1. YAZARLAR

  2. Yaman ADAM

  3. Tarih Nostalji Mi, Yük Mü?
Yaman ADAM

Yaman ADAM

Yazarın Tüm Yazıları >

Tarih Nostalji Mi, Yük Mü?

A+A-
TYB Konya Şubesinin “Vahdet, Adalet, Mehabbet” konulu konferansında bu hafta Prof.Dr. İhsan Fazlıoğlu vardı. Dedeleri Karaman’dan Trabzon/Of’a yerleşmiş. Türk-Bilim tarihçisi. Uzun süre yurt dışında bilimsel çalışmalarını sürdüren Fazlıoğlu, Felsefe Bilim tarihi ile Matematik tarihi ve Felsefesi üzerine uzman. Hâlen İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölüm Başkanı. 
Fazlıoğlu’nun konferansından satır araları:
“Türkiye’de gizli bir Vehabî-Selefîlik hızla yaygınlaşmaktadır. Bu Selefîlik klasik anlamdaki Selefîlik değil. Günümüzde belirli bölgelerden neşet eden ve klasik Haricîleri andırırcasına İslâm dünyasına büyük zarar veren bir Vehabî-Selefî hareket söz konusudur. Bu hareketi Türkiye’de hissetmeniz biraz zor. Balkanlara gittiğinizde, oradaki entelektüel çevrelerle konuştuğunuzda; Orta Asya’ya gittiğinizde ve oradaki entelektüel çevrelerle konuştuğunuzda bunu çok daha iyi görebilirsiniz. Oralardaki insanların en büyük şikâyeti; çok ciddi bir Vehabî-Selefî zihniyetin o bölgelerde yaygınlaştığıdır. Bu Vehabî-Selefî çizginin Türkiye’de çok ilginç bir şekilde Ehl-i Sünnet kisvesi altında ve onun içerisinde yuvalanmış olarak yaygınlaştığı görülüyor. Özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerdeki entelektüel çevrelerde bu durum daha da belirgin şekilde tebarüz ediyor. Bu zihniyetin ön önemli özelliği; geleneği reddeden, bir milletin tarihi tecrübesini dikkate almayan, yıkıcı, kırıcı ve parçalayıcı bir fonksiyon icra etmiş olmasıdır.
Bunun en büyük sebebi dinî algımızda çok büyük problemlerin olmasıdır. Bir dinî inanç üç türlü tezahür eder: Birincisi mitolojiktir ve halkın dinî inancı genellikle mitolojiktir. Halk resimlerle düşünür, somut olaylara bakar, kişileştirir dinî sembolleri. Bu mitolojik inanç, kontrol edildiği sürece o milletin, o kültürün ciddi âlimleri olduğu müddetçe bir sıkıntı yaratmaz.
Dinin İkinci idrak tarzı psikolojiktir; vicdanî din dediğimiz bu anlayışta din, tamamen psikolojik ögelere indirgenmiştir. Dinî simgeler kişinin bir tatmin aracı haline gelir. Kişi namazını kılar ama hırsızlığını yapmaya devam eder. Din, bir tür günah çıkartma eylemine dönüşür. Bu itibarla Türkiye’de yaygın olan din anlayışı, özellikle okumuş kesimlerde psikolojik dinî anlayıştır. Bu da kişilikte ciddi bir kırılma yaratıyor ve inandıkları ile yaptıkları arasında insanların şizofrenik bir uçurum meydana geliyor. Yani bir dünyaya inanıyoruz; ama başka bir dünyada yaşıyoruz. Psikolojik din mensuplarının en önemli özelliği odur. İnanç uzayı farklı, eylem uzayı farklıdır.
Dinin üçüncü idrak tarzı ise teolojiktir. Bizim geleneğimizin diliyle ifade edersek; Kelâmîdir. Türkiye’de Tanzimat’tan itibaren başlayan süreçte ulemâsını yok eden bir kültür olduğumuz için şu anda Kelâmî din anlayışı sadece belirli uzmanların elinde mevcuttur. Yaygın islâmî din anlayışı, teolojik ya da kelâmî bir içerik göstermez. Bu nedenle hem dinin, dinî değerlerin dışarıya yönelik savunulmasında hem de içeriye yönelik anlatılmasında kullanılan din dili, vaaz diline dönüşmüş bir vaziyettedir. Bunun en önemli sonucu da Türkiye’de entelektüel eğitim oranı arttıkça dinî inanç zayıflamasıdır. Bir tür dinî inanç cehaletle paralel gitmektedir. Hiç okuma yazma bilmeyen insanlar daha dindardır, ortaokulda biraz daha azalır, lisede iyice azalır; üniversitede, yüksek lisans, doktora yaptıkça hepten azalmış olur. Bunun en önemli nedeni bu kesimlere hitap edecek bir din dilinin; dolayısıyla bunun dayandığı kelâm dilinin mevcut olmayışıdır. Bütün bu meseleleri bir arada düşündüğümüzde bu sorunu nasıl tedavi edeceğiz? Yani ortada bir hasta var ve bir teşhis koyduk. Bu teşhisten yola çıkarak bir tedavi süreci olması gerekiyor.
Bir kültürdeki sorunların çözümü; o kültürün tarihsel tecrübesiyle irtibata geçilerek kurulur. Burada benim tarihten anladığım, genel tarih anlayışıyla uyuşmaz. Ben geçmişiyle gelecekte karşılaşmayı önemseyen biriyim. Yani geleceği geçmişte değil, geçmişi geleceğe giderken görmek ve onunla yüzleşmek isteyen bir anlayıştayım. Dolayısıyla hiçbir zaman tarih tasavvurunu bir geçmiş tasavvuru olarak görmüyorum. Türkiye’de en çok yapılan hatalardan bir tanesi, geçmişle tarihin birbirine karıştırılmasıdır. Hayvanların da bir geçmişi vardır, evrenin de bir geçmişi vardır. Geçmiş ile tarih aynı şey değildir. Tarih, geçmişin idrak ve bilinç seviyesinde bu güne aktarılan tarafıdır. Bu açıdan basit bir gelenekçilik iddiasında olmayacağım. Gelenekçilerin en büyük hatası, geçmişe sığınmalarıdır. Niye? Geçmiş, insana sıcak gelir de ondan. İnsanı korur, orada her şeyin çözümünü bulduğunu zanneder. Duygusal çözümler için tarihe sığınmak verimli olabilir. Modernistlerin en büyük hatası ise geçmişi olmayan bir gelecek tasavvuruna sahip olmalarıdır. Bunun çözümü; Usûl-ü Fıkıhçıların ve Usûl-ü Kelâmcıların iddia ettiği temel şeydir: Sürekliliktir. Esas itibariyle geçmiş; şimdi ve gelecek değildir ömenli olan. Bunlar insanî katagorilerdir. Zaman, sürekli bir akıştır. Bu süreç de prosestir. Bir örüntüdür. Dolayısıyla bu örüntü içerisinde geçmişten şimdiye, şimdiden de geleceğe, o katogorize ettiğimiz yapıya akmak esastır. Bu açıdan tarih, hiçbir zaman geçmişe ilişkin bir proje değildir. Bir projeksiyon değildir. Tam tersine geleceğe ilişkin bir projedir. Bu nedenle tarih, ancak geleceğe ilişkin projesi olan milletler için anlam taşır. Geleceğe ilişkin projesi olmayan, hedefi olmayan, amacı olmayan, programı olmayan milletler için tarih ya bir nostaljidir, ya da bir yüktür. Övgü ve sövgü bilgi vermez. Yani ‘Dıgıdık tarih’ anlayışıyla, ‘kahrolsun tarih’ anlayışı arasında epistomoloji açısından hiçbir fark yoktur. Yazı-Tura arasında biri över, biri de söver. Halbuki bize ne övgü ne de sövgü değil, bilgi gereklidir. Bu bilgiyi de ancak geleceğe ilişkin inşa etmeyi düşündüğümüz projelerimiz, hedeflerimiz varsa geleceği ona göre istihdam etmek ve kullanmaktır. Geçmişlerini bilmeyen milletler şimdilerinde çırpınır, gelecekte de boğulurlar…”
Daha sonra satır aralarına devam edeceğiz. Allah(cc)’a emanet olun.  
Bu yazı toplam 97 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.