak tanındı. Konya’da dünyaya geldi. 1490´da İstanbul´da vefat etti. Kendisi Mevlâna Celaleddin-i Rumî Hazretlerinin soyundandır. Sultan Fatih ve Sultan II. Bayezıd Hân zamanında yaşadı.

Günümüzde Vefa adı ile anılan  semt¸ Şeyh Ebu’l Vefa Hazretlerinin bir hatırasıdır.

**Fatih Sultan Mehmet’in yaptığı güzel çalışmalar sebebiyle Ebu’l Vefa’ya karşı çok özel bir muhabbeti vardır. Bir gün has adamlarından birini göndererek¸ sohbetlerinden ve nasihatlerinden istifade etmek için bu büyük insanı saraya davet eder. Ancak¸ Şeyh Ebu’l Vefa bu davete icabet etmeyeceğini bildirir. Daveti kabul edilmeyen Cihan padişahı Fatih tebessüm eder ve “O gelmezse¸ biz onun ayağına gideriz” diyerek bu maneviyat sultanının dergâhına kadar gider. Ama bir sarhoşa dahi açık olan bu kapı Peygamber müjdesine mahzar rikkat ehli Sultan’a açılmaz. Fatih:

—Ey Ebu’l Vefa¸ sende hiç vefa hissi yok mu? diyerek oradan ayrılır.

Sultan Fatih bir müddet sonra aynı kapıya bir kere daha gelir. Ama kapı kendisine yine açılmaz. Kapının bir tarafında koskoca Cihan Sultanı Fatih Sultan Mehmet diğer tarafında da gönüller sultanı Şeyh Ebu’l Vefa hazretleri ağlamaktadır.

Fatih kemâl-i edeple huzura girip işin aslını öğrenmek üzere yaverini içeri gönderir. Yaverin getirdiği cevap tarihî olmakla birlikte manidardır da;

“Benim ona meylim ve onun bana ihtiyacı o derece fazladır ki¸ bir an birbirimizi görecek olsak¸ o benden ayrılmak istemeyecek¸ ben de onu bırakmayacağım. Hünkârımız Efendimizin gönlü çok hassas ve coşkundur. Korkarım ki padişahlık vazifelerini unutup tacı tahtı bırakacak ve dervişliğe kalkışacak. Hâlbuki o milletin işlerini üzerine almıştır. Biz de dünya düzenini korumaya memuruz.” Fatih Sultan Mehmed vefat ettiği zaman  cenaze namazını kıldırmıştır.

**Ebûl Vefa hazretlerinin küçük ve sevimli bir oğlu vardır. Çocuk iyidir hoştur ama kötü bir huyu vardır. Mahalle sucusunun çuvaldız ile kırbalarını deler. Delinen kırba dikilemez¸ ancak boğumlanarak bağlanır ki¸ bu da koca kırbanın telef olması demektir. Saka (sucu) bir sabreder¸ iki sabreder¸ bakar olmuyor¸ en son hazretin huzuruna çıkarak durumu bildirir. Ebûl Vefa hazretleri çok şaşırır. Kırbaların parasını fazlasıyla öder¸ ağlayarak helallik diler. Hazretin bu durumu karşısında bir hoş olur saka¸ keşke eşiğine sultanların baş koyduğu veliyi üzmeseydim diyerek büyük bir pişmanlık ve mahcubiyet içinde dergâhtan ayrılır.

Ebûl Vefa çocuğa hiçbir şey demez. Hemen hanımına giderek; “Aman hatun¸ iyi düşün¸ biz bir hata yaptık ama nerede?” der. Çok geçmeden hanımı yaptığı hatayı bulur. Kadın çocuklarına hamileyken kız kardeşinin sepetindeki limona canı çekmiş¸ istemeye çekindiği için de iğneyle deldiği limondan birkaç damla emerek nefsini köreltmiştir. Kadın Ebûl Vefa’nın isteği üzerine kız kardeşine gider durumu anlatarak helallik alır ve çocuk da bu kötü huyu kendiliğinden bırakır.

**Zamanın padişahı II.Bayezıd-ı Veli, Ebü'l-Vefa Hazretleri'ni çok sever ve onu el üstünde tutardı. Kızını evlendirirken, nikâhı teberrüken Vefa Hazretleri'nin kıymasını ve onun huzurunda yapılmasını istedi. Vefa Hazretleri'ne kırk bin akçe göndererek hediyesinin kabulünü diledi ve nikâh olayını anlattı. Vefa-i Konevî Hazretleri: "Muhyiddin Konevî Efendi vardır. Fakirdir. Bu parayı ona verirsiniz. Bereketli bir zattır. Onu getiriniz, bu işi o yapsın" dedi. Bunun üzerine o zatı geti­rip nikâhı kıydırdılar.

**Bir bahar günü, Şeyh Vefa Hazretleri'ne: "Mevsim güzel, hava çok hoş, Allah'ın rahmet eserlerini görmeniz için dışarı çıkıp dolaşmanızı istirham ederiz" dediler. Şeyh Vefa Hazretleri: "Bugün müsaade edin. Akşam, her zamanki yediğimden bir lokma daha fazla yiyeyim de dışarı çıkacak gücüm olsun" buyurdu. **Kendisine: "Şehrimize şu kadar ağırlıktaki taşı kaldıran ve şu kadar ağır yük taşıyan birisi geldi" dediklerinde, o: "Abdest ibriğini taşımak ondan zordur" buyurdu. Bu ne doğru ve ne güzel bir cevaptır. Çünkü ağır taşı kaldırma ve ağır taşımada nefsin hazzı, vardır. Bunun için nefse kolay gelir. Abdest ibriğini taşımakta ise, nefse muhalefet vardır. Bunun için nefse daha zor ve daha ağır gelir. **Bayezıd¸ Ebu’l Vefa Hazretlerini ziyaret etmek ister. İsteği kabul görmeyince¸ sultanlık damarı kabarmış olmalı ki¸ bir gün aniden¸ sessiz ve sedasız bir şekilde erkânı ile tekkenin yolunu tutar. Kalabalık saray arabalarıyla tekkeye yaklaştıkları sırada¸ dervişler¸ koşarak bu ziyaretten Ebu’l Vefa Hazretleri’ni haberdar ederler. O; “Olamaz böyle bir şey mümkün değildir.” der ve sedirde kıbleye yüzünü dönerek uzandır ve kelime-i şahadet getirir. Sultan¸ Şeyh Ebu’l Vefa Hazretleri’nin bulunduğu mekâna girdiğinde¸ O¸ ruhunu çoktan teslim etmiştir. Çünkü daha önce de o Fatih Sultan Mehmet’e;

“Bu dünyada görüşmemiz mukadder değildir!” diyerek¸ görüşme taleplerini geri çevirmişti.

Bu yazı toplam 879 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar