1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. SURİYE’NİN GELECEĞİNE KİM KARAR VERECEK?
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

SURİYE’NİN GELECEĞİNE KİM KARAR VERECEK?

A+A-

Suriye bizim tarih boyunca komşumuzdur. Kara sınırları içinde de yaklaşık bin km.lik bir uzunlukla en uzun sınıra sahibiz.

Komşuluk ilişkilerimizde zaman zaman iyi bir yol alınırken, zaman zamanda özellikle son dönemden önce Suriye yönetiminin Türkiye’ye karşı hasmane tavrı, kaçakçılık, PKK terör örgütü lideri  Abdullah Öcalan’a kucak açması, burada terör örgütüne eğitim yaptırma yetkisi vermesi nedeniyle de  ilişkilerimiz sekteye uğramıştır.

Hatırlarsanız bu uzun kara sınırında mayıs temizlemesini merhum  Turgut Özal  döneminde yaptık ve bu alanlar çiftçinin kullanımına verilmişti.

Sonra AK parti iktidarı döneminde de Esat yönetimi ile  Türkiye bal sarması oldu ama, uzun sürmedi.

Suriye’deki ayrılıkçı guruplara karşı  Esat rejiminin acımasız başlattığı katliam karşısında  Türkiye  bunlara “dur” deyince ipler koptu. Yaklaşık 7-8 yıldır Suriye’de barış yok.

Bu duruma kim getirdi?
Suçlu kim?
Buna bakmıyorum. Çünkü faydasının olacağını da düşünmüyorum.

Su anda Suriye tam bir çıkmaz sokak.

Dünya bu ülkeye parmak atıyor.

Geçtiğimiz Cuma günü İran, Rusya ve Türkiye devlet başkanları üçlü bir zirve için Tahran’da bir araya geldi. Burada en çok çabayı Türkiye gösteriyor.

Amaç kanı durdurmak.

. Bu üçlü, Suriye’nin geleceğini şekillendirmek için kurulan Astana süreci adlı mekanizmayı oluşturuyor. Ancak siz de biliyorsunuz ki bu tablo tam olarak gerçeği yansıtmıyor.

Neden mi? Bu üç ülkenin liderleri, ne Suriye’nin geleceği, ne de yaklaşan Idlib operasyonu konusunda aynı görüşte. Rusya’nın Astana sürecini başlatmaktaki amacı, Esad rejiminin Suriye üzerindeki hâkimiyetini meşrulaştırmak ve ABD’nin Suriye’de yayılmasını önlemekti. Türkiye’yi yanına almak Rusya için büyük bir stratejik kazanım oldu. Ancak Rusya’nın her saat görüş değiştirmesi Türkiye’yi de zora sokmaktadır. İran ise, Suriye’deki varlığını meşrulaştırmak ve kendisine yönelik ABD ablukasını politik düzlemde kırmak istemektedir.

Peki ya Türkiye? Türkiye, Suriye’nin geleceği konusunda Rusya ve İran’la benzer düşündüğü için değil, ABD’yle ilişkileri çok kırılgan hale geldiği için Astana sürecine “mecbur kaldı”.

Türkiye’nin amacı, Washington ve YPG arasındaki ittifakın oyun alanını daraltmak, ABD’ye “Bakın başka alternatiflerim de var” demek ve ileride kurulacak masada daha güçlü bir biçimde yer almaktı.

Haliyle gelinen noktada bu üç ülke, Suriye’nin geleceğinde ortak karar alıyor olsa da, bu hiç de rahat bir ortaklık değil.

Şimdi gelelim Idlib meselesine. Doğru, Idlib’de cihatçı gruplar savaşın başından beri hâkim. Ancak orada aynı zamanda Suriye’nin çeşitli yerlerinden kaçarak Idlib’e gelmiş 3 milyona yakın insan yaşadığı belirtiliyor.Haliyle Türkiye’nin hem sınırlarına yönelik yeni bir göç dalgasından, hem de Idlib’de sivillerin de öleceği kanlı bir operasyondan kaygı duyması, anlaşılabilir.

Türkiye için hem insani hem de lojistik açıdan neredeyse ‘berbat’ bir durum

Peki ne yapmak lazım?

Çetrefil bir bulmaca haline gelen Suriye denkleminin tek bir ayağını çözmek mümkün değil. Sadece Idlib işini tatlıya bağlamak şeklinde bir senaryo yok. Hepsi birbiriyle ilintili, karmaşık bir sorunlar yumağı var karşımızda.

 Ama bence olması gereken, sırasıyla; Türkiye’nin ABD ile olan sorununu çözmesi, Suriye’nin geleceğine dair anayasal süreçte ABD ve Rusya’nın hemfikir olması, YPG ve rejim arasındaki görüşmelerde ortak bir vizyon çıkması, Suriye’nin kuzeyinde Türkiye ve YPG kontrolündeki bölgeler arasında mantıklı bir tanzim sonrasında, sürdürülebilir bir yapı kurulması.

Bunların herhangi birinin olmaması halinde, Suriye sorunu, bütün ağırlığıyla gündemimizden düşmeyecek.Durum böyle görünmektedir.

Bu yazı toplam 357 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.