1. YAZARLAR

  2. Yaman ADAM

  3. STK P’nin “Bir Konu Bir Konuk”u -4-
Yaman ADAM

Yaman ADAM

Yazarın Tüm Yazıları >

STK P’nin “Bir Konu Bir Konuk”u -4-

A+A-
Türk Kızılayı Genel Başkanı Dr. Kerem Kınık’ın konuşmasına devam ediyoruz:
“… 2017’nin dünyasında İkinci Cihan Harbi’nin paylaşılamamış kozlarının bugün belki adı konulamamış Üçüncü Dünya Harbi’yle devam ettiğini görüyoruz. İkinci Dünya Harbi’nden sonra birbirleriyle savaşma akılsızlığını gösteren Batı Medeniyetinin savaşmamak için birleşmeye çalıştığını ve paktlar oluşturarak kendi aralarındaki gerilimlerin riskini düşürmeye çalıştıklarını biliyoruz. Avrupa Birliği, NATO böyle bir projeydi. Fakat biz adını ne koyarsak koyalım, bu savaşa, gerilime veya rekabete ne dersek diyelim, sonuçta Samuel P. Huntington’ın Medeniyetler Çatışması veya Yoshihiro Francis Fukuyama’nın Tarihin Sonu tezinde ifade ettiği gibi bu bir Hilâl ile Sâlip mücadelesiydi. Hâlen de aynı vasıflarla devam ediyor.
Batı Medeniyeti birleşmeye gayret ederken, aralarındaki sınırları kaldırmaya çalışırken İslâm Medeniyeti’nin evlatlarını bölmeye, onları şehir devletlerinde yaşamaya mahkûm etmeye gayret ediyorlar. Bugün dünyada yaşadığımız krizlerin asıl sebebi ve temeli budur. Yönetilemeyen küçük kantonlar(Bosna gibi), bir araya gelemeyecek derecede kendi aralarında oluşturulmuş sentetik sorunlar ve bunların sahaya yansıması… Hepimizin işte Konya’da himmeti, gayreti; en azından şu Irak, Suriye meselesinde bugünlerde yaşadığımız himmeti gayreti biliyorsunuz. Bizler de sosyal itfaiyeci olarak bu yangınları orada burada söndürmeye gayret ediyoruz. Ama bütün bunların hepsi birer sonuçtur.
Birinci Cihan Harbi’nde yaşadığımız sorunları, yüzleştiğimiz sorunları, çözemediğimiz sorunları yüz yıl sonra bugün her cephede tekrar yaşıyoruz. 1911’de Trablus’ta yüzleştiğimiz sorunu 2011’de Libya meselesiyle yaşadık. Uzun yıllar Batının hormonlarla ayakta tuttuğu, desteklediği Arap ve İslâm ülkelerindeki bu diktatöryal yönetimlerin fizikî ömürleri tükenmiş ya da sona yaklaşmıştı. Ve bütün dünya normalleşmişti. Varşova Paktı çözülmüştü. İki kutuplu dünya yıkılmıştı. Bütün toplumlar normalleşmeye çalışıyordu. Aslında İslâm coğrafyası, İslâm toplulukları da normalleşmeye çalışıyordu. Cezayir’deki ilk demokratik seçimleri hatırlayalım. Abbas Medeni önderliğinde FIS partisi %80 oy almıştı. Siyaset yapan, elinde silah olmayan, şiddeti reddeden bir partinin nasıl kanla bastırıldığını; demokrasiye ve normalleşmeye bu coğrafyada izin vermeyeceğiz, siz sandıktan çıkınca iktidar olacağınızı mı zannediyorsunuz şeklindeki Fransa’nın açıktan tehdidini hepimiz biliyoruz. Sonrasında Arap Baharı denen, aslında toplumların çok samimi ve çok doğal hakları olan özgürlük taleplerinin nasıl kirletildiğini, nasıl ellerinden çalındığını bir şekilde iktidarı ele geçiren halkların; Mısır’da, Yemen’de, Libya’da olduğu gibi dışarıdan bin türlü fitne ve fücurla, istihbarat savaşlarıyla nasıl yerle bir edildiğini bugün görüyoruz. En bariz örneği Suriye’dir. Altıncı yılında bir savaş…
Tunus’ta Muhammed Buazizî kendisini yakıp bu ateşi tüm İslâm coğrafyasına tutuşturduğunda Suriyeli çocuklar da duvarlara ‘Toplum bu düzeni değiştirmek istiyor’ sloganını yazdılar. Bu sloganı yazan her biri 18 yaşından küçük olan bu 16 çocuk tutuklanarak işkenceler altında öldürüldüler. Aileler ayağa kalkıyor. Cenazeler önce ailelere verilmiyor, daha sonra teslim ediliyor. Cenazeler bir Cuma vaktinde camiden kaldırılırken cenaze sahiplerinin üzerine ateş açılıyor ve onlarca insan tekrar katlediliyor. Sonrasında da şafak baskınlarıyla genç erkek ve kızları İhvân-ı Müslimin üyesi olmak suçlarından (Suriye Ceza Kanununun 42. Maddesine göre İhvân’a üye olanlar ölümle/idamla cezalandırılır) şehit edildiler…
Bilinçli bir şekilde toplum kışkırtılarak ayaklandırılıyor. İnsanlar çocuklarına, nâmuslarına yönelen anlatılamayacak derecedeki o iğrenç ihlalleri önlemek için direnmeye başlıyorlar. Sosyolojik olarak orta esnafın, tüccarın, burjuvanın eline silah alması, ayaklanması, direnmesi zor bir meseledir. Çünkü onların kaybedecekleri zincirlerinden başka şeyleri vardır. Ama Halep kalkıyor… Yani Suriye’nin tüccarı; fabrikaları olan, şirketleri olan insanlar çok büyük zulümler neticesinde bütün varlıklarını bir tarafa bırakıyorlar (ki her şeylerini kaybettiler) sırf canlarını ve namuslarını korumak için direniyorlar.
Sonuçta ABD’nin, Rusya’nın, İran’ın, Körfez ülkelerinin yapmış olduğu ve saat başı değişen taktik ve stratejilerle, saat başı değişen koalisyonlarla kirletilmiş ve bugün kimlikleri tespit edilebilen 400 bin civarında, tespit edilemeyen 200 bin civarında insan öldü. Bunların 60 bini kadın, 50 bini çocuk. Bir buçuk milyon insan yaralanıyor, 12 milyon insan evleri başlarına yıkıldığı için ikametlerini terk ediyor, 5 milyon insan ülkesini terk ediyor… Evlerini terk eden yaklaşık 6-7 milyon insan sığındıkları yerlerden 2-3 kez başka yerlere kaçmak zorunda kalıyorlar. Sadece 2015 yılında Suriye rejimi, kendi sivil halkının yerleşimleri üzerine 65 bin varil bombası atmıştır…”
(Devam edecek)
Bu yazı toplam 217 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.