1. YAZARLAR

  2. Lütfi AYHAN

  3. Tarih Çeşmesinin Üç Musluğu Vardır: Kan, Kin, İbret
Lütfi AYHAN

Lütfi AYHAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Tarih Çeşmesinin Üç Musluğu Vardır: Kan, Kin, İbret

A+A-
                                              

                Öyle ön yargılı öyle tarafgir bir toplum olduk ki hadisleri, olayları serinkanlı, enine boyuna, gerçeğe uygun değerlendiremiyoruz. Bir sembol, bir renk,  bir kelime baştan mahkum ediyor beynimizi, düşünce sistemimizi. “Hele dur bakalım, acele etmeyelim, şurasına da bir bakalım, hadiseyi bir de muarızlarımızın gözünden görelim…” diyemiyoruz. Bu nedenle de kamuoyunu ilgilendiren her meselede, her tartışmalı konuda toplum,  hemen,  bazen inancına göre, bazen siyasi görüşüne göre karpuz gibi ikiye ayrılıyor.

                Bu tezime en son misal “Dersim Hadisesi”. Yıllardır Dersimde bir şeyler olduğu, zulümler yapıldığı söylenip dururdu. İlk defa bir başbakan (hangi amaçla söylemiş olursa olsun) bu elim hadiseyi gündeme taşıdı. Sağlıklı bir toplumda bundan sonra işler nasıl devam eder? Şöyle devam eder: Dersim katliamından zarar görmüş siyasi ve sosyal gruplar, kişiler ve aileler; “Başbakana teşekkür ederiz. Biz korkumuzdan veya çekindiğimiz için bunu gündeme getiremiyorduk. Devletimizin en büyük makamındaki kişi bunu dile getirerek ve devlet adına özür dileyerek yaramıza yıllar sonra da olsa bir merhem çaldı…” derler ve bu elim hadisenin toplumun vicdanında açtığı yaranın kapanmasını sağlarlar. Biz de öyle mi oldu? Hayır. Ön yargıyla madlül beyinlerimiz, kalplerimiz, “söz doğru mu yanlış mı”, “haklı mı, haksız mı” sorularını sormadan; bunu kim söyledi, niçin söyledi diyerek hemen ön yargı zırhlarını giydiler. Böylece karşıdan gelen,  fakat doğru olan düşüncelerden, gerçek olan hakikatlerden kendilerini korudular! Bu hal, bir toplum için vahim bir durum. Halbuki olgun ve gelişmiş bir halk, gerçeğe ve sadece gerçeğe bakar. Hak ve hakikat nereden gelirse gelsin, kaynağı ne olursa olsun,  ister dost, ister düşman tarafından dile getirilmiş olsun fark etmez hemen onu kabul eder. “İlim Çin’den de gelse, hakikat ABD den de neşet etse fark etmez; çünkü hikmet Müminin yitik malıdır ve bulunca alır”.

                                                 TARİHİMİZ DÜŞMANLIK MI ÜRETİYOR?

                Bir milletin hafızası olması gereken tarih,  yanlış eğitim almış bizim gibi milletler için hafıza olmaktan çıkıyor,  tam tersi,  günlük kavgaların, kısır siyasi çekişmelerin, sosyal, dini ve etnik grupların arasına kin tohumları ekiyor. Bu konuda en büyük örnek şu: 1.Dünya savaşında, bir tarafta Almanya Avusturya Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı ve Bulgaristan; Öbür yanda İng, Fransa, İtalya, Rusya, ABD vardı. Savaş bitti ve 10 milyon insan öldü. Bunların 9 milyonu Hıristiyan’dı. 40 yıl sonra 2. Dünya savaşı oldu. Almanya, İtalya, Japonya bir tarafta, ABD, İngiltere, Fransa, Rusya öbür tarafta savaştılar. 40 milyon insan öldü. Sonra ne oldu? Galipler sömürgelerini artırdılar mağluplar çok çalışarak tekrar güçlendiler. Almanya kısa süre de toparlanarak Avrupa’nın lideri oldu Ve AB’yi kurdu. Yani Almanlar Fransızlara, İngilizler Almanlara; “ siz bizden şu kadar adam kırdınız, siz bizim şu kadar toprağımızı işgal ettiniz” demediler. “Geçmiş bitmiştir. Biz geleceğe bakalım. Dedelerimizin yaptığı yanlışların sorumlusu bu gün yaşayan bizler değiliz. Bırakalım tarih mazide kalsın. Ondan sadece ibret alalım. Tarih çeşmesinin üç musluğu vardır: Kan, kin ve ibret. Bizler,  beynimizi ve vicdanımızı ibret musluklarından içtiğimiz hikmet sularıyla doyuralım. Öbür iki musluğu mümkünse tamamen iptal edelim” dediler ve çok doğru yaptılar. Bizde öylemi ya? 1400 sene önce yaşanmış üstelik kavim olarak bizi direk ilgilendirmeyen Kerbela acısı hala alevi sünni ayırımına su taşıyan bir ırmak gibi akıyor. Safevi Osmanlı mücadelesi hakeza. Günümüzde bir insan Pir Sultanı övse hemen birilerinin mezhebi duyguları depreşir.

Bazılarımız Yavuz Sultan Selim Han’dan sitayişle bahsetse hemen karşı tarafın kaşları çatılır, içi kararır.

                Bunun yanında yanlış tarih telakkimizin düşünce yapımızı ne kadar zayıflattığını, mantığımızı ne kadar tutarsız hale getirdiğini de ibretle görmekteyiz. Mesela Dersim hadisesi tartışmaya açılınca çoğu CHP li ve alevi olan bir grup vatandaş ne dedi? “Yahu bırakın maziyi kaşımayı. Toplumun arasına nifak sokmayın. İlgileneceksiniz Sivas la ilgilenin”  Pekiyi aynı grup mesele Yavuz dönemi olunca ne diyor; “O dönem mutlaka incelenmeli. Alevilere yapılanlar bilinmeli…” Yahu kardeşim Dersim dönemi mi bize daha yakın Yavuz dönemi mi? Karşı tarafa gelince:” İstiklal mahkemeleri, Menemen vakası yakın tarih olduğundan incelenmeli…” Pekiyi Maraş, Sivas hadiseleri içinde aynı iştiyakı gösteriyor musunuz? Çünkü onlar daha da yakın tarih! Bu soruya ; “Evet incelenmeli! Yakın tarih, uzak tarih, atalarımızın yaptıkları haklı ve yanlış tüm hadiseleri tüm gerçekliğiyle bilmek istiyoruz. Bunları bileceğiz fakat bunlardan düşmanlık devşiremeyeceğiz”  dediğimiz gün olgun bir toplum olduğumuzu ispatlayacağız.

             Ne yapıp edip Tarihimizi düşman üreten bir kaynak olmaktan çıkarmanın yollarını bulmalıyız. Tam tersi,  tarihimizi,  bu günkü kardeşliğimizi pekiştiren, bize sunduğu ibretlerle yanlış yapmamız mani olan bir ibret anıtı, bir hikmet çeşmesi haline dönüştürmeliyiz. Bunun yolu da Tarih çeşmesini Kan ve kin akıtan musluklarını kurutmak,   ibret musluğunun suyunu ise çoğaltmaktan geçer.    

Bu yazı toplam 724 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.