1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kaçar

  3. SURİYE’LİLER GİTSİN Mİ GİTMESİN Mİ?
Mehmet Kaçar

Mehmet Kaçar

Yazarın Tüm Yazıları >

SURİYE’LİLER GİTSİN Mİ GİTMESİN Mİ?

A+A-

İnsanlar, iletişim kuramadıkça gerçeklerin peşinde koşamazlar ve zannı galiple hüküm vererek genelde yanlış kararlar alırlar. Bu gün ülkemizde Suriye’li mülteciler yaşamaktadırlar. Bunlar hakkında yalan yanlış dedikodu üretmekten başka bir iş yaptığımız söylenemez. Çünkü bu dedikodu üretenlerin kahir ekseriyeti, Arapça konuşamamaktadırlar. Suriye’lilerde Türkçe konuşamamaktadırlar. Böylece iletişim kurup doğruyu öğrenme fırsatı oluşturulmadan, zannı galip üzere konuşmaya devam etmekteyiz.
Bugün Türkiye, Suriye’liler gitsin mi, kalsın mı tartışmasının da ötesinde bir şeyler yaşamaya başlamıştır. bunun sorumluluğu da Türkiye ve Türk ulusunun bizzat kendisine aittir. Namazı Şam’da ki Emevi camisinde kılma hayalleri içerisine girersek, güven vermeyen ve kendi güvenliğini sağlayamayan, terör örgütleri ve vesayet orduları tarafından istila edilmiş bir devletten, daha çok mülteci alırız demektir bu. Türkiye, asırlardır mülteci kabul eden bir ülkedir zaten. Selçuklular ve Osmanlılar tarihinde bunlarla ilgili pek çok kayıt vardır. Çünkü Türkiye’nin 3 kıtaya yayılmış devlet geçmişi ve tecrübesi belkide dünyada ilk sıralarda yer almaktadır. Türkiye’nin 3 kıtaya yayılmış devlet geçmişi, imparatorluk geçmişi olan ülke sınırları ile de komşuluk ilişkileri ve sınır komşulukları tarihe şayandır. Bu İmparatorlukların yüzyıllar içerisinde sınırlarının değişmesinden sonra Türkiye’nin göçmen alımına uğramasından doğal bir şey de olamazdı zaten. Hele hele İstanbul gibi Payitahtlık etmiş ve Avrupa; Asya ve Orta doğunun geçiş noktasında ki, bir metropolün, mülteciler için pek tabi cazibe merkezi ve beldesi halini almasında da gariplik aramamak gerekmektedir. Suriye’liler “geldiler, yerleştiler, artık olan oldu” deyip elimiz-kolumuz bağlı oturmanın hiç bir anlamı yok. Türkiye’de ki Suriye’lilerin geleceği ile ilgili planlar üretmeliyiz. ‘Evlerini, barklarını geride bırakıp burada sürünmelerinde, yanlış ve birilerine peşkeş çekilmek için yapılan planların rol oynadığını unutmamalıyız. Bu insanları memleketlerine ölüme gönderemeyeceğimize göre, Türkiye’de kalacak olan çoğunluğu çok acil bir şekilde sisteme dahil etmenin, normal insanlar gibi vergi veren ve ülkeye katkı sağlayan planların üzerinde çalışmamız gerekmektedir. Bir de bu hadiselere şu gözle bakmakta fayda vardır. Bir zamanlar Avrupa’ya çalışmaya gönderdiğimiz Türk insanları, oralarda Türk Bayrakları açıp yürüyüşler yapıyorlar. Ayrıca Bu insanlar Avrupa’nın kalkınmasında çok ciddi katkılar yapmışlardır. Bugün sadece Berlin’de 5 binin üzerinde Türk dükkanı vardır. Üniversitelerinde yüz binlerce öğrenci ve akademiker vardır. Suriye’liler de bu ülkenin kalkınmasında önemli roller üstlenebilirler. Öyle ise, bunların Türkiye’ye uyum sağlamasının yollarını aramalıyız. Aslında Suriye’liler Arap dünyasının en uyumlu milletlerindendir. Aralarında hadise çıkaranlar da vardır. Bu da normaldir zaten. Şimdi bizimle beraber yaşayan milyonlarca mülteci Suriye’den değil de komşumuz olan diğer Arap memleketlerinden gelmiş olsa idi, asıl gümbürtü işte o zaman kopardı!.. Gelin hep beraber şimdi de Suriye’liler hakkındaki yanlış anlaşılmalara örnekler vererek açıklamaya çalışalım:
Suriye’liler savaşınca adları “terörist” oluyor. Memleketlerinden kaçınca “korkak” oluyorlar. İş yeri yoksa “boş gezenin boş kalfası” deniyor. İş güç kurunca da “işimizi elimizden aldılar” , sanki çok çalışıp, kağıt topluyorduk da. Aç gezince “sefiller” adını takıyoruz. Tok gezince “doymuş ne olacak” deniliyor. Kira da oturunca “ooo! geldiler buraya, şu rahata bak, rahat hayata kondular”, “para elden su gölden” deniliyor. Çadırlarda yaşanınca da “insan mı bunlar? eve bile çıkamıyorlar” şeklinde dedi kodu yapıyorlar. “Düzgün giyinince, bunlar mülteci, şu giyim kuşamlarına bakınız” deniliyor. Oysa ne biz Arapça bilip onlarla bir kelime konuşarak sorunlarına çözüm aradık, ne de onlar bizimle irtibat ve iletişim kurmak için Türkçe öğrendiler. İşte sorun burada. ne dert dinleyebildik ne de der anlatabildiler. İletişim kuramadığımız için de ya birilerinin dedikodusunu yapıyoruz ya da biz kendimiz zanla hareket edip dedikoduya mahal veriyoruz.
Selam ve Dua ile!..

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.