1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. ŞÜPHESİZ! İSLAM, TÜM İHTİYAÇLARI KARŞILAR…
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

ŞÜPHESİZ! İSLAM, TÜM İHTİYAÇLARI KARŞILAR…

A+A-

Küreselleşen dünyamızda, iletişimin saniyeler içerisinde gerçekleştiği bir süreçte ve mekânda adeta küçük bir köye dönüşen dünyamızda, her türlü kapitalist ve pozitivist insanî faaliyetten dünyanın çeşitli coğrafyalarında yaşayan farklı din, kültür ve geleneğe mensup insanlar haberdar olmakta ve bu durum onun yaşamını, sahip olduğu moral ve etik değerler, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik değerler açısından etkilemektedir. Küreselleşmenin bu olumsuz etkisinden uzaklaşmak için Müslümanların, bu dünyada yaratılış gayesini unutmadan, yaşamın her alanında insan, Rabb ve doğal çevre ilişkisini merkeze alarak bu gayeden ayrılmadan yaşam sürmeleri gerekmektedir. Bu da “Biz nereden geldik ve nereye gidiyoruz?” sorusunu hiç akıldan çıkarmadan hayat sürmeyle mümkün olur.

Müslümanlar açısından inanç sapmaları nelerdir veya neler inanç sapmalarına neden teşkil ediyor dersek bunların başında Pozitivizm, Materyalizm, Panteizm, Varoluşculuk, Ateizm, Nihilizm, Darwinizm, Feminizm, Ruhçuluk, Satanizm gibi genelde Batı kaynaklı birçok ideoloji ve felsefi akımları sayabiliriz. Bu saydığımız din karşıtı “izm”lerin etkisinde kalan bazı Müslümanlar kendi dinî inanç ve duygularını yitirerek inançsızlık girdabına düşmüş, bazıları vahyi temellerinden uzaklaşmış, yarı cahil din anlayışlarının yöntemi olan tekfir ya da küfürle itham hastalığına saplanmış; bazı Müslümanlar da varlıklar içerisinde en üstün yapıya sahip olan insanı, yaratıcısı karşısında bir hiçe indiren başka bir deyişle yaptığı eylem ve davranışlarının bir anlamının olmadığını söyleyen Cebriyeci, determinist/fatalist kader anlayışına saplanmışlar ve İslam’ın kader anlayışının da bu olduğunu söylemişlerdir.

Dinî inancı ya da duyguyu, salt belirli ritüelleri yerine getirmeye indirgemek, sadece şekli ve geleneği muhafaza etmek ve onu hayatın insanî ilişkiler, sağlık, spor, siyaset, ekonomi vb. gibi diğer alanlarından uzaklaştırmak da bir tür inanç sapması olarak değerlendirilebilir.

İslam’ın hakkıyla, vahyî temellere dayanan bilimsel bir metotla Müslüman halklara öğretilmemesi ve toplumsal hayatın her alanında görünür ve hissedilir olmaması, bu alanın boş bırakılmasına dolayısıyla inanç sapmalarına yol açacağı izahtan varestedir.

Bilinmektedir ki Yüce Allah, insanı akıl, irade ve yapıp etme gücüne sahip bir varlık olarak yaratmış, gönderdiği peygamberleri aracılığıyla da neyin iyi ve kötü olduğunu bildirmiş, iyi ve yararlı davranışlarına sevap, kötü ve zararlı eylemlerine de ceza vereceğini bildirmiştir. Yine Kur’ân’da Allah’ın, kulları olan insanlara zulmetmeyeceği, kulların yani insanların kendi yaptıklarından dolayı kendilerine zulmedeceği birçok ayette vurgulanmaktadır. Buradan hareketle günah-musibet ilişkisine değinecek olursak şunları söylememiz mümkün gözükmektedir: Musibetlerin sebeplerine yönelik Kur’ân üzerinde yaptığımız incelemeden çıkardığımız sonucu iki ana kategoride değerlendirmek mümkündür. Birincisi: İnsanların kendi yaptıkları, dince suç sayılan kötü davranışlarının yani günahlarının karşılığı olarak birtakım belâ ve musibetlere maruz kaldıklarıdır. Bu görüşün doğruluğunu, bazı kavimlerin doğal felaketleri de içerisinde barındıran çeşitli musibetlerle yok edildiğini anlatan Kur’ân nassları desteklemektedir. Çünkü insanlar Allah’ın koymuş olduğu kanunları tanımamakta, adeta hiçe saymakta, onunla boy ölçüşmeye kalkışmaktadırlar. Bu sınır tanımazlıkları Allah ve peygamberlerini inkârla kalmamış, kendilerini Allah’ın yerine koyarak O’nunla güç mücadelesi içerisine girmeye kadar uzanmıştır. Kâinatın mutlak sahibi olan Allah da ilahî kudretinin bir göstergesi olarak bu tür insanları çeşitli musibetlerle yok etmiştir. Yok edilen kavimler söz konusu cezaya çarptırılmadan önce kendilerine gönderilen peygamberler tarafından uyarıldıkları halde bu ikazlara aldırmamışlardır. Bu uyarı ve ikaz, İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in (sav) son elçi olması hasebiyle O’nun zamanından günümüze kadar geçerliliğini sürdürmektedir. Çünkü O bütün zamanları kapsayıcı bir şekilde müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. (İsra, 17/105) İstenmemekle birlikte günümüzde de böyle bir musibetle cezalandırılma vuku bulacak olursa insanların uyarılmadıklarını söyleme hakları herhalde olmayacaktır. Ancak meydana gelen her doğal felaketi veya musibetleri ya da musibetlerden kaynaklanan acı ve ızdırapları Allah’ın bir cezası olarak değerlendirmek de Kur’ân’ın insanlığa vermek istediği mesajla tam olarak bağdaştırılamaz kanaatindeyiz.

İkincisi: Allah’ın fiilleriyle irtibatlı olarak meydana gelen çeşitli musibetlerin, doğal felaketlerin ve bunların sonucu meydana gelen acı ve ızdırapların insanları imtihan etme, deneme ve sınama amacına yönelik olarak meydana geldiği hususudur. Allah, insanları bollukta ve darlıkta yani nimetlerle ve nimetleri eksilterek, çeşitli sıkıntılarla insanları imtihan edeceğini Kur’ân’da birçok defa bildirmiştir. İşte bu yollu, bu türden çok çeşitli musibet ve sıkıntılara maruz kalan insanların Allah’a karşı takınacakları tavır, onlar için bir deneme, sınama olmaktadır.

Dinimiz, vatanımız, tüm kutsallarımız için süregelen imtihanın farkında mıyız?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.