1. HABERLER

  2. KONYA

  3. Şirin Bir Afrika Ülkesi: Uganda
Şirin Bir Afrika Ülkesi: Uganda

Şirin Bir Afrika Ülkesi: Uganda

Afrika’nın incisi, Uganda’yı tanımak lazım. İnsanlarıyla empati yüklü diyaloglara girmek lazım. İngilizlerin zamanında sömürdüğü ve halen sömürmeye devam ettiği bu kara kıtanın zavallı insanlarıyla güzel diyaloglar geliştirmeli ve kendilerine dostluk çerç

A+A-
Uganda Resmi Cumhuriyeti, Doğu Afrika'da bir kara ülkesidir. Uganda da "Afrika'nın incisi" olarak biliniyor. Bu Kenya doğusunda sınırlanmıştır, Güney Sudan'ın kuzeyinde, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin batısında, Ruanda tarafından güneybatısında ve Tanzanya ile güneyde. Ülkenin güney kesiminde Victoria Gölü önemli bir kısmını içerir, hangi
ayrıca Kenya ve Tanzanya ile sınırlanmıştır. Uganda'da Buganda krallığının adını alır, hangi Kampala da dâhil olmak üzere ülkenin güneyinde bir kısmını kapsayan. Uganda halkı, avcı-
toplayıcı oldukları 1,700 için 2,300 yıl önce, Bantu konuşan nüfusun ülkenin güney bölgelerine göç zaman.[4] Uganda tarihinde İngiltere'den bağımsızlığını kazandı 9 Ekim 1962.
Resmi dili İngilizce ve Swahili vardır, Birden diğer dillerde ülkede konuşulan rağmen. Hintli vatandaşlarını en önemli göçmen nüfusu vardır; Bu topluluğun üyeleri öncelikle İsmaili
vardır (Ağa Han Şii Müslüman takipçileri) ya da Hindu. Daha 30 yıl önce, Yaklaşık vardı 80,000 Uganda Hintliler. Bugün yaklaşık vardır 15,000. Kuzey ve Batı Nil bölgelerde ağırlıklı
olarak Katolik, Uganda'nın doğusundaki Iganga İlçe Müslümanların en yüksek oranda sahipken. Ülkenin geri kalanı dini inançlardan bir karışımına sahiptir.

Uganda’ya ilk yolculuğum oldu. Buraya Kenya’dan uçuş yaptım. Kenya’ya daha önce iki defa daha gitmiştim. Kenya ile Uganda karşılaştırmasını yapmayacağım. Çünkü aralarında
dağlar kadar fark var. Kenya, kabuğunu kırmayı başarabilmiş nadir Afrika ülkelerden biridir. Diğer yazılarımdan birini Kenya ile alakalı ayrıca yazacağım. Ama bugünkü seyahat
yazımın konusunu Uganda’ya ayırmak istiyorum. Entebbe’ye Nairobi’den uçtuk. Toplam 1 saat kadar yolculuğun ardından Uganda’ya ulaştık. Havalimanında ki prosedür
beklediğimizin aksine o kadar hızlı seyretti ki hayretle karşıladım. Hiçbir eziyet ve beklemeye mahal vermeden doldurduğumuz formlarla pasaport kontrolünden hızlıca geçiş yaptık.
Türklere vize yok, ama havalimanında ayakbastı parası olarak 100 USD ödedik. Hemen bir döviz bürosu bularak bir miktar paramızı Uganda Şilinine çevirdik. Para bozdururken
USD’nın basım tarihine dikkat ediyorlar. Muhakkak 2000 senesinden sonra basılmış USD olmalı, yoksa yanınızdaki paralar hiçbir işe yaramaz ve beş parasız kalırsınız. Bu arada
havalimanında çok fazla döviz bozdurmayın derim. Neyse bu kısa bilgi faslından sonra yolumuza devam edelim. Havalimanından çıkışta karşılamaya gelen Uganda’lı bir şoförün
taksisine atladığımız gibi yola düştük. Ama daha henüz yola çıkmıştık ki Kenya’nın aksine sıcaktan kavrulan ülkenin girişinden itibaren hemen ilk markette aracı durdurarak girdiğim
marketten aldığım buz gibi şişe suyunu gözümü kırpmadan içtim. Aslında Uganda’ya gelmeden önce Entebbe’yi de gezi planıma eklemeyi düşünmüştüm. Ama Program yoğunluğu
olunca fazla ısrarlı davranmadık. Yarım saatlik bir yolculuktan sonra Uganda’nın baş şehri Kampala’ya varmıştık. Orada Türk kardeşlerimizin kaldığı bir eve gittik. Onların ısrarı üzerine
otelde kalmaktan vazgeçerek gayet uygun ve büyükçe olan bu malikânede kalmaya karar verdik. Kaldığımız bu ev şehir merkeze biraz uzakça idi. Ama bulunduğumuz ortam
yemyeşil ve sessiz olunca cazibesi karşısında mantıklı karar verdiğimizi düşündük. Yollar o kadar çok bozuk olduğundan ötürü gittiğimiz araçla en yakın mesafeye ulaşmamız bile
uzun zaman alıyordu. Uganda’da en dikkat çekici ortam olarak en hızlı araç motosiklet taksi olarak adlandırdıkları boda-boda’ları tercih ediyorlar. Halk, bunlarla yollarına devam
ediyorlar. Ülkeye adapte olmaya çalışıp, hem de nasıl davranacağınıza yöne vermeye çalışırken algıda seçicilik olsa gerek negatif izlenimler Afrika ülkelerinde biraz daha fazla baskın
oluyor. Her biri birbirine benzeyen sokaklar arasında arabamızla dolanmaya başladık. Market Street üzerindeki Nakasero Market’e uğradık. Uganda’ya gelip te gelip muz yememek
olmaz deyip, farklı gördüğümüz muzlardan alıp karnımızı doyurmaya karar verdik. Genel olarak etraf çok karışık ve otel dışında yiyecek hijyenik bir mekân bulmak imkânsız. Bu
durumda meyve her zaman kurtarıcı oluyor. En çok dikkatimi çeken yer Qwino Market olarak adlandırdıkları kocaman olduğu kadarda tam bir curcuna içinde olan pazar alanı idi.
Burada ve her yerde cebinize ve çantalarınıza dikkat edin. Ne gariptir ki çoğunlukla giyim olarak ikinci el eşyalar satılıyor. Spor ayakkabıları kirli bir suda fırçalayarak yıkıyor, sonra
güneşe kuruması için bırakıp kuruyunca da tezgâha koyuyorlardı. Akşamüstü motosiklet ve araba kalabalığından yolda karşıdan karşıya geçebilmek için oldukça atak hareket
etmeniz ve cesaretiniz gerekiyor. Kaldırımlarda hatta yollarda yüzlerce insan bir yerlere yürüyor. Nil’in kaynağı olan Victoria gölünün kıyısına giderek o doyumsuz manzarayı doyasıya
dek izledik. Gölün etrafında oturup bir şeyler içebileceğiniz çok yer var. Biraz oturup, manzarayı seyrettikten sonra gölün yanında yer alan golf sahasının içinden yürüyerek geçip,
Nike Cres yolunu takip ettik. Gezinirken gözümüze çarpan en üzücü konu çocukların çoğunda ayakkabıyı bırakın doğru düzgün kıyafet yok. Ya yırtık pırtık, ya da çıplak ayakla
dolaşıyorlar. Çıkışta kaldığımız evin yolunu tuttuk. Yemek sonrası, internete girip bir sonraki günün planını yaptık. Akşam yatağımda bahçeden gelen kuş sesleri ile derin bir uykuya
daldım. Ama arada kulağımda vınlayan sivrisinek seslerini de duydukça keyfim kaçmadı değil. Bu ülkede sivrisinek oldukça fazla olduğu için yerel halk yadırgamıyor ama ben oldukça
rahatsız oldum. Doğu Afrika ülkelerinden Uganda'da son beş ayda çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 200’den fazla insanın kişinin sıtma nedeniyle yaşamını yitirdiğini okumuştum.
Bu yüzden aşılı olmama rağmen huzursuz olmadım değil. Ama şükürler olsun ki sivrisinek belasına bulaşmadan ülkeme dönebildim. Elbette seyahate çıkmadan il sağlık
müdürlüklerince uygulanan aşılardan yaptırmış ve belgemi almıştım. Hatta aşılar vurulduktan itibaren 10 yıl süreyle vücudunuzu kontrol altında tutuyor. Çoğunuz duymuşunuzdur. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, sıtma hastalığı, Sahraaltı Afrika bölgesinde en ölümcül hastalıklardan biri olarak kabul ediliyor. En son 2013'te 198 milyon sıtma vakasına rastlanmış, bunlardan 584 bini ölümle sonuçlanmıştı. Ölenlerden 437 bininin çocuk olduğu belirlenmişti. Bu sebeple bu bölgelere seyahat edeceklerin yola çıkmadan önce tüm önlemleri almaları ve aşılarını olmaları hayati önem arz ediyor. İşin garibi ise ne Türkiye’de ne de Uganda’da aşı kontrolü yapılmadı. Bu da işin bir başka vahim boyutu aslında. Lafa geldi mi mangalda kül bırakmayan hükümet yetkililerine ve sağlık bakanlığına buradan mesajımızı iletmiş olalım. Biliyorsunuz yakın geçmişimizde dünyayı sallayan Zika virüsü de sivrisineklerle bulaşıyor. Bu virüs için herhangi bir aşı da bulunmuyor. Yeni doğan bebeklerde görülen Mikrosefali (küçük kafa) olarak da tanımlanan bu hastalık, "Aedes aegypti" cinsi sivrisineklerin hamile kadınlara bulaştırdığı zika virüsü ile yayılıyor. Bu detaya da kısaca değinmiş olayım. Yeni doğan bebeklerde görülen Mikrosefali (küçük kafa) olarak da tanımlanan bu hastalık, "Aedes aegypti" cinsi sivrisineklerin hamile kadınlara bulaştırdığı Zika virüsü ile yayılıyor. İşte bu virüsün ilk görüldüğü ülkede Uganda idi. Değerli okurlarım ben size korkun demiyorum sadece tedbirinizi alın diyorum. Tedbir alındıktan sonra hiçbir riskiniz kalmıyor. Bu ülkeyi iyi tanımak lazım. İnsanlarıyla empati yüklü diyaloglara girmek lazım. İngilizlerin zamanında sömürdüğü ve halen sömürmeye devam ettiği bu kara kıtanın zavallı insanlarıyla güzel diyaloglar geliştirmeli ve kendilerine dostluk çerçevesinde yaklaşmak lazımdır. Batılı devletlerin yoğun olarak Hristiyanlık propagandası yaptığı ve inşa ettikleri lüks okullara aldıkları çocukların beynini yıkadıkları bu ülkede çalışan ve çaba gösteren Müslüman kardeşlerimizin varlığını da unutmamak lazımdır. Ben orada iken Güneydoğu’da faaliyet yürüten bir vakfımızın personeli orada sünnet programı tertip ediyordu.
Aynı zamanda tüm katılımcılara yüce kitabımız Kur’an-ı kerim dağıtılıyordu. Bu yoğun çabaları sebebiyle o kardeşlerimize de hayır dualarımızı eksik etmeyelim.

Aklıma meşhur bir Afrikalı yazarın söyledikleri geldi:

"Beyazlar geldiğinde onların elinde İncil vardı, bizim elimizde ise toprak. Şimdi ise onların elinde toprak var, bizim elimizde ise İncil var. Bir zamanlar Afrika'da vergi nedir bilmezdik.
Cinayet diye bir şey yoktu. Polis yoktu. Enflasyon yoktu. İşsizlik yoktu. Erkekler karılarını ne döverlerdi ne de boşarlardı. Ve sonra beyaz adam hayatımızı iyileştirmek için geldi..."

Burada ki imayı anlıyorsunuz değil mi?

Hayatlarını nasıl iyileştirdiklerini görüyoruz. Şu anda iç güvenlik oldukça zayıf ama tedbirli olursanız hiçbir sıkıntı yok. Bu sözlerime bakarak programınızı sakın iptal etmeyin. O
bölgenin insanları arasında da iyiler olduğu kadar kötülerde muhakkak olacaktır. Nitekim kendi ülkemizde dahi aynı sorunu yaşamıyor muyuz? İstanbul’da ki can güvenliğiniz
Kampala’dan farklı değildir. Sizlerin her zaman tedbir içinde olmanız yeterlidir.

Değerli okurlarım, Afrika’da yaşayan insanlar hakkında batılı emperyalistlerin uzun yıllar zihnimizde oluşturdukları sahte ön yargıları yıkma zamanıdır. Çocukluğum boyunca orada

yaşayan vahşi insanların yamyam oldukları ve insanları pişirip yedikleri gibi saçmalıklara inandırılmadık mı? Bugün Uganda ya da bir diğer kara Afrika vatandaşının insancıllığı
noktasında Avrupalılar arasında kıyaslama bile yapmak imkânsızdır. Afrika insanı ekmeğini paylaşır Dostluğunu gösterir. Avrupa insanında bencillik vardır. Sadece kendi çıkarı için
çabalar. Diğer insanların zarar görmesi onların umurunda olmaz. Afrika ülkelerinin bu bahtsız gidişine bir dur diyebilmek için Türkiye gibi düzgün ülkelere ihtiyaç vardır. Uzun yıllar
kulaktan dolma bilgilerle aşağıladığımız bu ülkelerin aslında bize anlatılanın tam aksine insancıllıkta batıya ders verebilecek yetide olduğunu bizzat gözlerimle gördüm.
Etrafa bakınmakla, kulaktan dolma bilgilerle değil, gerçeklerle hareket edelim.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.