1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. Stratejik Planlar Ve İslam Dünyası
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Stratejik Planlar Ve İslam Dünyası

A+A-
Yarın 11 Eylül saldırılarının yıldönümü.

Dünyada ki bazı dengelerin değiştiği Amerika’nın Irak ve Afganistan’a asker göndermesinin önünün açıldığı bir süreç oldu. O gün yaşanan ikiz gökdelenlere saldırı olaylarının temelinde yatanlara dair çok farklı düşünceler ortaya atıldı. O yüzden o tarihte yaşananlar hep dikkatimi çekmiştir.
Çünkü Ortadoğu’da göze batan bir İsrail’in varlığından rahatsızlık duyan İslam ülkelerinin bu küçücük devletin Amerika’nın hep göz önünde bulundurmak istediği Ortadoğu için bir şube niteliğinde olduğu bellidir. Bölgesel gücün Rusya’nın kontrolünde olması endişesi karşısında Amerika’nın bölgede ki çıkarlarını takip edecek ve bilgi akışında bulunacak bir kontrol noktası olan İsrail, bölgede çıban olmaya devam ediyor.
İşte Irak ve Afganistan’a askeri güç gönderen Amerika’nın kendini mazlum gösterme çabası niteliğinde ki bu 11 Eylül saldırılarının gerçekleştirilmiş olabileceği ihtimalini mantıklı buluyorum. “Bana zarar verdiler, canım yandı.” algısı yaratan Amerika, bu saldırıları bahane ederek Afganistan’a ve Irak’a çıkarma yaptığında, dünyada ki önemli güçlerden olan Rusya’yı da kızdırmadan ve de diğer devletler nezdinde zayıf göstermeden bu işin için kendini sağlama almıştır. Çünkü dünyada ki tüm devletlerin bu iki güç etrafında odaklandığı ve döndüğü zaten biliniyor.
New York’ta meydana gelen 11 Eylül saldırılarının üzerinden bugüne tam 12 koca yıl geçmiş. Bugünkü yaşanan iç savaşların temelinin de o tarihe odaklı olduğunu düşünüyorum. O gün başlayan sürecin belirli bir sindirilme aşamasından geçmesini bekleyen Amerika tarafından bugünkü tablo ortaya çıkarılmıştır.
Arap baharı ilk çıktığında zihinlerimizde bu ülkelerin başına musallat olan idarecilerin temizlenmesi için bir vesile niteliği taşıdığı algısıyla “ ohh sonunda” demiştik. Bunu temenni eden düşünceler taşımış ve kendi aramızdaki yorumlarda bunu paylaşmıştık. Herkeste bir heyecan başlamıştı. O ülkelerde yaşayan halkların aynı suratlar tarafından onlarca yıl yönetilmekten gına getirdiği biliniyordu. Bunun bir şekilde sona ereceği dahi mantıklarda hayalden öteye geçmiyordu. Ama olayların seyri gösterdi ki bu kemikleşen liderlerinde miadı dolmuştu. Artık yeni planlar yapılmalıydı.
İşte o planlar şimdi uygulanmaya başlandı. Bundan sonrası için istediklerini verecek birileri yönetime geçmeliydi. Ama bu geçişin bir adı konmalıydı.
Evet, adı konuldu : Demokrasi…
Mısır halkı çok mutluydu. Bağımsız bir seçimle işbaşına getirdikleri Mursy tarafından ülke idare ediliyordu. Ama az önce bahsi geçen sisteme göre kendi isteklerine göre hareket edecek satılık beyinlere teslim edilmelilerdi. Bunun için Satılık Sisi’ye İsrail tarafından darbe emri verildi. Halkın seçtiği lideri, kahpece bir darbe ile yönetimden indirip İsrail’i memnun ettiler. Tunus’ta da aynı şey gerçekleşti. Halkın hür iradesi ile yönetime gelenlerin altı kazılıyor. Oraya da satılmış birilerini oturtacaklar.
Aslında Mısır halkının direnişi, Tunus halkının direnişi. Libya halkının direnişi, Irak halkının direnişi, Suriye halkının direnişi sadece kendileriyle ilgili değildir. Bu direniş hepimizin istikbali içindir. Bu ülkelerin hepsi batı dünyası için birer lokmadır. Lokma lokma yutmak için kendi içerlerinde birbirlerini tüketmeleri için iç meseleleri algısıyla diğer İslam dünyasının gelişmeler karşısında kayıtsız kalma gibi bir saçma anlayışa göre hareket sağlanıyor. Bu yüzden Suriye’de insanların can verdikleri kanlı diktatöre adam gibi dur diyecek bir İslam dünyası birlikteliği sağlanamamaktadır. Zaten batının istediği de bu birlikteliğe gidecek yolları dikenli telle kaplamak değil midir?
İşte bu akım arasında İslam ülke liderlerinin samimiyet testinden geçmesi gerekiyordu. Şimdi bu sınav sonuçlarına göre hareket edecek olursak;
Suudi Arabistan Kralı, İsrail destekli Mısır darbecilerinin yanında yer aldı.
İran Devleti, özel çıkarları için Zalim Esed’in yanında yer aldı.
BAE Emirleri, Mısır darbecilerine destek verdi.
Kuveyt Emiri’de darbecilerin yanında olduğunu deklare etti.
Bunlar sınavdan zayıf not aldılar.
Diğerlerine bir bakalım :
Suriye zaten pert olmuş.
Tunus, geçiş dönemi sancılarıyla didişiyor.
Irak zaten içten içe kaynıyor, birbirlerini yiyorlar.
Yemen’in Arap baharı sonrası giden lider sonrası kendi iç sorunlarıyla boğuşmaktan etrafa bakacak hali kalmamış.
Libya, Kaddafi sonrasında toparlanma sürecinin sancılarıyla boğuşuyor.
Fas ve Cezayir, politik davranmaktalar.
Sudan, zaten güney Hıristiyanlarıyla bölünmüşlüğün sendromunu yaşıyor.
Ahh yaa! İslam dünyasının halini görüyor musunuz? Bu kopuk yapıdan çözüm adına ne beklersiniz ki?
Sadece Türkiye mazlumların yanında yer alarak sınavı geçen tek devlet oldu. İki yüzlülük yapmadı.
Batı dünyası nasıl mı? Birisi karıştığında AB dedikleri mekanizma derhal harekete geçiyor. Toplanıp çözüm üretiyorlar. Sıfırı tüketmiş olan Yunanistan’ı kurtarma uğruna milyarlarca Euro’luk yardımlar yaptılar. Aynı batı dünyası Suriye ve Mısır’da akan kana dur demek için kuruş feda edemiyor.
Sonuç : İslam Birliği kurulmalıdır.
İhtimal : Yazıyı tekrar okuyun lütfen…
 
Bu yazı toplam 38 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum