1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. Suç Ve Ceza!
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

Suç Ve Ceza!

A+A-
Yazımın başlığına bakıp ta Rus yazar Dostoyevski’den bahsedeceğimi sanmayın veya bu yazarın yazdığı “suç ve Ceza” dan bahsetmeyeceğim.
Suç başkadır,
Ceza başka şeydir.
Belki bazı suçların cezası bir birine uyum sağlamaz gibi görünebilir.
Bu da işin bir başka yönüdür.
Cezalar şahsidir.
Bırakın cezaların şahsiliği ilkesini, çocuğu yüzünden babasını, anasını, oğlu- kızı yönünden ya da babası – annesi yönünden çocukları cezalandıramayız.
Bugünlerde maalesef toplumumuzda böyle bir öngörü ve algı var. Şu bizim bildiğimiz, hemen hepimizin lanetlediği FETO ve terör örgütü meselesi…

Geçmişte FETHULLAH HOCA olan bu hain, bugün de haindir. Ancak geçmişte FETO’cu olmak bir ayrıcalık gibi görünüyordu maalesef…
Şimdi kimsenin sucunu, başkası cezasını çekmemelidir. Kimse de dışlanmamalıdır. Buna çok dikkat etmeliyiz. Geçmişte ve bugün de dünyanın en kanlı terör eylemleri vardı. Örnek olarak gösterirsek BİN LADİN. Bu terörist ve örgütü Müslümanlık adına ne cinayetler işlemedi mi? Ancak bundan dolayı bugün bu örgütten bahsedilmiyor ama, IŞİD ve benzeri terör örgütleri sözde Müslümandır diye BİZİM SAF, TEMİZ Müslümanların ne günahı var ?Böyle görüp, böyle düşünmek uygar diye geçinen milletlerin ayıbı değimlidir?
Peki Müslüman geçinenlerin içinde terörist var da, Hıristiyanlar içinde yok mu?
Tarihe meraklı olanlar bilirler. Cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul’da bir Ali Kemal vakası yaşanır. O yıllarda İstanbul’da yayımlanan Piyam-ı Sabah baş yazarıdır. Bu kimse Milli Mücadeleye karşıdır. Mustafa Kemal ve arkadaşları ona göre eşkıyadır.
Büyük zafer kazanıldıktan sonra Ali Kemal İstanbul’da tıraş olurken, iki sivil polis tarafından kaçırılır. Tekne ile İzmit’e getirilir. Nurettin Paşa’ya teslim edilir. Paşa Ali Kemal’i yargılamadan halka linç ettirir. Bu olay Ankara’da duyulur ve buna Ankara büyük tepki gösterir.
Linç edilerek öldürülen bu zatın oğlu Zeki Kuneralp yirmi yıl sonra tahsilini bitirir ve Dış İşleri Bakanlığının sınavına girerek başarılı olur. Lakin bazıları bunu sorun yapar.
Sorun zamanın Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye getirilir. İnönü sorar :

Bunda ne var, neden Hariciye’ye girmesin?
Yıl 1940’tır. Bu yılın Cumhurbaşkanı 1963’ün Başbakanı’dır. Zeki Kuneralp mesleğinin zirvesince ve çok çalışkan birisidir. Büyükelçi olmuştur.
Bundan sonrasını kendisinin yazısından alalım:
1963 yılında Kasım ayında Ankara’da idim. Bern ‘den Londra büyük elçiliğine atandım. Usul gereği Başbakan İnönü’nün huzuruna çıktım. Kısa sohbetten sonra Başbakanım size bir maruzatım var. Teşekkür borcumu ödemek istiyorum. Bundan yıllar önce Hariciye’ye girecekken dedim, İnönü sözümü kesti:

Biliyorum evladım, biliyorum.
Birşeyler söyledim ve odadan hayret içinde çıktım. ( BU ANLATIM Sadece Diplomat yayınlarındadır)
Buna bir şey yazmak, ahkam kesmenin anlamı var mı?
İşte devlet adamlığı anlayışı bunu gerektirir. FETO soruşturması kapsamında bazı mağdur olduklarını ileri süren insanlar, öğretmenler var. Onları dinlemek gerekir. Herhalde yukarıda olay hepimize bir mesaj vermektedir.

 
Bu yazı toplam 109 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.