1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. Tarih Ve Olaylar !..
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

Tarih Ve Olaylar !..

A+A-
Sibirya’da binlerce yıllık donmuş topraklarda bulunan bir sincap yuvasından çıkan hazine araştırmacıları şaşırttı. Kolima nehri kıyılarında 40 metre derinlikte bulunan yuvada sincapların depoladıkları meyve ve tohumlardan kalanlar yeşertildi.
31 bin yıl öncesinden kalma donmuş hücrelerin laboratuarda buzu çözdürülüp büyütülmesi başarıldı. Ortaya beyaz yapraklı, güçlü ve tohum verebilen bir tür karanfil çıktı.
Elde edilen bu karanfil şimdiye kadar canlandırılan en eski bitki olarak kayıtlara geçti. Bundan önceki en eski bitki, İsrail’de bulunan 2 bin yıllık tohumlardan yetiştirilen palmiye ağacıydı.
Uzmanlar, toprağın donmuş alt katmanlarında bozulmadan saklanan doku örneklerinden binlerce yıllık bitki ve hayvanların yeniden canlandırılabileceğini belirtirken, ahret ve mahşer içinde bir tür ispat olarak gösteriliyor. Bazı inançsızların iddiaları de böylece çürütülmüş oluyor.


1911 yılında Ramazan Bayramının 3. Günü, Libya sahillerine çıkan İtalyan askerleri teslim olanları öldürdüler. Trablus’ta kurdukları Divan-ı Harp’te grup grup getirilen esirlerin yargılanmaları 3 dakika kadar sürüyordu. Karar, hemen binanın arkasında duvarın önünde kurşuna dizilmek oluyordu.
Bir gün elleri kelepçeli bir yaşlı, bir orta yaşlı, bir de delikanlı, çöl kıyafeti içinde mahkemeye çıkartılır. Başkan Albay Carlo, bunları yargılamak için tercümana der ki:
-Sor bakalım bu 3 kişi kimdir?
Elleri kelepçeli, orta yaşlı olanı, gayet iyi bir İtalyanca ile cevap verir:
-Reis bey, tercüman istemez. Ben Türk Ordusunun Albayı Ahmet Alaeddin’im. Bu yaşlı kişi emekli paşa Mehmet benim babamdır. Savaş için görev istedi. Bu delikanlı ise benim oğlumdur. Gönüllü olarak savaşa katılmıştır.
Hakim donup kalır.
-Yalan söylüyorsun, bu söylediklerin için ispatın, belgen var mı?
Ahmet Albay, kelepçeli elleri ile bir buruşuk kağıt çıkarıp, hakimin önüne fırlatır. İtalyan Albayı şaşırmıştır.Zira salona, başlarında siyah şapka, boyunlarında asılı fotoğraf makineleri ile, biri İngiliz, biri Fransız 2 gazeteci girer. Hakim sözlerini tarta tarta konuşmaya mecbur kalır:
-Siz 26 Ekim 1012 günü bizim askerlerimizi arkadan vurdunuz. Bize bağlı kalacağınızı söz verdiğiniz halde bunu neden yaptınız?
-Türk hiçbir zaman arkadan vurmaz. Asıl siz buralarda ne arıyorsunuz? Bu Avrupalıların bir haydutluğudur. O harekâtı ben idare ettim.
-Suçlu, suçunu itiraf etmiştir. Kurşuna dizilmelerine karar verilmiştir.
Bu üç kişi hemen dışarı çıkartılırken, 2 yabancı gazeteci ayağa kalkıp, bu mahkumların önlerinde şapkalarını çıkartarak saygıyla selamlarlar.
Biraz sonra arkadan silah sesleri geldiğinde, gazeteciler, mahkeme heyetine arkalarını dönüp çıkarken, mahkemenin eşiğine çıkarak uzaklaşırlar.


16.yüzyılda Türk Orduları ile savaşa tutuşmuş olmalarından dolayı Katolik Avrupa tarafından kendisine,”Hıristiyanlığın şövalyesi” unvanı verilen Boğdan beyi büyük Stafan ölüm döşeğindeydi.Evlatlarına şöyle nasihatte bulundu:
-Belki de yakında himayeye muhtaç olacaksınız. Asla Rus’a yanaşmayın! Onlar haindir, sizi yok eder. Fakat kendinizi Türklere emanet edin. Onlar adil ve merhametlidirler.
+++ +++
İşte dünya ve tarih
İşte dünya milletleri ve Türkler.
Anlayana sivri sinek….
 
Bu yazı toplam 64 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.