1. YAZARLAR

  2. Ahmet Balcıoğlu

  3. Sinemayı Sadece Seyrediyoruz
Ahmet Balcıoğlu

Ahmet Balcıoğlu

Ahmet Balcıoğlu
Yazarın Tüm Yazıları >

Sinemayı Sadece Seyrediyoruz

A+A-
Yazımıza Üstad Sezai KARAKOÇ'un 1988-89'larda yazdığı sinema başlıklı yazısından alıntıyla başlayalım.
"Türkiye'de sahipsiz, başıboş bırakılmış bir toplum kurumu da sinemadır. Oysa çağımızda sinema kadar kişilere etki eden kaç müessese vardır? Televizyonu doğuran ve besleyen temel sanat dalı olduğu hatırlanırsa önemi bir kat daha artmaktadır..."
Sinema deyince ne akla geliyor?
Sadece bize sunulan ve vizyona giren Amerikan yapımı filmleri izlemek mi?
Sinemayı yalnızca izlemekle mi yetineceğiz?
Birileri neden bu sektöre büyük yatırımlar yapıyor?
Bu alana yatırım yapanlar sinemaya yalnızca bir sanat gözüyle mi bakıyorlar yoksa başka hedefleri mi var?
Sinemanın önemi nedir?
Sizin için önemi nedir? Hayatınızdaki yeri nedir?
Düzenli sinemaya gitmeseniz de evinizde televizyon varsa her gün film izleniyor demektir.
O zaman bu alanda meydana gelen gelişmelere ve değişmelere duyarsız kalamazsınız. Bu alan sizi de ilgilendiriyor.

SİNEMAYI NEDEN SADECE SEYREDİYORUZ?

Sinema ve film eleştirmeni ve bu konuda yetkin olan Ali Murat GÜVEN’e kulak verelim
“ Sinema, çağımızda ulaştığı başdöndürücü teknik, estetik ve politik düzeyle hafife alınamayacak kadar karmaşık bir endüstri – bazen de sanat- dalı…
Bilim adamları ve sanatçıların, mensubu oldukları ulusları tüm dünyaya tanıtma adına yıllarını vererek ürettikleri eserler çoğu kez genç kuşaklara hiç ulaşamayıp kütüphane raflarında çürürken, birkaç ayda çekilip piyasaya sürülen önyargılı bir filmin aynı ulusun global imajını yalnızca birkaç hafta içinde iki paralık ettiğine tanık oluyoruz. Ya da tam tersi, hangi açıdan bakarsanız bakın, insana ve insanlığa temelden aykırı bir mesajı beyinlerimize aslanlar gibi kazımakta pek mahir olabiliyor sinema…
Bu bakımdan, adına “kamera” denilen çağdaş silahın vurucu gücünü kavrayamayanlar, yalnızca cahiller ve aptallardır.”
Günümüzde bu ülkenin ana caddelerindeki -sayıları on yıl öncesine göre yüzde 500 artan- yığınla hayat kadınının varlığından, gençlerde içki-sigara içme, uyuşturucu kullanma ve seks yapma yaşının 11-12’lere kadar düşmesine; en basit bir sokak tartışmasında bile silaha sarılınıp âdeta kuş vurur gibi insan öldürülmesinden, “kesif bir dışkı kokusu”nun cilalı ifadesinden başka bir şey olmayan “gay kültürü”nün hayattaki en doğal tercihmişçesine toplumda alenileştirilmesine kadar uzanan negatif yönlü her sosyolojik gelişmede sinemanın (ve onun daha da yavşaklaşmış erkek kardeşi durumundaki televizyonun) doğrudan doğruya olumsuz katkısı vardır.”
Hayatımızı ve davranışlarımızı bu kadar derinden etkileyen, yani sapmalara neden olan bu alana yönelik neler yapıyoruz. Bu durumu müspete çevirmek için neler yapıyoruz.
Sinema ve televizyonu hep bozmak isteyenlerin eline mi bırakacağız?
Çağın bu en büyük imkanını neden ıskalıyor heba ediyoruz.
Kötülerin eline bozan, yıkan ve tahribat yapan bir araç iyilerin elinde olduğu zaman tamir eden, iyileştiren ve rehabilite eden bir vasıtaya dönüşemez mi?
Türk sinemasına bakarsanız olmaz ama uluslararası sinemada da haklı yerini almış İran sinemasına bakarsanız olur. Kadın, cinsel yönde istismar edilmeden de çok kaliteli yapımlar yapılabiliyor ve film organizasyonlarından ödül alabiliyor.
Anlaşılan sinema bıçak veya ateş gibidir. Olumlu yönde kullanılırsa insanlığa fayda getirecektir. Olumsuz insanların elinde olursa insana ve topluma felaket getrecektir.

SİNEMADAKİ MÜSLÜMAN İMAJI

Günümüzde savaşlar önce imajlar üzerinden yapılıyor. önce sinema ve filmlerle kamuoyu oluşturuluyor arkasından işgaller geliyor.
Mesela, İslam'ı toplumlara olumsuz mu göstermek istiyorsunuz hemen Hollywood'u devreye sokarsınız.
Jack Shaheen'in yaptığı araştırmaya göre, Hollywood filmlerinde yer alan 900 Müslüman karakterden sadece 12 tanesi olumlu tipleme içermekte, 50 tanesi de iyi-kötü karışık karakterler olarak sunulmaktadır.

Tüm Avrupa ve dünyadaki İslam imajının nasıl olduğunu siz düşünün bakalım.
Türkiye'de Yeşilçam'da çevrilen filmler de aynı değil mi?
Hiç olumlu, sevecen, müşfik, merhametli bir müslüman tiplemesi var mı?
İmamlar en itici bir şekilde gösterilmiyor mu?
Başörtüsü sadece hizmetlilerin başında yer alabilen bir bez parçası değil mi?
İslam, insanlığa selamet ve kurtuluş vadediyorsa bunu ifade etmenin en etkili yollarından biri de sinema ve televizyondur.
Gerek sanat, gerek görüntü, gerek estetik, gerekse konu yönünden en güzel eserleri ortaya koyabilmek için devlet-millet elele verip gayret göstermeliyiz.
Amerika’nın ülkenin tüm imkanlarını Hollywood’un emrine verdiği gibi bizde milli uluslararası sinemamızı geliştirmek ve buradan hakikati dünyaya haykırmak için her türlü imkanı seferber edeceğiz.

EĞİTMEN SİNEMA VEYA TELEVİZYON

“Televizyon yayınlarındaki akıştan ya da evindeki VHS video, VCD ve DVD göstericilerinden günde en az bir adet sinema filmi izlemeyi alışkanlık hâline getirmiş ortalama bir sinemasever, her hafta 11.6 saati, her ay 50 saati, her yıl ise 25 günü TV ekranı ya da sinema perdesi başında geçirir. Bu da, çocukluk çağı sonrasındaki 50 yıllık bir ömür boyunca 1250 gün, yani 3.4 yıl demektir. Özellikle de büyük kentlerde sinema salonunda film izlemenin -“sinemaya gitmek” ve “sinemadan gelmek” gibi- zaman açısından ekstra sarfiyat gerektiren bir boyutu olduğunu da hesaba katarsak, “sinefil” bile sayılamayacak vasat bir sinemaseverin ömrünün net 3,5-4 yılını beyazperdenin ya da televizyon ekranının başında geçirdiğini görürüz.”
İmara verdiğimiz önemi sinemaya vermediğimiz müddetçe daha çok sıkıntı çekeceğiz.
Yollara, demiryollarına ve havaalanlarına verdiğimiz ve vermemiz gereken önemi kültüre, sanata ve edebiyata vermediğimiz müddetle kendimize gelemeyeceğiz, kendi olamayacağız ve diğer kültürlerin etkisinde toplum olarak oradan oraya savrulup duracağız.
Değerlendirmeyi ve durumun vahametinin idrakini takdirlerinize bırakıyorum.
Haydi o zaman bir adım atmaya ve attırmaya, gayrete gelmeye ve getirmeye.
Muhabbetlerimle

BEYDEBA’DAN GÜZEL SÖZLER
- Deniz, dɑlgɑlɑrıylɑ deniz; hükümdɑr, yɑrdımcılɑrıylɑ hükümdɑr olur.
- Bir kez fitne tohumu düştü mü bir kɑlbe kolɑy kolɑy çıkıp gitmez orɑdɑn. Kötülük ɑdınɑ ne vɑrsɑ çɑğırır kendisini büyütür de büyütür.
- Yɑstık diye bɑsını ɑteşe dɑyɑyɑn, yɑtɑk diye yılɑnlɑrın üzerine yɑtɑn bir ɑdɑm, emniyet ettiği bir dostundɑn, düşmɑnlık sezen bir ɑdɑmdɑn dɑhɑ rɑhɑt uyur.
- Dostluk iyi kimseler ɑrɑsındɑ çɑrçɑbuk temelleşir, güçlükle yıkılır.
- Ateşin, borcun, hɑstɑlığın ve düşmɑnın küçüğü yoktur.
- Akıllı bir kimse, düşmɑnındɑn dɑ ɑkıl öğrenmeyi ihmɑl etmez.
- Açık kɑlple konuşɑn düşmɑn, içten pɑzɑrlıklı dosttɑn dɑhɑ iyidir.




Bu yazı toplam 106 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.