1. YAZARLAR

  2. Mustafa ÖZYURT

  3. Sırat Ve Şefaat
Mustafa ÖZYURT

Mustafa ÖZYURT

mustafa özyurt
Yazarın Tüm Yazıları >

Sırat Ve Şefaat

A+A-
Cennete gitmek için sırattan başka yol yoktur. Ancak sırattan geçmek, geçen şahsın iradesine değil, dünyadaki yaşayışına, iman, amel, ihlâs ve ahlâkına bağlıdır. Buna göre müminlerden bazıları derecelerine göre sıratı göz kayması, şimşek, rüzgâr, kuş, yarış atı... Hızıyla geçerken bazılarıda zorluk çekecek. Kâfir ve münafiklar ise sıratı geçemeyip cehenneme atılacaklardır.
Şefaat: Ahirette günahkâr olup ta cehenneme girme durumunda olan müminlerin affi, ibadet ve taat ehlinin daha büyük derecelere inayete erişmektir. Beş çeşit şefaat vardir: 1. Şefaat-i uzma: En büyük şefaat demektir. Kıyamet günü mahşerdeki bekleyişin sona erip hesabın başlaması için Peygamber Efendimizin bütün insanlığa şefaatidir. 2. Bazı müminlerin hesap görmeden cennete girmelerini saglayan şefaat. Bu da Resülullah (s.a.v.)e mahsus olan bir şefaattir.
3. Cennette bazı müminlerin derecelerinin yükselmesi için olan şefaat. 4. Günahları sebebiyle cehenneme girecek olan müminlerin, cehenneme girmeksizin cennete girmelerini saglayan şefaat. 5. Cehenneme girmiş olan müminlerin, cezasını tam çekmeden affedilip çıkarılması için olan şefaat.
Son üç maddede yer alan şefaate, Allah'ın izniyle Peygamberimizin yanında diger Peygamberler, ilmiyle âmil olan âlimler ve şehitler de yetkilidir. Allah'ın izni olmadan hiç kimse şefaat edemeyeceği gibi, Allah'ın izin vermediği hiç kimseye de şefaat edilmez. Şefaatte de ilâhi adalet daima gözetilir. CENNET: İyilik sahiplerinin gideceği mükâfat yurdudur. CEHENNEM: Kötülük sahiplerinin gideceği azap yurdudur. Hadimi k.s. bu hususu şöyle açıklamaktadır:
Sırat köprüsünden geçme hususunda insanlar iman ve amellerine göre farklılık arz ederler. Onlardan kimi şimşek, kimi küheylan hızı ile geçer. Kimi yürüyerek geçer. Kimi yüz üstü sürünerek geçer.
Sırat üzerinden geçilecek. Kimi yüz yılda geçer. Sırat üzerinden en son kişi bin yılda geçer. Sırat üzerinden ayağı kayanların çoğu kadınlardır.

HİKÂYE İSRAİL ZORBASI

Zorba ve ölüm Meleği: İsrail zorbalarından birisi evinde adamları ile başbaşa iken içeri bir şahıs girdi. Zorba, adam öfke ile ayağa kalktı ve “Sen kimsin, seni kim içeri aldı?” dedi.
Giren şahıs: “Rabbim aldı. Bana hiç bir perde engel olamaz. Sultanların yanına girerken izin istemem. Zorbaların saldırısından korkmam. Hiç bir inatçı zorba ve hiçbir inatçı şeytan elimden kurtulamaz” dedi.
Zorba: “Bana mühlet ver ahdimi yerine getireyim” diye istekte bulundu. Ölüm Meleği: “Heyhat müddetin doldu. Nefeslerin tükendi. Geciktirmek mümkün değil.” dedi.
Zorba: “Beni nereye götüreceksin? “diye sordu. Ölüm Meleği: “Göndermiş olduğun amellerin yanına ve hazırladığın evine götüreceğim” dedi.
Zorba: “Ben hiçbir salih amel göndermedim ve güzel bir ev de hazırlamadım.” dedi.
-Ölüm Meleği: “Öyle ise, eli ayağı bütün uzuvları söküp çıkaran alevli bir ateşe, cehenneme götüreceğim “ dedi. Ve yakınlarının çığlıkları ve gözyaşları arasında onun ruhunu aldı.

KİBİRLENENE AYRI MÜTEVAZIYE AYRI MUAMELE

Vehb bin Münebbih’den nakl edilmiştir. Ve ihya da mezkürdur.
Büyüklenen ve kibirden dolayı insanlara bakmayan bir Sultan vardı. Bir takım hizmetçiler ile mağrur bir eda ile yürüyen eski elbiseler giymiş bir adam kedisine selam verdi. Fakat Sultan bu selamı almadı. Adam, onun atının yularını tuttu. Sultan, mani olup uzaklaştırmak istedi ise de muvaffak olamadı.
-Adam Sultana dedi ki: “Sana kısa bir sözüm var”.
-Sultan: “Atımdan ininceye kadar sabret dedi”.
- Adam: “Hayır hemen söylemem lazım diye sıkıştırdı.
-Sultan: “Peki söyle bakalım ne diyeceksin.” Deyince!
-Adam: “Söyleyeceğim şey gizlidir” dedi. Sultan kulağını ona eğdi:
-“Ben ölüm meleğiyim “dedi. Bunun üzerine bunu duyan Sultanın rengi değişti. Ne söyleyeceğini şaşırdı. “beni bırak, biraz izin ver de ehlim ve îyalimin yanına gideyim. İhtiyaçlarını göreyim ve onları birbirlerine emanet edeyim” dedi. Bunun üzerine Azrail a.s.:
Hayır, Vallahi sana izin yok. Ehlini ve evladını kat’ıyyen göremeyeceksin. Vakit geldi” dedi ve ruhunu aldı. Daha sonra Azrail a.s. yoluna devam etti. Ve yolda mümin bir kula rastladı. Selam verdi ve oda selamını aldı.
Mümine: “Seninle görüşecek biraz işim var” dedi ve kulağına eğilerek gizlice: “Ben ölüm Meleğiyim”dedi. Mümin, bunu duyunca:
-“Hoş geldin ayrılığı bana uzun olan kişi. Allaha yemin olsun ki, dünyadaki kayıpların içinde karşılaşmayı çok arzu ettiğim senden başka ikinci birisi yoktur.” dedi.
-Azrail a.s.: “Nasıl istersen canını o hal üzere alayım” dedi.
-Adam: “Öyle ise izin ver de abdest alayım, iki rekat namaz kılayım. Secdede bulunduğum sırada canımı al” dedi. Azrail a.s. da canını o şekilde aldı. İşte böyle muhabbet ehli, ayrılığa sabırları olmadığı ve visale (kavuşmaya) ihtiyaçlarından dolayı ölümü temenni ederler. (Devam edecek)
136
KİBİR

Kibirden sakının. Topraktan yaratılıp, yine toprağa dönecek olan bir varlığın kibirlenmesi, bugün var, yarın yok olan bir varlığın kendini beğenmesi ne kadar manasızdır. Tevazu göstermekle, tevazu sahibi olmak çok farklıdır. Tevazu sahibi övülmüş, tevazu göstermeye çalışan ise yerilmiştir. Cüneyd-i Bağdadi hazretleri, Tevazu göstermeye çalışmak da kibirdir. Çünkü kendinde bir varlık hisseden tevazu göstermeye çalışır.
Gerçek tevazu ehli, kendinde bir varlık hissetmez ki, tevazu göstermeye çalışsın. Onun tevazuu tabiidir, yapmacık değildir buyuruyor. Bazısı da, (Bu günahkâr, bu fakir) diyerek kendinin tevazu ehli olduğunu göstermeye çalışır. Bir günahını söyleyince hemen kızar. O zaman sözünde yapmacık olduğu anlaşılır. Din büyükleri de “bu fakir” diye kullanırlar. Fakat bunlar böyle sözlerinde samimidir. Kibirlenmek, kibirli görünmek, tevazu farklıdır. Kibirliye karşı, kibirli görünmek sadaka vermek gibi sevaptır. Hz. Hadimini nakilleri ve görüşleri bu hususda şöyledir:
Hz. Enes r.a.) dan: Rasülullah s.a.v.) şöyle buyurdular. “Muhakkak cehennemde tabutlar vardır ki, oraya kibirlenenler konulur. Ve üzerine kilit vurulur. Yani orada şiddetli bir azaba düçar olurlar”
Ebu Hüreyre r.a.dan rivayetle Rasülullah (s.a.v.)şöyle buyurdu: “Üç kimse var ki, Allah Teala kıyamet günü onlara mülaki olmaz (rahmet nazariyle bakmaz). Ve onlar için acıklı bir azap vardır. Bunlar zina eden ihtiyar, yalancı Hükümdar, kibirlenen fakirdir”.
Amr ibni Şuayp r.a.) dan rivayetle Rasülullah s.a.v.: ”Mütekebbirler kıyamet gününde (Zül ve alçaklıkta) küçük karınca gibi adamlar suretinde haşr olunur. Onları her bir taraftan zillet kuşatır. Onlar cehennemde bir hapishaneye sevk edilirler” buyurmuşlardır.
Yine Rasülullah s.a.v. buyurdular ki: ”Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete giremez”. Bunun üzerine bir adam şöyle dedi: “İnsan elbisesi ve ayaklarının güzel olmasını ister”.
Oda buyurdu ki: “Allah güzeldir. Güzeli sever. Kibir, hakkın reddi, kabul edilmemesi ve insanların hakır görülmesidir”. Hâlbuki bizler Allahın yarattıklarına şefkat ve merhamet nazari ile bakmakla memuruz. Ve sende Allahın kullarına tahkir ve inat gözü ile bakmaktan sakın.
Peygamberimiz s.a.v.e bir Arabî geldi ve dedi ki: Ben Ramazan orucunu tutarım. Her gün beş vakit namaz kılarım bunlardan fazla bir şey yapmam. Çünkü ben fakir bir kişiyim. Üzerime zekât ve hac farz değildir. Kıyamet koptuğu zaman ben hangi yerde olurum?
Rasülullah s.a,v. Güldü ve şöyle buyurdu: ”Gözlerini iki şeyden, haramlara bakmaktan ve halka tahkir nazarı ile bakmaktan koruduğun zaman, kalbini iki şeyden, kin ve hasetten muhafaza ettiğin zaman, dilini de iki şeyden, Yalan ve gıybetten koruduğun zaman cennette benimle beraber olursun” buyurdular.
Efendim, yukarda ki kısımlar Tefcir’ut-Teslim isimli eserin kenar kayıtlarında gecen malumatlardır, Hazreti hadimi’nin yine BERİKA’sından alınmış olup devamla bu mevzu da BERİKA de şöyle denildi:
Her ne kadar âlimin zikr edilen bu tür afetlerden uzak olduğu ve ilminin fazileti teslim edilse de, âlime lazım gelen şey kibir değil, haşyet ve tevazudur. Çünkü insanlardan hiç bir kimseye karşı kibirlenmemek kul hakkı ve borcudur. Âlim eğer bir cahilin durumuna bakarsa mantıklı hareket tarzı şöyle demektir: ”Şu kişi cahilliği sebebi ile Allah Tealaya isyan etti. Ben ise âlim olmama rağmen isyan ettim. Şu cahil özür beyanına benden daha layıktır.” Böylece o cahilden kendisini daha büyük göremez.
Hatta denildi ki, bir vaiz kendisini dinleyicilerden daha hayırlı görse durum müşkildir. Böylece bütün gayret ve enerjisini kendi nefsine sarf etmeye, kalbini kendi ayıpları ile meşgul etmeye ve başkalarının ayıpları ile meşgul olmamaya yöneltir.

HİKÂYE - İŞİN SONUNU DÜŞÜNDÜM

Adamın biri altınlarını ölçmek için bir kuyumcuya gidip terazisini istedi. Kuyumcu: “Git başımdan, teraziyi veremem. Çünkü kalburun yok dedi.
-Adam: “Benimle alay etme teraziyi ver”dedi. “Ben senden teraziyi istiyorum, sen bana gülünç şeyler söylüyorsun”dedi. Bunun üzerine kuyumcu şöyle dedi:
“Ben sana söyleyeceğimi söyledim. Sen yaşlı ve titrek bir adamsın. Ölçerken ellerin titrerken altın parçaları toprağa düşer. Sende onları topraktan ayırmak için süpürge, eleğe ve kalbura ihtiyaç duyarsın.
İşin sonunun buraya varacağını bildiğim için sana böyle söyledim der. Evet, işin sonunu düşünmek hayatın olmazsa olmazlarındandır! (Devam edecek)
137
İHTİYARA İKRAM HÜRMET

Yaşlı kimselere, yaşı ilerledikçe ortaya çıkan bazı sıkıntılarına karşı sabır göstererek onlara karşı tahammüllü davranmalı. Yaşlılara hürmetin bir bakıma cennetin anahtarı olduğu aktarılmaktadır. Böyle bir müjde karşısında yaşlı anne-babasına veya diğer yaşlılara hürmet ve şefkat nazarıyla bakmayanlar nasıl bir mükâfatı kaçırdıklarının farkına varmalıdır. Hadimi k.s. bu mevzuda şöyle izahlarda bulunmaktadır:
Rasülullah s.a.v. buyurdular ki: ”Yaşına hürmeten bir ihtiyara ikram ve iyilikte bulunan hiç bir genç yoktur ki, onun yaşına gelince Hz. Allah kendisine ikram da bulunacak birisini bahşetmesin”.
Öyle ise, ihtiyarların duasını celbedecek hareketlerde bulunmak lazımdır. Onun içindir ki, eskiler şöyle demiştir: Yaşlıların görüşlerine itibar edin. Çünkü onlar heybet ve hürmet ağaçlarıdır. Onların tecrübeleri ile faydalı ve zararlı şeyler daha kolay anlaşılır.
Yaş bakımından kendisinden küçük olanlara bakarsa, ”Ben ondan evvelki zamanlarda Allaha ası oldum. Der ve onlara merhamet eder. Şefkat eder. Onlara karşı kibirlenmez. Çünkü merhamet ancak şaki ve katı kalpden soyulur.
Hadisi şerif de”Yerdekilere merhamet edin ki, göktekilerde size merhamet etsin” buyrulur. Allahü Teâlâ Musa a.s. a şöyle hitap etmiştir. ”Yetime merhametli bir baba gibi, dul kadınlara karşı şefkatli bir koca gibi, garibe de nazik bir kardeş gibi ol ki, bende sana karşı öyle olayım”.

HİKÂYE: Harun-ür-Reşid kardeşi Behlül-Dane’ye: ”Benim halimi nasıl görüyorsun? diye sordu.
-Behlül: “Onu Allahın kitabına arzetmeliyim.” dedi. ve şu ayeti kerimeyi okudu. ”Muhakkak ki iyiler Naim cennetindedirler. Facirler kâfirler ise cehennemdedirler”. (İnfitar s.a.13,14.)
-Harun-ür-Reşid: “Peki Rasülullaha olan yakınlığımız nerede?’’ dedi.
Behlül-Dane hz. Şu ayeti okudu. “O vakit sura Mikail aleyhisselamın kıyamet vuku bulacağında üfürüldümü, artık aralarında bu gün ne nesep yardımlaşması ve nede birbirinin halinden sorabilirler” (Müminin s.a.101.)
“Ey insanlar sizi bir erkek bir dişiden yarattık (Adem ve Havva) dan. Nesep yönünden herkes müsavidir. Hem de sizi kabilelere ve soylara ayırdık ki birbirinizi tanıyasınız. Biliniz ki: Allah indinde en iyiniz, takvası en ziyade olanınızdır. İnsanlar arasında nesep, soy sop ile övünmek yoktur. Çünkü herkesin aslı su ile topraktır. Şüphe yok ki, Allah Âlimdir. Her şeyi bilendir. Her şeyden haberdardır.” (Hucurat s.a. 13.)
Hâsılı şeref, fazilet ve edep sayesindedir. Yoksa hasep nesep ile değildir. Bazı Kitaplarda şöyle zikredilmiştir: Nesepten fayda yoktur. Ancak Fatımatü’z-Zehra (r.a.) nın nesebi müstesna. Çünkü Hadisi şerif de: ”Her nesep kesilir, benim nesebim hariç” buyurulmuştur.

HATMİ KURANDAN SONRA ELİF LAM MİM OKUNMASI

Hadisi şeriflerinde, Rasülüllah s.a.v. En-nas suresini okuduğu zaman, El-fatiha süresine başlar, sonra El-Bakara süresinden (müflihun) a kadar okur, sonra hatim duasını yapar, daha sonrada kalkarlardı.

HER DOĞAN ÇOCUK İSLAM FITRATI ÜZERİNE DOĞAR

Hadisi şerif de: Her doğan çocuk İslam fıtratı üzerine doğar. Taki konuşuncaya kadar. Konuşmaya başlayınca ya şükredici olur, ya da kâfir olur buyurulmuştur. (Devam edecek)

138
OSMAN GAZİNİN MUSHAFA HÜRMETİ

Osmanlı Sultanlarının atası olan Osman Gazi; Kavuştuğu bütün maddi ve manevi nimetlere, Allahın kelamına riayeti sayesinde nail olmuştur.
Şöyle ki: Zamanındaki insanların en cömerdi idi. Gelip gidenlere çokça ikram da bulunurdu. Bu hal köyün halkına ağır gelmeye başladı. O, bunu duyunca bir Allah dostuna şikâyet etmek üzere yola çıktı. Bir adamın evinde mushaf asılı idi. Yatması için yatak serildiğinde, duvarda asılı olan şeyin ne olduğunu sordu. Ev sahibi; Allahın Kelamı” diye karşılık verdi. Osman Gazi: ”Kuran’ın bulunduğu yerde yatmak, edebe yakışmaz” deyip ayağa kalktı. Kuran’ı kerime dönerek ellerini bağladı.
Ve sabaha kadar Kuranı Kerime tazım için hep o şekilde bekledi. Sabah kalkıp yoluna devam ederken karşısına bir adam çıktı. Ve: ”Senin aradığın kişi benim. Allahın kelamına olan hürmetin sebebi ile Hz. Allah seni tazım etti. Sana ve zürriyyetine saltanat nasip etti. Bir sopa kes. Ucuna da bir bez parçası bağla. Buda Sancağın olsun” deyip ayrıldı. Osman Gazi denileni aynen yapmıştır
Etrafında birçok adamlar toplandı. İlk gazası Bilecik’e oldu ve orayı feth etti. Sultan Alaaddin kendisine izin vererek ”Sultan” oldu. Vefatından sonra oğlu Orhan Gazi hükümdar oldu. Ve oda Bursa’yı feth etti. O günden sonra, Osmanlı devleti Allah Kelamına hürmet sebebi ile hep gelişti, genişledi ve güçlendi.

RUH HAKKINDA RİVAYETLER

Hadimi k.s.nun ruh hakkında ve kabir ziyaretine dair açıklamalarıda şöyledir. Ölü, suda boğulmak üzere olan ve eline geçen her şeye sarılan kişiye benzer. Çocuğundan, ana babasından, kardeşinden ve yakınından bir dua bekler. Dirilerin duaları sebebi ile ölülerin kabirlerine dağlar gibi nurlar girer.
Bazı âlimler ”Ölüler için dua etmek, hayattakilere hediye vermeye benzer” demişlerdir. Bir Melek, üzerinde nurdan bir mendil olduğu halde, nurdan bir tabakla kabre girer ve “Bu filan kardeşinin sana hediyesidir” der. Dirinin hediyeye sevindiği gibi ölü de bu dua sebebi ile sevinir.
Hadisi şerif de: ”Kim anne ve babasının yahut ikisinden birinin kabrini her Cuma günü ziyaret ederse, günahları bağışlanır. Ve kendisine sevap yazılır” buyurulmuştur.

HABER. Kim bir müminin kabrini ziyaret edip ”Allahım Muhammed hakkı içün bu ölüye azap etme” dese kıyamete kadar ondan azap kaldırılır.
Hadisi şerif de: Kim bir kabristana uğrayıp, on bir ihlâs okur ve sevabını ölülere hediye ederse; Her ölüye on bir ihlas sevabı verilir. buyurulmuş. Diğer bir hadisi şerif de: Âlim ve talebe bir köye uğradıkları zaman kabristanında kırk gün azap kaldırılır.
Bütün ölüler ziyaretçileri bilirler. Seslerini duyarlar. Selamlarını alırlar. Bir görüşe göre; Yalnızca Cuma günü ve ondan bir gün önce (Perşembe) veya bir gün sonra (cumartesi) görüp işitirler. Ziyaret eden, ister akrabası olsun isterse olmasın.
Ölüler uzak yerlerde bile olsa birbirlerini ziyaret ederler. Ancak kabir azabı çekenler haps olunmuşturlar. Ziyarete gidemezler, meşguldürler, ziyaret olunmazlar. Kendilerini ziyarete gelenlerin ziyaretinden dolayı ferah duyarlar. Sevinirler. Ziyarete gelmeyenleri kınarlar. Hayatta olanların günah işlemelerinden elem duyarlar. Sevap işlemelerinden sevinç duyarlar. Bazen onlara, hayattakilerin amelleri bildirilir. Bazen de yeni ölenlerden haber alırlar.
Denildi ki: Dirilerin amelleri, Perşembe ve Pazar günleri Peygamberlere, anne ve babalara arz olunur. Sevapları duyunca sevinirler. Günahları duyunca mahzun olurlar. Hayatta olan biri gelip filanca bana zulmediyor, eza veriyor diye şikâyette bulunduğunda elem duyarlar.
Bakire olarak ölen kızlar gibi müminlerin küçük yaşta ölen çocukları da ahirette evlenirler. Şehitler, kabirlerinde kendilerine ikram edilenleri yerler içerler. Fakat buna ihtiyaçları da yoktur. (Devam edecek)

139

MİRACIN SEBEBİ VE HİKMETLERİ

Bu gece, peygamberimizin bütün insanlığı temsilen
Cenab-ı Hakkın yüksek huzurana kabulü manasına gelen Miraç Gecesidir. Hicri Recep Ayının 27 gecesinin şahit olduğu bu 'Büyük Buluşma, bizlere insanın ilahi rızaya ve desteğe ulaştığı akıl ve idraki zorlayan nice üst derecelere ulaşabileşeceğini gösterdiği gibi, mana âleminde yükselip ilahi rahmet ve huzura erişmenin öncelikle gönül ve ruh temizliğinden, ahlaki erdemlere yükselişten her şeyin sahibi olan Yüce Allah'a bağlılık ve boyun eğmeden geçtiğini
hatırlatmaktadır.
Bu gecede farz kılınan ve bizzat Peygamberimizin s.a.v. tarafından mü'minlein miracı olarak vasıflandırılan namaz da, iç dünyamızdaki yükselişi ve arınmayı ifade eder. Biz, yine Hadimi k.s. nun izah ve görüşlerine devam edelim:
Bu mevzuda farklı görüşler ileri sürüldü. Şöyle ki: Arz semaya karşı iftihar etmişti. Ve Sema cevaben şöyle dedi: “Ben senden daha hayırlıyım. Çünkü güneş, ay, yıldızlar, arş, kürsi ve cennet bendedir.”
Arz dedi ki: “Ben senden daha hayırlıyım. Çünkü Allah Teâlâ beni beldeler, denizler, nehirler, ağaçlar, dağlar vs. varlıklarla süsledi”. Enbiya, Evliya ve Müminlerin tavaf ettiği ziyaret ettiği Beyti Şerif (Kâbe) bendedir dedi.
Sema: Semadaki Meleklerin tavaf ettiği Beyti Mamur ile Enbiya, Evliya ve Salihlerin ruhlarının bulunduğu Cenneti Me’va bendedir, diye mukabelede bulundu.
Arz şöyle karşılık verdi: Rasüllerin Efendisi, Nebilerin hatemi, mevcudatın en faziletlisi ve kâinatın en şereflisi olan zat beni vatan edindi. Şeriatını benim üstümde icra etti ve bana defn edilecektir”.
Sema bu sözleri duyunca cevap vermekten aciz kaldı. Ve sustu. Allah Teâlâ’nın zatına yöneldi ve şöyle niyazda bulundu: ”Allahım, sıkıntıda olanlar sana dua ettiğinde kabul edensin. Ben arza cevap vermekte aciz kaldım. Muhammed a.s.)ı bana çıkarmanı istiyorum. Taki arz onun Cemali ile şereflenip iftihar ettiği gibi, bende onunla şerefleneyim”.
Hz. Allah da Semanın bu duasını kabul etti ve kulu Muhammed a.s.) ı Miraç gecesi Semavata çıkardı. Aleyhisselatü vesselam Efendimizin en yüce makamlara miracının hikmeti hakkında bir görüşte şöyledir:
Mele-i Ala amellerin en faziletlileri hakkında ihtilaf etti ve dört mesele hakkında dört bin sene münakaşa ve münazara ettiler. Ve onların hallerine muvaffak olamadılar.
Nebimiz a.s. gönderilince bildiler ki; İşte bu müşkil olan şeyler ancak onun tarafından çözülür. Bunun üzerine, Allah Tealaya tezarru ettiler, yakardılar. Allah Teâlâ da Habibini “Kabı kavseyni ev edna” makamına çağırdı. Ve kuluna vahy ettiğini bildirdi.
Bu vahiy cümlesindendir ki, Hz. Muaz’dan rivayet edilen bir hadisi Nebevide şöyle buyurulmuştur. “Rabbimi (İsra) da en güzel bir suret ile gördüm ( burada kast edilen suret cisim sureti değildir. Çünkü Allahü tealayı mahlûkat suretinde asla düşünmek caiz değildir).
Buyurdu ki: “Ey Muhammed! Mele-i Ala ne hakkında birbirleri ile hasımlaşırlar, davalaşırlar? Bende: “Ya Rabbi sen daha iyi bilirsin dedim. Bunun üzerine kudret elini omuzumun arasına koydu. Yani beni son derece faziletlerle tahsıs etti ve feyiz isal etti. Ben onun soğukluğunu hissettim. Yani o feyiz benim kalbime ulaştı Sema ve Arz da ne varsa hepsini bilir oldum. Yani her şeyin ilmi bana açıldı.
Allah Teâlâ buyurdu ki: “Ya Muhammed; Mele-i Ala ne hakkında hasımlaşmaktadır bilirmisin?”
-Bende; “Evet keffaretler de, kurtarıcılarda, derecelerde ve helak edicilerde, dedim
-Buyurdu ki: “Ya Muhammed doğru söyledin”. Sonra; “Ey Meleklerim! Müşkilleri halledecek kimseyi buldunuz. Müşkillerinizi sorunuz buyurdu. Bunun üzerine İsrafil a.s. dedi ki; Keffaretler nelerdir?
Rasülullah s.a.v. de: “Zor zamanlarda abdestli tam olmak, cemaatlere yürüyerek gitmek ve namazdan sonra diğer namazı beklemektir”dedi.
Sonra Mikail a.s.; “Dereceler nelerdir ?diye sordu.
Ona da: “Yemek yedirmek, selamı yaymak ve insanlar uyurken gece namazı kılmaktır” buyurdu.
Sonra Cebrail a.s. dedi ki; “Kurtarıcılar nelerdir?” Aleyhisselam efendimiz: “Gizlide ve aşikâr da Allah’tan korkmak, fakirlikte ve zenginlikte doğruluk, gazap ve rızada adaletli olmaktır” dedi.
Sonra Azrail a.s. “Helak ediciler nelerdir? diye sordu.
Ona da: “Kendisine itaat olunan cimrilik. Tabi olunun heva ve kişinin kendisini beğenmesi” cevabını verdi. Bunların her birinde Allah Teâlâ:“Muhammed a.s.v. doğru söyledi” buyurdu. (Devam edecek)

140
HADİMİ K.S.NUN NAMAZDA HUŞU RİSALESİNDEN

Hadimi merhum: Namazda Huşu Risalesinde, namaza teallük eden batıni ve zahiri edepler mevzuundan bahsederken; Hamd, namazı cennetin anahtarı ve insanlardan, cinnilerden cümle müminlere MİRAC kılan Allahü Teâlâ’ya muhsusdur. Diyerek Risalesini başlıyor.
Bu cümleden olarak! Müminin cennete girmesi için, namazın ehemmiyetini ifade etmektedir. Risalenin ikinci sayfasında: İlim, Huşu ve Huzuru Kalb başlığı ile huşu ve kalbin huzurunun ehemmiyetini bizlere, ayeti celile ve hadisi şeriflerle, Huzu ve Huşu kelimelerinin manalarını, kalbi bir izahla anlatmaktadır.
Nisa Suresi ayet 43 de: “Serhoş olduğunuz halde namaza yaklaşmayın”, Ayeti celilesini izah ederken Kesret’ül-fehm (anlayış kıtlığı, şuur noksanlığı) ve dünya muhabbetinden, serhoşluktan ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Ve nice namaz kılıcı var ki, içki içmediği halde, namazda ne söylediğini bilmiyor, diyerek manasını bir nevi tefsir ediyor.
Bir ahbabım anlatmıştı: İmam namazda yanılmış, fatihlik yapan yok. Namazdan sonra arkadaşı, münevver olarak bildiği tanıdığı zata: Efendim siz münevver insansınız. Neden imamın hatasını düzeltmediniz? Deyince. Bey amca gülerek; Evladım, o anda dükkân da müşteri ile meşguldüm, diye cevap vermiştir. Hepimiz iyi düşünelim lütfen!
Yine bir ayeti celilesinde: “Gafillerden olma” buyuruyor. Başka bir ayeti celilesinde ise: “Benim zikrim için namaz kıl” buyurmaktadır.
Bu ayeti celileler ve hadisi şeriflerin ifade ittiği mana: Kişi kalbi gafil, ne okuduğunun ve ne dinlediğinin farkında değilse, yani namazda kalbi, Allahü Teâlaya değil de, masiva ile yani kalbi Allahın gayriyle meşgul ise, o namaz insanı kötülüklerden alakoyamayacağı anlaşılmaktadır.
Aynı mevzua devam ederek buyuruyor ki: ”Muhakkak namaz zikirdir, kıraet, ruku, sücud, kıyam ve kuud’dur”.

ZİKİR VE KIRAET

Zikir ve kıra’ete gelince, bunlarda Allah c.c.) nun ismi ile beraber Hz. Allah ile muhatablık vardır. Hıtap, lisanla olmadığı zaman kalble olur. Gaflet ise, kalb de olanı nefy eder. Zikir ve kıraetin, namazın meşruîyeti, kalbi Allah c.c.) nun nuru ile cilalamaktır. Mücerred lisanın hareketi fayda vermez.
RÜKÛ VE SÜCUD: Rükû ve sücud tazım içindir. Mücerred bedenin hareketi fayda vermez. Muhakkak kalbin huzuru namazın ruhudur.

KIYAM’A GELİNCE: Huzurun temini üzere kalbin imametini tenbih ederiz. Zira gaflet, Allah’a kıyamdan kalbi reddedendir. Bunun gibi cesetle iltifat (sağa sola bakınmak) kerahet meydana getiriri. Keza: Kalble iltifat ( kalbin namazda dağınıklığı) mekruhların en şiddetlisidir.
Bu izah da, yüce Alim Hadini k.s., hakiki namaz kılan müminin namazda, kalbinin Allah’ın gayriye iltifat etmemesinin şiddetle lazım geldiğini ifade ediyor.
Ve diyor ki; Namaz içinde iltifat yani sağa sola bakınmak kerahet iras eder Gögös kıbleden ayrılırsa namaz bozulur. Bunun gibidir ki, nazarğahı İlahi olan kalbin Allahın gayriye yine namazda iltifat etmesi, daha şiddetli bir kerahettir der.

KALBİN HUZURU SEBEBİ VE SEMERESİ

Huzuru kalp demek, kendisine necat sahibi (kurtuluşuna sebep olacak) olan şeyin gayrisinden kalbi boşaltmaktır. Onun sebebi de himmettir himmet. Kalp, kişinin ehemmiyet verdiği şeye tabidir uyar. Kalp, sahibinin ehemmiyet verdiği ve dilediği şeyi verdiği ile huzur bulur.
Kalbin huzuru, kıra’et esnasında lafzın manasını düşünmektir. İşte bu namaz, insanı fuhşiyattan ve münkirattan nehy eden namazdır. Okuduğu şeyin manasını mülahaza etmeden okuyan (manasını düşünmeden) istenen semereyi elde edemez.

KALBİN SEMERESİ

Kalbin semeresi: Dünyevi meşguliyetlere kalbi cezbedici sebepleri çıkarmakla, kalbi meşgul eden havatırı (arızaları) def etmek içindir. Zira kim bir şeyi çok severse onu çok zikreder. Bundan dolayı, kim Allah’ın gayriyi çok severse onun namazı havatırdan saflaşamaz.
Öyle ise Mümine yakışan! Müracat mahallinde Allahın gayriyi daha mühim kılmamak ve onun üzerine yani kendi üzerine daha müessir kılmaktır.
KIRAETİN SEBEBİ: Kıraet’in sebebi, kalbin huzurundan sonra zihni, mananın idrakine sarf etmektir. (Devam edecek)

141
TAZIM VE KALP HUZURU

Tazım Hz. Allahın Celal marifetinden tevellüt eder. Onun azamet ve marifeti nefse hakarettir. Onun oluşması onu Rabbisine müsehhar kılar. Bu azamet ve marifetten azamet ve huşu meydana gelir.
Buraya kadar Hadimi k.s., kısa kısa da olsa kalbin huzu ve huşuunu anlattıktan sonra, huzuru İlahiye giderken kalbi hazırlamayı,taharet, kıraet vs. farzlarından şöyle izah etmektedirler.

KALBİ HAZIRLAMA VE EZAN

Ezanı Muhammediye dinlerken ve işitildiği zaman kıyamet gününde nidanın korkusunu mülahaza et düşün. Ezana icabet de zahirin ve batınınla şiddetle kendini ver. Bil ki ezan, ibadet nevilerini cami olan (içinde toplayan) ibadetlerin en faziletlisine davettir.
Tekbir, tesbih, tehlil, hamd, şükür, kıraet, teşehhüd, Peyğamber s.a.v. Efendimiz üzerine salevat, zikir, kıyam, ruku, sücud, dua, huzuru kalb maallah (Allah Teâlâ ile beraber kalbin huzuru), huzu ve huşu nevinden bütün ibadetleri cami olan ibadetlerin en faziletlisine yapılan bir davettir.
Hz. Hadimi, namaza girmeden kalbi hazırlığı ezanı Muhammediye’ye hakkı ile riayete bağlıyor. Ve sonra! İslamın rükunlarındandır diyerek taharet mevzuuna geçmiştir.

TAHARET

Namaz kılacağın mekân temiz olduğu zaman ondan sonrası ile senin içinde temizlik vardır. Sonra elbiseni temizlersin. O senin en yakın kılıfındır. Sonra, bütün bedenini temizlemendir der.
Merhum Hadimi, bedenin zahiri temizliğini anlattıktan sonra asıl olan temizliği şöyle izah ediyor:
Senin için evla olan, kalbini isyan, günah kirlerinden temizlemendir. Yani masıyetleri terk etmek üzere pişmanlık duyarak, nedamet duyduğun günahlara, yasaklara dönmemek üzere azm etmekle günah kirlerinden kalbini temiz tutmaktır. Çünkü o, senin Mabuduyun (Allah c.c.) nun nazar mahallidir.

SETRÜ’L-AVRET

Setrü’l-avret, bedeniyin çirkin yerlerini halkın gözünden örtmek vaciptir. Hadimi r.a. bedeni zahiri manada (dışı) örtmeyi böyle tarif ettikten sonra:
Senin için evla olan! Batınını (kalbini, iç âlemini) örtmektir. O mahal gizli şeylere muttali olan Hakkın nazar mahallidir. O kalb mahalli öyle bir mahal ki, ona ondaki şeye ancak Rabbin muttali olur. Orayı nedametle Allahü Teâlâ korkusu ve hayâ ile örtmektir evla olan. O takdirde onunla zelil ve Rabbiyin huzuruna kötü, mücrim bir kul gibi kıyam edersin.

İSTİKBALİ KIBLE

Bütün cihetlerden yüzünü Hz. Allahın beytine (Kâbe-i şerife) zahiren yönelmektir. Hadimi (k.s.) zahiri yönelmeyi böyle izah ediyor: Lakin senin için evla olan, o anda Allah’ın gayri her şeyden kalbini Allahü Teâlâ’ya yöneltmektir. İşte şu kalbi Allah’a yönlendirmek ancak kalbi masivadan (Allahdan başka kalp de olan şeylerden) boşaltmakla hâsıl olur, diyerek istikbali’l-kıblenin hakiki manasını bizlere öğretmektedir.
Bu husus da sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa s.a.v hadisi şeriflerinde: “Kul namaza kalktığı zaman onun hoşnut olduğu mekânı, yüzünü ve kalbini Allahü Teâlâ’ya yönelterek kıldığında, annesinden yeni doğmuş çocuk gibi çıkar” buyurmaktadır.

KIYAM

Devamla; Sen düşün!. Seni kim ayakta tutuyor. Ve seni kim kurtaracak? Gafil bir kalp ile sen Rabbinden necat (kurtuluş) istemekten hayâ et, utan. Dünya vesvesesi gaflet ve nisyanı (unutkanlık ) getirir. Şehvet pislikleri ile necat olmaz.
Allahü Teâlâ, senin sırrına muttalidir. Senin kalbine nazar edicidir. Namazıyin kabulü, salatıyın huşuû kaderince, tezellül ve tedarru’un mümkündür. Sen, Rabbini görür gibi ibadet et. Sen onu görmesen de o, seni muhakkak görüyor. Eğer sen, kalbini hazırlamaya muktedir olamıyorsan, ancak o, senin Rabbiyin Celalinini marifetini bilmemen kusurundandır. Namazın adaplarının cümlesine riayet etmeye çalış.

TEKBİR

Tekbir Allah büyük demektir. Allahü Ekber dediğin zaman, kalbiyin onu yalanlamamasına çalış. Tekbir aldığın zaman, kalbin de Allahü Tealanın gayri bir şey varsa o, senin ındinde Allah’tan (hâşâ) büyüktür. O takdirde Allahü Teâlâ elbette sen yalancısın diye şahitlik eder.
Senin hevan Allah’ın emrinden sana galip gelirse (muhabbet cihetinden) sen onu İlah ittihaz etmişindir. Senin ALLAHÜ EKBER kavlin mücerret bir kelamdır. Bundan büyük kalbi havatır (arıza olmaz). İstiğfar ve Allahü Tealanın Keremine hüsnü zan ve af ümit edile.

KIRAET KALP VE LİSAN

Kıraet namazda mutlak okumaktır. Bu mevzu da insanlar; Kimi şahıs vardır kıra’et de lisanı hareket eder kalbi ise lisanın hareketinden gafildir. Onun hali bildirildiği gibidir.
Kimi şahsın kalbi, kıraet de manaya sebkat eder. Lisanı ise kalbe hizmet eder!. Dili kalbin tercümanı olur. Lisanın kalbe tercüman olması ile, kalbinin muallimi olması arasındaki fark!, bu derce MUKARRABİN derecesidir. Mübarek zatın buraya kadar yazıp anlattıklarından neler alacağımız, nasıl ne şekilde istifade edeceğimiz hususunda, yüce Mevla’dan şuur ve idrak temenni ederiz. (Devam edecek)

142
HADİMİ K.S. BABASININ KABRİNİ ZİYARETİ

Babamın ziyaretine varırdım. Yine adeti vechile kabrine gidiyorken, babamın ruhaniyeti hâsıl oldu. Aramızda konuşmak vuku buldu.
Babam! Senin maksudun benim kabrime gelmekle hâsıl olmaz. Sallalahü aleyhi veselleme git dediler. Oraya gittim.
Rasülullahın merkadında izin istedim. İçeri girdim. Evvele Sıddıkı Azama, Ömer’ül –Faruk R.A. a vardım. Cenabı Hakkın beni affetmesini ve Peygamberin şefaatı için onlardan ricada bulundum. Ve hepimiz beraber sallalahü aleyhi vesellemin merkadına giddik.
-Ya Rasülellah şu getirdiğimiz zat senin evladındır. Şeriatıyın hadimidir. Mağfiret için taleplerde bulunmanızı istirhama geldik, dedikleri zaman; Sallalahü aleyhi vesellem Cenabı Hakka iltica ederek:
-Ya Rabbi bu benim evladımdır. Bihakkın evlatlığa riayet eden evladlarımdan, şeriatınızı neşirde, benim sünnetimi muhafaza da ve şeriatınızı ifada hürmetleri vardır. Ve ahlakı mütehassine ile mevsuftur. Kulların ihtiyacını karşılar. Müftülük vazifesini görür. Ahkâmı şer’îyeyi ilam ve ümmetinin ahlakını itmam ve butlanını islah ve şeriatınızı intişarla vazifelenmiştir, deyince:
Hıtabı İzzet’den ”Senin evladını, sevdiklerini, çizgisinden gidenleri ve ümmetini mağfiret ettim” diye nidalar işitildi!
Ve kulluğun nisbetin de mağfiret olundun dediler. Etraf da kimseler yoktu. Bana vaaz ve nasihat etmem emr olundu.
-Etraf da kimse yok, kime vaaz edeceğim dedim de;
-Sen sohbetini yap. Vaaz et dinleyen çok olur denildi. Bende, vaaz ettim, itaat zikir ve benzeri ayetlerden...
Muhterem okuyucu, maneviyat ehlinin bu hallerinden, yaptıklarının işlediklerinin arkasında kimlerin olduğunu tefekkür elzemdir. (Torunu Müftü Ahmet Efendinin not defterinden, sahife 107)

ARKADAŞININ SECCADESİ

Hazreti Hadimiye İstanbul’dan Mehmet Efendi isminde bir arkadaşı iki adet güzel seccade almış, Hadime gelen biri ile hediye olarak göndermiş. Getiren şahıs, seccadeler güzel olunca birine göz koymuş ve almış. Birini de Hadimi hazretlerine götürmüş:
-Efendim, İstanbul’dan Mehmed Efendi isminde bir arkadaşınız size bu Seccadeyi hediye gönderdi. Buyurun demiş ve vermiş!
Hz. Hadim: Seccadeyi almış ama sol tarafına dönerek! Yahu Mehmed Efendi gönderdiğin seccade birmiydi ikimiydi?
Sol tarafından bir ses,
-İkiydi demiş. Bu hal karşısında emanetçi şahıs: Yahu bu kadar kolay getirip götürüyorsunuz da bana niye zahmet ettirdiniz demiş. Evet! Hilenin harmanı olmaz. Âlimin yanında dilini, Arifin yanında kalbini tut diye boşuna dememişler. Aynı zamanda bu hadise Hadimi (k.S.) nun, büyük bir zat olduğunu da ifade etmektedir.

HAZRETİ HADİMİNİN ÜMERAYA GÖNDERDİĞİ BELİĞ NASİHATI HAVİ MEKTUBUN SURETİ

Hamiden, müsellim ve daiyen ve müsted’ıyen benim miri muhteremim ve âli kudreti mükerremim hazretleri.
Hemvarı tuba limen tale umruhu ve hüsnü amelihi eseri (ömrü uzun ve ameli güzel olanlara müjdeler olsun) misdak’ı medvar medili-umur olup riyasetinizi fukara-i mazlumiyenin (mazlum fakirlerin) iğasesine ve Ulema-i Salihinin hıdmetine (hizmetine) ve marufatı ityan (iyi ve güzellikleri getirmek) ve münkiratı şer’iyyenin men’ine (şer’i şerifin hoşlanmadığı şeylerin de menedilmesine) sarfa himmet edüp nakdi ömrünüzü kurubatı İlahiye (Allaha yakın olmak) istihsaline sarf.
Hasılı: “Muhakkak dönüş senin Rabbinedir” huzuru Rabi’l-alemine varıldıkda ıtap ve müahaze’i icab eden heva-i nefsaniyeden teberri etmeğe (Rabbi’l-Aleminin huzuruna vardığında azaba seni düçar edecek, cevablarını zorlaştıracak nefsani isteklerinden kendini uzak tutmağa) gayret ve halka muaşeret babında zulüm edene af ve esaet (kötülük) edene ihsan ve uzlet ve müfarekat edene vuslat (ulaşmak) ve cümlesine rıfk (yumuşaklık) ve linet (sıcak ve yumuşak davranma) ve şefkat ve hilm ve tevazu uslubiyle muaşeret ve ülfet etmeğe dikkat oluna!.
Hâsılı sulh ile muaşeret ve bunlara ziyareti malla, canla, tenle, hizmet ve kalblerine girip hayır dualarına medar olan esbaba mübaderet zinhar kalbleri kesrine (kırılmasına) bais inkisarını mucibi (kalplerinin kırılmasını icap ettiren) harekâttan fertı tevekkı edip ve bu per taksıra hadimünnef hamil’ül-evzar’il-bahri’z-zahir fi’l-ezvakı’l-faniye ve’l-cerru’l-vafir fi’l-lezzati’l-kazibeti daılerin siz dahi duadan feramuş buyurmamanız mercudur (rica olunmuştur). (Yazma eserler 4671 s 13) Min–el-fakır Muhammed Hadimi. (Devam edecek)
143
ŞEYH HADİMİ RAHMETÜLLAHİ DAİMİNİN TALEBESİNE NASİHAT MEKTUBUNUN BELİĞ SURETİ

Ey nasihat taleb eden salih kardeşim!
Beni ve seni, Allah gaflet uykusundan uyanık kılsın. Bidayet de ( işin başında) ve nihayet de (işin sonunda) selamet yolunda hidayette kılsın. Bidayet de azgınlık ve dalaletden bizleri korusun. Kendime ve sana takvayı tavsıye ederim. Hususan takvada gaye şu ayeti celilenin sırrına mazhar olmaktır.
“Ey iman edenler; Hakkıyle Allah’dan korkunuz”. “Ey ehli iman, hakkıyle Allah’tan ittika ediniz”.
Müfessirler, hakkıyle takvayı; Kendisinde yapılmasında mahzur olan şeyin vuku bulmaması için, yapılmısında mahzur olmayan şeyin terki iledir. Bu ise Peygamber Efendimizin s.a.v.) in şu hadisi şerifine muvafıktır:
“Malayaniyi terk kişinin İslami güzelliğindendir”. Ve Allahın kulundan yüz çevirmesinin alameti, o kulun malayani (faydasız şeyler ve sözler) ile meşğul olmasından iraz (kaçınmaması) etmemesidir.
Şu hal keşke kulundan kolay görülsün. Lakin zordur. Yakınlıktan müşahede edilen şey gibi.
Belki, her bir şey ki; Ona yaklaşıldıkça kurbiyet (yakınlık) ve budiyet (uzaklık) hasebi üzere yaklaşılır. Çünkü onun altında çok manalar olur. İstikamet ondadır ki, zorluğun gayesine işaret eder. Rasülullah s.a.v. Efendimizin: “Beni Hud suresi kocattı” buyurduğu gibi.
Yine yukarda geçtiği gibi: Gözüyün nasibini ve nazarıyın doyacağı yeri, şeyi Allahü Teâlâ’nın: “Sizin üzerinize nefisleriniz vardır” kavli şerifinde işaret edildiği gibi yap. Hikmeti nazariye ve hayrı kesire vasıl (çok hayırlara ulaştırıcı) edici ameliye’ye ağırlık ver.
“Kim hikmet getirirse ona şüphesiz hayrı kesir verilir” kavli şerifi içindir. Şunlar mahallinde ahlakı müfassalenin pak edilmesine muhtaçtır.
Sen vakitleriyin dakikalarını ilme ve ameli vazıfelerine yoğunlaştır. Kasret. Hususi ile batıni tasfiye ilmine yoğunlaştır.
Sen, vakitlerini batıl, fasid, şeylerde ve kıymetsiz kısır, yaramaz, faidesiz, arızı şeylerle zayi etme (boşa giderme). Çünkü bu vakti zayi etmek ilim talibini iflah ettirmez. O, bakıyat-is-salihatı zail, fani olan şeylere feda (Baki olan şeyleri, geçici olan şeyler için feda etmektir.
Masivadan dünya işlerinden müstağni ol. Dünya çocuklarına, dünya işleri için fakir ve muhtaçlığını izhar etme (açma). Belki, mülahaza et (düşün).
Ve şu hadisi kudsii İlahi: “Ey dünya bana hizmet edene sen hizmet et. Benim gazabım sana hizmet edenedir” ile amel et.
Senin muaşeretin sana muvafakat gösterene ve sana muhalefet edene olsun. Bu muaşeretin, Rasülullah Efendimizin (s.a.v.) şu hadisi şerifi mazmununca olsun: “Senden alakayı keseni sen ziyaret et. Sana zulm edeni sen affet. Sana kötülük yapana kötü davranana sen güzel davran”.
Yine: Bu muaşeretin Cenabı Hakkın şu ayeti celilesinin mazmununca olsun: “Sen yumuşak davrandın. O şeyle Allah’dan rahmet vardır. Eğer sen katı kalbli sert davranırsan elbette senin etrafından dağılırlar”.
Gücüyün yettiği kadar onlara şefkat merhamet ile yumuşaklıkla, tevazu ve ra’fet ile af ile ve ihsanla muamelede bulun.
Sen nafileler ve fezail’den gafil olma. İşrak, Duha, Evvabin, hususuyle teheccüd, kıyamü’l-leyl, naşiete’l-leyl yani gece taatı, eyyamı beyz orucu ve yahut yevmi isneyn orucu, tefekkür, Davud a.s. ın savmı, zilhicce günlerinde, muharrem ve nahvuha (bunlara benzer)...oruç tutmak gibi ibadet ve taatlarla meşgul ol. Gafil olma.
Ve bilcümle: S.A.V. in buyurduğu gibi amel et. Hadisi şerif de: “Ölmeden evvel ölünüz. Hesaba çekilmeden nefsinizi hesaba çekiniz. Ğarip ol veya ğabiri sebil ol”.
Yukarda işaret edilen şeylerin, nasihatlerin cümlesi, Rasülullah s.a.v.e teb’îyeti kâmiledir. İtikadiyyat da, taat, diyanat, adetler ve muamelat cihetinden Efendimize teb’iyyeti kamiledendir (kâmilen ona uymak).
İşte şu işaret edilen kutub’dur ki, iki cihan saadetine kavuşturur. Belki de iki cihan seadetinin başı budur (kâmil teb’iyyet). Hz. Allah onları bize bidayet ve nihayet de müyesser kılsın.
Bi-husnü’l-hitam kema temme bihi’l-kelam.(yazma eserler 4671 ) Mine’l-hakir Ebi Saıt Muhammed Hadimi (Devam edecek)
144

ŞEYHİMİZ HZ. HADİMİNİN OĞLU MUHAMMED SAİD EFENDİYE VASIYETİ (Yine aynı eserde, sahife 13 de oğluna yazdığı kıymetli mektubu:)

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM. Allah ömrünü uzun etsin ve neslini bakı kılsın. Hamd bir olan Allah’a mahsustur. O kuluna kâfidir. Ve sonra sana tavsiye ederim ki:
Ey evladım Muhammed Said, sana ve arkadaşlarına tarıkı enık’den (ferah ve sururlu ve güzel yol) da Allah’tan ittika etmenizi, kitab ve sünnete azimetlerle sımsıkı sarılmanızı tavsiye ederim. Yani, kalben ibadat da diyanat da, muamelat da vaâdat da Habibullah (s.a.v.) e erkânına riayet ederek teb’îyyeti kâmile ile tabi olunsun.
İbadatı muharrere (yazılmış ibadetler), onun tafsilatı selefin vasiyetlerindendir. Tafsilatı selefin vasiyetinde olan ibadatı muharrare de, erkânına riayet ederek teb’îyyeti kâmile ile olun ki, ittika hâsıl olsun.
Ebu Hanife’nin Fi ahıri Eşbah da, talebesi İmamı Yusuf ve oğlu Hammad’a ve Tilmizi Yusufu semti ve İmamı Gazali’nin Vesayihi’l-Velediye de vasiyetleri gibi.
Ve Peygamber Efendimiz s.a.v.) in : “Faziletlilerin en faziletlisi, sana gelmeyene gitmen, sana zulüm yapanı affetmen, sana kötü davranana hüsnü muamelede bulunmandır” hadisi şerifini mülahaza ediniz.
Malumdur ki ”Refik rıfk (yumuşak) dandır”. Öyle ise birbirinizi arkadaş edininiz. Bazınız bazınızı arkadaş edininiz. Ezalarınıza tahammül ediniz. Ayıplarınızı örtünüz. Haklarınızı muhafaza edin. İyiliklerinizi, muhassenatınızı (güzelliklerinizi) izhar edin. Rüsvay edici levm edici (kötüleyici) şeylerden ve aranızda ayıplanacak şeylerden uzak durunuz. Muhakkak insan, zel ve nisyan (unutmaktan) dan hali değildir. Ancak AHYAR (hayırlılar) ile muaşeret de bulunun. Eşrar (şerlilerden) dan uzak durun. Ancak hayırlılardan uzak olmayın.
İyi güzide sıfatlarla cezbe üzere çalışın. Yani maneviyat da kalbi cezbenizin üstazınıza artmasına çalışın. Asan, vüs’ât (geniş ve serbest ) zamanlarınız da ve sıkıntı zamanlarınız da sirran ve alenen (gizli ve aşikâr), cemî emvaliniz de, zikir, fikir, şükür, havf ve haşyet üzere olunuz. Bütün hallerde, aslın aslı budur. Sizlere yakışan, üzerinize düşen de bunlardır.
Sonra; Senden ricam (beklediğim)!
Ey gözümün nuru evladım, Hz. Allah seni İhvanıyın (kardeşleriyin), cümlesi ile beraber, muhabbet ve razı olacağı şeylerde muvaffak kılsın. O ihvanın ol kimseler ki, bu yolda senin öğürlerindir. Sana sebkat eden kardeşlerinle cümlesi ile muvaffak kılsın.
Kim sizin sohbetinizde, arkadaşlarınızın sohbetinde bulunursa bulunsun, ben sizden halvat ve celvat da halis davet (hiç karşılık beklemeden yapılan davet) eden, davetini tasdik eden şeyi sizden umarım. Halis davetle davet eden dost davetlerinin kabulünü sizden beklerim. Hususı ile dua vakitlerinde.
Sizin ve arkadaşlarınızın sohbetinde bulunan kim olursa selam ümid ederim. O sizdendir. Hulüvvet ve cilivat da halis bir davetle dost olarak geldi. Sizin davetinizi kabul etti.
Hususı ile dua vakitlerinde. Ve o dostun ali ve maruf olan vatanlarında kendi arzusu ile bu fakir cürüm ve kusur sahibi, onunla uzun zamandan beri alakalanamadı. Hayatta kaldığım müddetçe, taât ve Allah’a kurbiyetin (yakın olmanın) efdalını (en üstününü) elde etmeye çalışmak ve fani, sonu boş, bozuk, fuzuli olan şeyleri terk etmekte muvaffakiyet olduğuna inan. Yani muvaffak olmaya çalışacağım.
Ve ahiri eyyam da (son günlerde) ve ahır zaman da şehadet rütbesinde hüsnü hatime ile yevmi haşr ve kıyam da, kendileri üzerine nimetlendirilenlerle beraber refakat (arkadaşlık) ettirsin.
Sizin ve ihvanınız için, menfaatlı ilimlerle, salih amellerle, ilim ve ameliniz de ziyadelik ve kuvvetle uzun ömürlü olmanız için dua etmekteyim. Cümlenizden beklediğim, ümidim, Hz. Allah’a dua ederek yukarda geçtiği gibi Medresemizin fezaili ilmiye ve kemalatı nefsanîye ile müzeyyed olması için (kuvvetlenmesi ve çoğalması) dua etmenizi umarım.
Onların yarınlarını bu günden hayırlı kılsın. Ve yine, dünlerinden bu günlerini hayırlı kılsın. İşte şu öbür aleme irtihal davetine acele etme anında en kısa yoldur, gayedir. Eceller tafsilat üzerine en büyük delildir. Allah c.c. en kuvvetli yola hidayet ettirsin. Allah Teâlâ her emir de mütezarraadır (yakındır). Temmet) (Devam edecek)

145
AYNI ESERDE, ŞEYH ABDULKADİRİN OĞLU, ŞEYH MUSTAFANIN 25 MUHARREM 1185 TARİHLİ MECMUASINDAN YAZILMIŞ VE HASİB VE NECİB EVLADINA YAZDIĞI BELİĞ MEKTUBU

Noksan sıfatlardan münezzeh kemal sıfatları ile müttesıf alan Allah Teâlâ’nın ismi ile. Bundan sonra: Fani olan aziz evlat!
Allah Teâlâ seni aziz kılsın. Tahkık emanınız benden nasihat talebiniz bana baliğ oldu (ulaşdı). Muhakkak Rasülullah s.a.v. buyurmuşlardır ki:
“Mümin müminin kardeşidir” haliyle kardeşine nasihati terk etmez” buyurmuştur. “Nefisleriniz sizin üzerinizedir”Allahü Teâlâ’nın ayetinin mucibince. Öyle ise sana düşen, bütün meşğuliyetini nefsini ikmale sarf etmekliğindir. Bir mertebeye vasıl olmaya, nazari ve ilmi hikmetlerin her ikisine de muvazabet (devam etmek) e sarf etmekliğin senin üzerine yakışandır. Zira Allahü Teâlâ:
“Kim bir hikmet getirirse (vesile) olunursa ona çok hikmetler hayırlar verilir” buyurmaktadır. Senin kazancın, şer’î hududların kanunları üzerine ve sünnet erkânına kaidelerine mahsus olsun.
Zaruri hallerin dışında, kitap ve sünnet de azimetle amel edesin. Ruhsatlar, hastalıklara yakalanmak ve tehlikelerden kurtulmakdadır ( kurtulmak içindir). Haramlardan kesinlikle kaçınmalısın. Yapılmasında beis olmayan şeyleri terk etmeni tavsiye ederim. Hatta yapılmasında beis görmediğin şey bile olsa.
Şu takdir de sen, Allahü Teâlanın : “Allah’dan hakkıyle ittika ediniz” emrine imtisal etki, Cenabı Hakk’ın: “Muhakkak Allah c.c. müttekılerle beraberdir” ayetinin rütbesine nail ve vasıl olasın. İlahi gayenin rütbesine nazar et ve iyi düşün!
Ve bilcümle: Senin üzerine düşen, sonra senin üzerine düşen: Rasüllerin efdalı Efendimize kalbinle, erkani ile itikat da, ibadat da, diyanat da ve muamelat da tabi olmandır. Hatta adiyat da (adetler de) de bile. İşte şu: İhtiyaç zamanında bir azıktır. Yaşın ilerlemiştir (otuz yaşını geçen). Onun üzerine mülaki olan şeyde, bakı olan şey üzerine delil vardır. Benim anlatacaklarım bu kadar. Cümlesi onun üzerine delidir.
Min-el-fakir Muhammed Hadimi ila veledihi’n-necip’il-hasibi’d-daimi ehabbellahü Teâlâ (Muhammed Hadimi fakirinden Allahın çoksevdiği hasibi daimi necib evladına)

SULTAN TATARHAN’A

(Cemaziye’l-ahır’in ortasında yazdığı ve Mahdumu tarafından Sultana ulaştırılan mektubu).
Lisanların nutku alasına itimaden onun parlaklığı üzerine hulus merasimin tayy’inden sonra; Tahkık mektubunuz vasıl oldu. Hitabınızdan teaccüp ihtiva eden mektubunuz bize vasıl oldu.
Çok açık malumdur ki; Muhakkak şu ömrün kazançlarının neticesi Hz. Hızırın vasiyeti ile süâli museviye îndinde cevabıdır. O cevap ise’
“Yani sen, ilmi amel ecli için talim et” kavlidir. Takdir olunur ki, muhakkak amellerin en faziletlisi müteaddi olanıdır. O müteaddi olan amelde efdal olan, İslamı neşr etmek ve talim etmektir. Bunların her ikisini de aslın aslı kılmalıyız. Telakki etmeliyiz elbette.
Eğer İslamın neşri ve taliminin husulü ve bidayetten gaye’ye cevdet’i fehm ( çok güzel yüksek anlayış) olunursa, o takdirde elbette biz sair şeylerin zorluğunu irtikâp ederiz. Eğer fehm edilmezse (anlaşılmazsa), o zaman şu ayetleri anlamak lazım.
” Kimki dininden dönerse yani önceki haline, Allahü Teâlâ’ya onun istidadı elbette zarar veremez. (şimdiki halde ve gelecek zamanda). Yakında biz şükredenleri mükafatlandırırz”.(Ali imran s.a.144)
- sürei nisa ayet 114 de Kavmin sırlarının çoğunda hayır yoktur. Ancak sadık emir ve maruf ile olursa hayır vardır”demektir.
“Kadınlarla beraber olmaya razı oldular. Onların kalbleri üzerine nifak damgası vuruldu. Artık onlar cihad’daki sâadeti ve geri kalmaktaki şakaveti anlayamazlar. (Surei tevbe a.91)
Batıl yalan haberlerle mutmeîn olurlarsa, Allahü Teâladan umulur ki, senin hakkında hayırlı olan şeyi ihtiyar etsin, kendisinden gayb olmayan ilmin iktizasıyla.
Bilcümle: Düşünülsün, kolaylaştırılsın, yardım olunsun. Sonra o hususta müşavere erbabı olan kimse ile istişare edilsin. Sonra istihare yapılsın. Sonra mucibince amel edilsin. Eğer görülürse yani görüş bu yönde olursa, bu husus da Rabbimin emri açığa çıkacaktır. Eğer görüş bu yönde olmazsa emir kesintiye uğramaz. Belki emir talika laik ve takriben cevap olacaktır.
Sen bir şeye azmettiğin zaman Allah’a tevekkül et: “Kim Allah’a tevekkül ederse Allah ona kâfidir. Ve o ne güzel vekildir”. Biz ona tevekkül ederiz. İşlerimizi ona havale ederiz.
Asıl ümit edilen şey! O bizim ricamız ümidimiz, tevfikı davetinden olan hali, İlahi kurubatın (yaklaşma yollarının), ona yaklaşması en yakın olanıyla olacağını ümid etmemizdir.
Ve uhrevi âleme irtihal anında hüsnü hitam üzerine nimetlenmekle beraber refakat ricamızdır. Lakin bizim vücudumuzda bir nevi illet (hastalık, arıza) vardır ki, biz onların hepsinin sıhhate tebdilini (değiştirilmesini dönüşmesini) ve afiyetin devamı için halis dua bekleriz...
Min hakır Muhammed Hadimi
Tahkık bu mektup Muhammed said’in mahdumu tarafından cemaziyel-ahir’in ortasında tarihin de TATAR HAZRETİ SULTAN’ın eli ile sıhhat haberi ile ve tedris ve talimle (bazı ilimleri) haber vasıl oldu (bize ulaştı). Biz onun için ve hepsi için dua bekleriz.(Aynı eserden) (Devam edecek)

146
ÜSTAZIMIZ ŞEYHİMİZ MÜFTİ HADİMİ (K.S.)IN AKSARAYLI İBRAHİM EFENDİYE YAZDIĞI MEKTUBUN BİR SURETİDİR

Sübhan olan Rabbimin ismiyle. Biz ondan eman isteriz. Bundan sonra: Ey felaha kavuşturacak çok nasihat taleb eden salih kardeşim!
-Salaha götürecek nasihat, Rabbi’l-âleminin kelamından ve Seyyidi’l-mürselin Efendimizin kelamından iktibas edilen nasihat içindir.
Rabbimizin: “Senin nefsin senin üzerinedir”ayeti celilesi senin nefsini ikmalde sana kâfidir. Sen meşguliyetlerin cümlesini, nefsin fezailini cem etmek talebi üzere hasrettir. O takdir de takva devleti gayesinden elbette başka bir şey tasavvur olunamaz.
O takva devletinden başta; “O Allah’dan hakkı ile ittıka ediniz” kavli şerifince elde edilir. Tasavvur olunur. Ve şu size işaret edilen, Hz. Allah’ın nasihatlerinin zübdesidir (kaymağıdır), kullarının hepsi için. Hassaten Nebi ve Evliyanın zübdesidir.
Müfessirlere göre: Takvanın hakkı, yapılmasında beis olmayan (mahzur olmayan) her şeyi terk etmekle. Hatta ifasında beis olan şeylerin hepsini terk de takvanın hakkı yerine getirilmiş olur. Ve bu takdir de, mayani (faydalı) olan şeylere karışmaması, geçmemek için, malayaniyi terki lazım kılıcıdır (yani kılıç gibi kesmektir). Sana lazım olan şeyin geçmemesi için. Çünkü sana lazım olan şey, sana bakı olan şeydir, yani sana kalacak olan şeydir. Sana faydalı olan başkasına da faydalı olandır. Yukarda geçtiği gibi, bu Tarikatı Muhammedi’ye de (Muhammed a.s.) ın yolunda) olan kimse fuzuli kelamdan ve boş sözleri uzatmayı terk etmesi lüzumludur.
Ve kalbinden Allahü Teâlanın: “Allaha yöneliniz”Allaha koşunuz” kavli şerifini kalbinden çıkarma. Taki; “Ayeti celilesinin sırrının inhitasına kadar. Yani sırrı tecelli edinceye kadar. (veya sırrı tecelli etsin).
-Allahın zikrine devam et. Allaha yüz çevirmekten kaçın. Çünkü o, mübtela ve müntehidir. “Muhakkak dönüş senin rabbinedir” Kıl ve kal-i terk et. (yani denildiydi dediydi...)gibi. Sen her halini ve ahvalini, Mevla-i Müteâle mülakı olmayı kendisi ile elde edeceğin şeylere hasrettir.
Ve sen dünya sevgisinden başka bir şey bulunmayan, ahireti terk eden insanları terk et. Çünkü dünyayı seven, ahireti terk eden kimse, hangi şeyin fani, hangi şeyin bakı kalacağının seçimini aklı ile elbette tasavvur edemez. Hâlbuki ahiret çok hayırlı ve bakidir.
Sana insanlarla muaşeret babında Rasülullah s.a.v.) in: “Faziletlilerin en üstünü, senden alakayı kesene gitmen, sana vermeyene vermen, sana zulüm yapanı affetmen, seni ziyaret etmeyeni senin ziyaret etmen, sana kötü davranana açık lisanla, yumuşak tarafından güler yüzle, tatlı dille, galiz, abes ve şiddet olmadan merhametle, rifkat ve şefkatle, güzel davranmak faziletlilerin en fazıletlisidir” kavli şerifi kâfidir. O şeyde Allah’ın rahmeti vardır.
“Onlara yumuşak davran. Onda Allahın rahmeti varıdır” ve “Sen katı şiddetle davranırsan elbette senin etrafından dağılırlar” kavli şerifini mülahaza et. Sen hakkıyle teemmül etsen, aslın aslını bulursun.
Ve sen şöhretten kaçın. Çünkü şöhret, zamanımızda harap edici bir zehirdir. Tadıldığı takdirde o kimse ona mübtela olur. Haber görmek gibi olmaz. Sana halk ile muaşeret de imamımız İmamı Azam r.a.) in AHIRİ İŞBAH da imamı faniye ve talebesi imamı Yusufu semtiye vasiyeti sana kâfidir.
Yine yukarda geçtiği gibi, dünya işlerinde şu hadisi kudsi kâfidir. “Ey dünya, bana hizmet edene sen hizmet et. Benim azabım sana hizmet edenedir”.
Hırs ve tamahkârlığı terk et. Kanaat sahibi ol. Dünya ehline dünyalığı elde etmek için kalbini meyl ettirme. Sen ibadetden ne için halk olundu isen onun üzerine devam et. Allahü Teâlâ çok gayretlidir. Öyle bir gayret ki, kulunu, halis kulları için hizmetinde kılar. Sen, hakkıyle tecrübe etmiş olsan, muhakkak dünya, insanlardan zenginlik isteyen için küçük bir danedir.
İhtiyaçlarını insanların Rabbine hasret. Bakıyatı salihattan bizim ümmetimize verilen fani arzuların istihsalinde senin içinde verildi. Sen o saadeti zayi etme (boşa giderme). Sonra, senin üzerindeki meşguliyet, talim ve tedrisle menfaat verici ilme hizmetten nazar ve ameli hikmetlerin vazifeleri ile meşgul olmaktır. Ve ameli saliha ile hizmetin devamı ile vazifelisin. Senin meşgul olacağın vazifen bunlardır.
Sonra: Sen şu, vasıtalı ve vasıtasız talep olunan, kast edilen ikdam olunan şu nasihat sahifelerini teberrük sahifesi kılma. Belki vaktin fevkında (üstünde) kıl. Çoğu vakitlerini bu nasihatlere nazar et. Ve onunla amel et. Sen onun lafızlarını her ne kadar söylesen de o, bir nasihattir. Lakin sen, o nasihatlere çok riayet et. Eğer sen kabul eder o nasihatle amel edersen, mahza senin iz’an (yüksek anlayış) kabiliyetindendir. Ve illa kabul edip amel etmezsen, sana tasavvur edilen nasihatçı yani sana şu iki ayeti nasihatçı olarak tasavvur et derim.
Şu iki ayet: “İnsanlara iyilikmi emrediyorsunuz, hâlbuki kendi nefislerinizi unutuyorsunuz” “Kendinizin yapmayacağınız şeyleri niçin söylersiniz”.
“Kötü amellerimizden ve nefsimizin şerlerinden Allahü Teâlâ’ya sığınırız. Ey hile, kuvvet ve ahvali tahvil eden bizlerin hallerini güzel hallere tahvil et. Ömrümüzün sonunu hüsnü hatime eyle. Beni müslüman olarak öldür ve salihler zümresine ilhak eyle. Âmin. (aynı eser sahife 14) (Devam edecek)
147
HAZRETİ HADİMİ’YE MÜRŞİDLİK VAZIFESİ

Hadimi rahmetüllahi aleyh’e son zamanlarında MÜRŞİD’lik vazifesi verildiği de çok söylenmektedir. O yüce vazifeyi ifa etme vazifesi ile muvazzaf iken bu âlemden öbür âleme irtihal etmiştir. Bu manevi vazifede ne kadar devam ettiği hususunda değişik görüşler vardır.
O büyük zatın hayatı, hep ehlisünnet ve’l-cemaat akıdesine sımsıkı sarılmakla ve onun kitabı ilahiye’ye son derece halisane hizmet etmekle geçmiştir. Ve öyle anlaşılmaktadır.
Eserinde ve mektuplarında da anlaşılacağı üzre, ebedi kurtuluşun sünneti rasülüllaha tabi olmağa devamlılıkda olduğunu hep tavsiye ve vasiyet etmektedir. Bizim bu samimi ve saf kanaatimiz odur ki o, gerçek bir müderris ve mürşid olarak hayatını devam ettirmiştir. Bu sebeple, biz deriz ki, doğru olan, Hazreti Hadimi’nin bir mürşid K.S.) olarak bu âlemden darı baka’ya intikal etmiş olmasıdır.

HAZRETİ HADİMİNİN EL YAZMA KİTABINDAN

(338-109- Merhumun torunu Müftü Ahmed Efendinin not defterinden)
Bismillahirrahmanirrahim. Hamd tek olan Allah’a mahsustur. Salât onun kulu ve rasülü ve onun âline olsun.
Sanki ben kendimi Sakfı Azımın tahtında müctehiden ve mütearriken bulunuyordum. Kürsü koyun ona denildi. Ve bir kürsü koydular. Yüksekliği iki zira sanki altundan işlemeli acaib bir Kürsü. Bana, çık kürsüye vaaz ver denildi.
-Ben dedim ki: Dinleyecek kimse yok, kime vaaz edeceğim?
Dediler ki: Sen konuş. Dinleyici olur dediler. Kürsüye çıktım ve dedim ki: Ey topluluk, Allah ve Rasülüne itaat ediniz. Ve Allahtan ittika ediniz.
“Allahtan ittika ediniz ki felah bulasınız”(ayet). “Allaha yöneliniz, bağlanınız ve ona doğru koşunuz”(ayet). “Allahın mağfiretine koşunuz. Semavat ve arzın genişliğinde olan o cennet müttekılere vaad edilmiş hazırlanmıştır” (ayet).
Ey kavm: “Allah Tealayı zikrediniz. Gece ve gündüz tesbih ediniz”(ayet) “Siz Allah Tealayı zikrediniz ki Allah da sizi zikretsin.(ayet). Ve dinleyenler; Allah dediler. Sonra kürsüden inme anında; İnme dediler. Ve semaya doğru çıkardılar. Beraberimde sanki dört veya yedi kişi vardı. Yedi kat semadan SİDRE’ ye kadar çıkartıldım.
Sonra Arşın bazı esrarına şahit oldum. Sanki Mevlama vuslatı (kavuşmayı) umuyordum. Melaike-i Kiramın tesbihlerini işittim.
Melekler: “Sübbühun Kuddüsün Rabbüna ve rabbü’l-Melaiketi verruh ve Sübhane men teazzame bi’l-azameti ve’l-ceberut ve Sübhane’l-meliki’l-hayyi’llezi layemutü ve küllü hayyin yemütü ve nahvüha” Diyerek Mevlaya tesbih de bulunuyorlardı.
Sonra çok mühim olan şeyleri, kendim, evladlarım, babam, annem, meşayıhım, talebelerim ve ahbablarım için Rabbimden istedim. Dua ettim. Sonra Hz. Peygamberimize mülakı olmak için dua ettim. Hatıfdan bir ses denildi ki:
-Ona vasıl olacaksın.
-Maıyetime (beraberime) bir Melek tayin edildi. Ona KESEFYAİL deniliyor. Benim için eğerli bir burak, mislini hiç görmedim, bir hayvandı. Hemen bindim. Çok geçmeden KESEFYAİL ile Efendimizin Ravzasından yükselen ENVAR ve Haymesinin zıyası, vasıflandırmak mümkün değil. Bu eşsiz ilahi manzaraya şahid olduk.
Ben, Kesfiyail, evvela Sıddıkı Azam’a r.a. gidelim ziyaret edelim dedim. O Hz. Peyğamberin Merkadı Şerifinin sağ tarafında yakınındaki Haymenin altında bir kürsü üzerinde oturuyordu. Selam verdim. Ve elini ayağını öpmek için izin istedim. Öptürmediler. Müsafaha edelim dedi. Müsafaha ettik. Sonra ben onun beyaz ellerinden öptüm.
Bana: Ehlen ve sehlen, yani hoş sefa geldin dediler. Bana dua ettiler. Birçok vasiyetlerde bulundular. Ben kendilerine, bana yol gösterirmisiniz Rasülullah Efendimizin huzuruna gitmeye diye rica da bulundum.
Bana dedi ki:
-Buna hacet yok. Sen kendi haline gidebilirsin dedi. Bende huzuru Nübüvvete gittim. Efendimiz, yüksek bir sedir üzerinde. Selam verdim şu şekilde:
ESSALTÜ VESSELAMÜ ALEYKE YA RASÜLELLAH
ESSALATÜVESSELAMÜALEYKE YA HABİBELLAH
ESSALATÜ VESSELAMÜ ALEYKE YA SEYYİD’EL-EVVELİNE VE’L-AHIRİN
VEYAŞEFİA’L-MÜZNİBİNVEYAMEN BUİSE RAHMETE’LLİL-ÂLEMİN.
Bu selavatı şerifeye karşı güler yüz ile, yumuşak vazıyet de, ehlen ve sehlen ya veledî ve habibî, diyerek karşıladılar. Kendisinden şefaat taleb ettim.
-Bana birçok vaatler yaptı. Vasiyetler yaptı. Lakin benim unuttuklarım oldu. Hatta benim on sekizinci evladımsın buyurdu. Sonra, beni Hz. Ali’nin merkadına gönderdi. Oraya gittim. Ellerinden öptüm. Hz. Ali bana:
Ehlen ve sehlen evladım dedi. O evlatlık öyle bir evlatlık ki, o evlatlığı bihakkın hıfz edin buyurdular. Sonra, Hz. Âlinin yanında seriri üzerinde beraberce çok oturdum. Sonra bir nida geldi hatıfdan:
-Hazırlanın.
O anda sayamayacağım kadar çok binek (Burak) geldi. Ve yerimize avdet ettik. Sonra:
Hamden ve hamden Allahıma hamdolsun. Ey Rabbimiz, bizim için nimetlerini tamamla ve verdiğin nimetlerin şükrünü bizlere kolaylaştır. Ey Allahım, en güzel nimetlerinle bizleri rızıklandırdığın gibi, bizleri yine rızıklandır. Ve bizleri bizden razı olacağın manada şükrünü edada muvaffak kıl...duasını hemen ilave yaptılar.

AYNI ESERDE- Hz. Hadinin el yazma eserinden s,338-109)
Daha sonra, aynı senenin Ramazanı şerifin 28. günü Hadim Cami inde itikâf da iki namaz arasında idim. Bir Racül geldi. Bana dedi ki:
-Ricalü gaibden sizi ziyaret etmek istiyorlar. Ben, ehlen ve sehlen dedim. Bir zaman geçtikten sonra başka bir racül geldi. Hz. Kutub yakında sizi ziyaret edecek dedi.
Bende: Merhaba buyursun dedim. Daha sonra çok kişiler geldiler. Onlar üç yüz kişi olduklarını söylediler. Onlarla az bir sohbet ettim.
-Sonra diğer şahıslar geldi. Onlar kırk kişi olduklarını söylediler. Azda onlarla sohbet ettim. Sonra yedi kişi daha geldi. Onlara BÜDELA diye söylenir. Onlarla da biraz sohbet ettik.
Sonra iki Racül geldi. Onlara EMAMAN denilir. Kutbun vezirlerindenmiş. Sonra onlar gittiler öncekiler gibi. Onların hiç birine ikram edemedim. Yedilerden bazıları, yerimde kalmamı tenbih ettiler.
Sonra KUTUB geldi. Benim hizama oturdu. Ellerimden tuttu. Sana, dünyayı terk etmek üzere biat ediyorum. O dünyanın şehvetine tabi olma. Dünya ehli ile de lâûbali olma. Onlara kalbini bağlama. Sonra, başka başka nasihatlerde bulundu ve gayp oldu.
Denildi ki: -Hz. Hızır sana yakında mülakı olacak. Hemen kalktım. Ve istikbal ettim. Makamıma geldi. Bir lahza beraber olduk...(bu menkıbede burada nihayet buldu). (Devam edecek)

148
HADİMİ MERHUM’UN TEVAZUU

Günün birinde, talabeleri et yemeği yemişler ve içlerinden bazıları kemikleri ellerine alarak, afedersiniz (Köpekler gibi hırrrr hırrrr diyerek kemikleri sıyırıyorlar). Bu manzarayı gören hocaları Hz. Hadimi:
”Çocuklar! Yer verin de, hepsini de tüketmeyin birazda şu koca köpeğe kalsın” diyerek tevazu göstermiştir. Dikkat edilecek olursa; burada Hadimi merhum, Müslümana nefsi terbiye ve nefsini aşağı görmek dersini vermektedir. Aynı zamanda konuşma sitili ve karşısındakini kibarca ikaz etme ve nasihat etmek de konuşma usulünü öğretmektedir.

AKŞAM NAMAZLARINI KAZA ETMESİ

Hadimi r.a. anlatıldığına göre, 20 yıllık akşam namazını kaza etmiş. Buna sebep ise! Günün birinde akşam vakti hala havada bir aydınlık var. Hemen bir arkadaşı ile yüksek bir yere çıkmışlar ve hala güneşin ışıklarının kaybolmadığını sezmişler. Ve böylece vaktin tam girmediğine kanaat getirmişler. Bu durum onun 20 yıl akşam namazını kaza etmesine sebep olmuştur derler.
Kimisi de bu namazın sabah namazı olduğunu söylemektedir. Fakat burada, hangi namaz olursa olsun, mühim olan o zatın bu hususta çok hassas olmasıdır. Merhum k.s. burada Müslümanlara bu huhus da yani namaz hususunda çok dikkatli olunmasına mesaj vermektedir.

BEYT
Ulemanın kocası, kocadıkça koç olur
Cühelanın kocası, kocadıkça hiç olur.

SAİD’Mİ ŞAKİ’Mİ

Yine anlatılır: Hadim de bir şahıs vardır ki, bu şahsın HZ. Hadimi ile hiç bir alıp veremediği bir şey yok. Ama Hadimi r.a. her ne zaman Medreseye giderken yanından geçse çeşit çeşit edep dışı hareketlere başlarmış. Hürmet etmek bir tarafa, tamamen terbiye dışı davranışlarda bulunurmuş. Günün birinde yine böyle davranınca Hz. Hadimi, düşünmüş kendi kendine. Ve demiş ki:
-Ya Rabbi, ben bu kuluna bir şey yapmadım. Ama o bana neden böyle yapıyor! Bu kişi, acaba şakiler listesindemi yoksa Said’ler listesindemi? Kendisine gösterilmesin için ilticada bulunmuş. Kalp perdesi açılınca veya âlemi menam da, kendisine liste gösterilmiş ve o, zatı Şakiler listesin de görmüş.
O anda, o Müslüman için merhameten ”Şo üç nokta’yı siliverseniz olmazmı” demiş. O üç nokta, Şakı kelimesinin Şın harfinin üç noktasıdır. Birde bakmış ki üç noktayı silinmiş ve Adamın ismi Saidler listesine geçmiş.
Daha sonra ki gündüz, yine o adamın yanından geçerken (bu geçiş ordan geçmesi icabettiği içindir. Yoksa hususi onun için değildir). Adamcağız Hazreti Hadimiyi görür görmez ayağa kalkıyor, hürmeten ne yapacağını şaşırıyor. Hz. Hadimi o zaman diyor ki; evladım mesele sende değilmiş o üç noktadaymış diyerek latife yapıp geçiyor.
Hep büyükler böyledir. Hiçbir Müslümanın, Şakılerden olmasını hatta burnunun bile kanamasına asla tahammül edemezler. Cenabı Hak şefaatlerine nail eylesin.
Ama ne hikmettir bilinmez, yakın tarih de huzuruna kabul etmediği kimseler de olmuştur. Mesela benim bizzat kendi ağzından dinlediğim bir şoför bizzat, başından geçen hadiseyi bana anlattı. Kendisi Antalya ilimizin Gündoğmuş ilçesinden. Malumunuz sahil boyunda yaşayan vatandaşlarımız yazın Toroslara yaylaya çıkarlar. Bu bey de yaylaya çıkar son bahara kadar yaylalarda kalır. İsterseniz bundan sonrasını yani hadiseyi ondan dinleyelim:
Kendisi gibi yaylaya çıkan Alanyalı arkadaşlar derlerki; Senin dolmuşu kiralayalım bizi Hadimi’yi ziyarete götür ve oradanda Konya’ya gidelim. Orada bizim talebe gençler var. Onları hem ziyaret eder ve hem de ihtiyaçlarımızı görür geliriz dediler.
Ben de, tamam dedim ve bu arkadaşları Hadime getirdim. İlk vardığımız yer, Hadimi hazretlerinin Türbesi oldu. Arkadaşları dolmuşdan indirdim, ben arabayı park edeyim ziyarete bende gelirim dedim.
Arabamı kenara park ettikden sonra, bende türbeye doğru yürüdüm ve yaklaştım. Tam o sorada, elinde baston bana doğru göründü ve bana bastonunu vuracaktı ki hemen kaçtım.
Ve böylece bunlar ziyaretletini yaptılar. Ben ise yapamadan ayrıldım, diye şahsın kendisinden dinledim. O mübarek o kişinin nahoş olan nesini gördüde böyle yaptı bilemeyiz. Ve bunları bana ahlatırken yanında talebelerimi ziyarete gelen, talebelerimin yakınları da var idi. Kısaca sebebini Allah bilir der düşünür düşünür geçeriz.
Ben bir esnaf arkadaşımın dükkânın da bu hadiseyi anlatınca, bana dedi ki dur, sana başımdan geçen bir hadiseyi de ben sana anlatayım!
-Ben anlat bakalım dedim. Ve odabaşından geçeni şöyle anlattı;
-Benim bir arabam vardı. Sonradan tanıştığım yaşlı bir bey benim arabamı kiraladı. Beraberce Hadim tarafına gittik. Geçerken yolumuz Hazreti Hadiminin türbesine uğradı öyle olunca ben, arabamı durdurdum. Yanımdaki o yaşlı yol arkadaşıma dedim ki;
- Hacı ağabey bu zat büyük bir zattır bir fatiha hediye verip geçelim! Adam benim teklifimden rahatsız oldu. Ben ise israr etmeğe devam ettim. Ve dedim ki; Eğer senin böyle olduğunu bilseydim arabama almazdım. Bir de sana Hacı Ağabey diye konuşuyorum dedim ve kızdım.
-Adam; Bak kardeşim beni iyi dinle. Ben neden o zata ziyarete gitmiyorum?
-Neden gitmiyorsun?
-Seninle geldiğim gibi, yine bir gün ben buradan arkadaşlar ile geçerken, onlarda ziyareti teklif ettiler. Hep beraber Türbeye yürüdük. Onlar yaklaştılar. Ben ise tam yaklaşırken, bana o zat bastonunu kaldırdı. Defol benim senin fatihana ihtiyacım yok” dedi ve beni kovdu. Beni o gün kovan kişinin yanına nasıl varırım. Onun için gitmiyorum, sen kendin git ziyaretini yap dedi bana. Ve ben kendim gittim ziyaretimi yaptım diye anlattı. Ve bu kişinin hala yakına gelinceye kadar hayatta olduğunu ve Mevlana’ya yakın bir yerde oturuyor diye söylemiştir.
Evet, bu malumat da birinci ağızdan dinlediğim malumatlardandır. Neden kabul edilmedi, neden kovulmuş olabilirler yorumu size aid. Doğrusunu Allah bilir. Ama illa ki bir sebebi vardır! (Hadiseyi yaşayan arkadaşım şimdi çiçekçilik ile meşgul olmaktadır). Halikı zülcelalımız bizleri dostlarına sevdirsin düşman eylemesin. Dostlarının kubbesisi altında hidayet dairesinde kılsın… Âmin.
Bu yazı toplam 351 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.