1. YAZARLAR

  2. Zafer KARAKUŞ

  3. Su Uyur, Düşman Uyumaz!
Zafer KARAKUŞ

Zafer KARAKUŞ

Zafer KARAKUŞ
Yazarın Tüm Yazıları >

Su Uyur, Düşman Uyumaz!

A+A-
Soğuk Savaş döneminde küresel ölçekte bir müdahale alanı haline gelen Ortadoğu’da son oyunun Suriye üzerine kurgulanmış olduğu herkesin kabulü.
Suriye politikamızın dünü ve bugünü karşılaştırıldığında  “ devletlerin dostluklarının ve düşmanlıklarının”  “değişebilirlik”  ilkesine bağlı olduğunu yaşadıklarımızla görmekteyiz.
Ülkemizin jeopolitik ve jeostratejik konumu bölgemizdeki gelişmeleri hiç rehavete kapılmadan takip etmemiz gerekliliğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Suriye oyununda  her ülkenin kartları açık.
Kim, ne yapmak istiyor, belli.

Rusya
; Esed’in en güçlü destekçisi.
İran; bölgesel güç olduğunu; Irak, Suriye Arabistan Yemen ve diğer uzantılı ülkelerde yaptığı aktif operasyonlarda gösterip ,uluslararası arenada ‘ben de varım’ diyen bir durumda.
İngiltere; oyun kurucu ve Suriye ile 1. ve 2. Dünya Savaşı sonrasından bugüne kadar sürekli ilgilenmekte.
Fransa; bölgede savaş uçakları ile müdahaleler yapmakta.
Almanya; bu bölgede dengelere dikkat eden ve her an bu bölgede kendini hissettiren bir konumda.
ABD; baş aktörün dublörü olarak  Daeş, İşit, PKK ,PYD-YPG vs. her türlü bölgede sorun olabileceklerin destekçisi, hamisi ve bunlarla bölgenin dizayn edicisi.

Baş Aktör İsrail; örtülü bir rolde, sessiz.
Listeyi uzatabiliriz.
Bakınız burada Türkiye’den başka herkes sahaya inmiş durumda.
Biz “şöyle mi yapalım? ,böyle mi yapalım? “şaşkınlığında bocalayıp duruyorduk.
Bunun görebildiğim sebebi açık; bu bölgesel problemi göremeyen, gördürmeyen  (belki de PDY/FETÖ yapısı ile ilişkili sözde dış politika ) uzman(!) larımızın ufuksuzluğu.
Yahu niçin  bu bölgede herkes var, bir tek Türk ordusu yok?
Rusya ile ilişkileri bozarak, İran ile atışarak, ABD ile zıtlaşarak çözülemeyeceği şimdiye kadar nasıl anlaşılmaz?
Bu gelişmelere uygun politikalar nasıl geliştirilemez?
Bunun tek bir izahı var. “ Bizi oyuna getirdiler.”
Komik ama gerçek, ancak bu kaba bir tabirle izâh olunabilir.
Ama olan oldu.

”Maza mamaza” (Geçmiş , geçmiştir) derler.

Nihayet herşeye rağmen Türkiye, Suriye’de sahada.

Sonuç ne olursa olsun hazırlıklı olmalı,duruma sahada bir oyuncu olarak müdahele etmeli, tecrübe kazanma çabasında olmalıyız.

Türk ordusunun Cerablus için gerçekleştirdiği “Fırat Kalkanı” operasyonu ile bu durum teorik planlama yerine pratik uygulamaya dönüştü artık.

Suriye’ye hoşgeldin Türk ordusu.

Kim ne derse desin bu adım geç kalınmış bir adımdır.

Olsun zararın neresinden dönülürse kârdır.

Çünkü Suriye’de bulunmak bütün devletlerden çok Türkiye’nin ihtiyacıydı.

Öncelikle Skeys- Picot gizli antlaşmalarının muhatabı Osmanlı Devleti’nin bakiyesi olarak, sonra da Lozan Antlaşması’nın tarafı olarak bu coğrafyada bulunmamız gerekliydi de.

Bölgemiz emperyalizmin hesaplarını görüldüğü mekân olarak canlılığını önümüzdeki aylarda da sürdürecek bu biline.

Çünkü bugünlerde  FSB ,MOSSAD, CIA,M5, MUHABERAT gibi kurumların Türk ordusunun  Suriye’de bulunuşu sürecinde neler yapacaklarını ( bilmesek/ bilemesek de)şimdiden  kurgulamamız gerekmektedir.

Onların neler yapabilecekleri ile ilgili zihin egzersizlerimizi artırmalı ve kendi kapımızın önünü kendimiz süpürmeliyiz.

Önümüzdeki gün, hafta ve ay (Allah Korusun) meydana gelebilecek muhtemel  eylemlerde yeni bir örgütün ismini duymak durumunda kalıp, farklı bir tehdit tanımı ile yüz yüze gelebiliriz.

Bu durumu anlamak ve algılamaktan uzak olmamalıyız.

Yeni metotlarla ülkemizde bir takım iftiraya dayalı temizlik hareketlerine maruz bırakabileceklerini aklımızdan çıkarmamalıyız ve bir “B” planımız mutlaka olmalı.

Sahadaki devletlerin her an birbiriyle danışıklı döğüşlerine hazır olmalıyız. Çünkü oynanan oyun mertlerin oynadığı oyundan çok namertlerin oyunu olduğunu unutmayalım. Sahadaki oyuncular daha önce bildiğimiz
usullerden tamamen farklı metotlarla bir operasyon sürdürmekteler ve derslerine en az 20 yıldır çalışmaktalar.

Ülkemize yönelik operasyonlarda sürekli kullandıkları öznelerinde değişiklikler yapabilir, akı kara göstererek yeni  bir tarz geliştirilebilir ve bu tehditleri tanıma ve tanımlamada zaman kaybedebiliriz.
Tuzaklarının ve suikast plânlarının değiştirilebileceği dönemde en çok kullanılan intiharlar bile çok demode kalabilir.
Milli birliğimize yönelik farklı saldırılara uğrayabiliriz.
Bunların hiçbiri “ milli bakış ve sorun çözüşümüzü” hedeflerinden saptırmamalıdır.
 
‘Unutmayalım ki, su uyur düşman uyumaz.’
 
Bu bölgede Türkiye var ve  var olacaksa; varlığını hissettirirken aktif bir rol almak arzusunu bizzat bir ihtirastan değil, tarihsel zorunluluktan kaynaklandığını dünya kamuoyuna duyurmalıdır.
Toprak bütünlüğüne saygı duyduğumuz Suriye’nin siyasi parçalanmışlığı ve anti demokratik yapılanmasının mezhep eksenli yürütülemeyeceği tezi doğrultusunda reel politik çabalarımızdan sonuç alamadık. O zaman buradaki yeni oluşumlar içerisinde aktif rol alma hakkının uluslararası kamuoyunun beklentileri dışında bir misyon ile değil sahadaki oyuncularla paslaşarak sonuca gitmenin yollarını aramalıyız.
Türkiye’nin Osmanlıdan gelen bakiyesi ile ilgili meselelerinin bulunduğunu, bunun çözümünde de Türkiye’nin yeni roller üstlenmesi gerektiğini  dost-düşman herkese bildirmeliyiz.
 
Meşhur stratejist  Brezinski’nin “satranç tahtası” teorisini hatırladığımızda ülkemizin küresel oyundaki rolünü bilmek ve buna göre ‘tarihte yarın ‘ ile ilgili planlardan haberdar olup, karşımızdakinin  başka planlar yapmasını sağlayan, hatta bizim yeni planlarımızı duyurarak oyundaki etkinliğimizi hissettirecek bir ajanda oluşturmalıyız.
Bu yazı toplam 192 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum