1. YAZARLAR

  2. Yaman ADAM

  3. Tarih yazmak mı, tarih yapmak mı?
Yaman ADAM

Yaman ADAM

Yazarın Tüm Yazıları >

Tarih yazmak mı, tarih yapmak mı?

A+A-
Aydınlar Ocağı’nın Salı sohbetinde  Konya Üniversitesi S.B.B. Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Doç.Dr. Nejdet GÖK hocamızı Corci Zeydan’ın “İslâm Uygarlıkları Tarihi” kitabıyla ilgili ikinci kez dinledik.

Değerli bilim adamı Nejdet Gök “20. Yüzyıl İslâm Tarihçiliğinde Corci Zeydan ve Şiblî Numânî Örnekleri”nden de yola çıkarak iki cilt halinde yayınladıkları “İslâm Uygarlıkları Tarihi” kitabını detaylı bir şekilde tanıttılar.

Nejdet beyin on yıla yakın bir çalışmanın ürünü olan kitapla ve 20.Yüzyıl İslâm tarihçiliği ile ilgili  söylediklerini özetle nakletmeye çalışacağım.

Corci Zeydan’ın “İslâm Uygarlıkları Tarihi”  kitabıyla hitap etmek istediği hedef kitle, içinde aydınların da bulunduğu geniş halk kitlesidir. Bu nedenle onun kitabına, bilimsel kriterleri ve orjinal kaynakları kullanan, ancak bilimsel yöntemlere çok katı bağlanmayan, okunması kolay ve zevkli, öğretici, geniş kapsamlı, ansiklopedik bir eser diyebiliriz. Onun kitabı bu haliyle aynı zamanda, sorgulayıcı ve eleştirisel, gerçek anlamda bir uygarlık tarihi kitabıdır. Aslında Corci Zeydan, yazmış olmak için değil, okunmak için yazmıştır. Anlaşılması zor, bir çok konuyu herkesin anlayabileceği bir biçime sokarak, akıcı ve anlaşılır bir dille aktarmayı başarmıştır.

 Fasılalarla yaklaşık 8-9 yıl süren bir ailevî yardımlaşma sayesinde Zeydan’ın Arapçası ve Osmanlıcası 5 cilt olan eserini -kısaltma yapmaksızın- iki büyük cilt halinde İletişim Yayınevi tarafından yayınlayarak yaklaşık 1700 sayfalık hacimli bir klasik  eseri dilimize kazandırmış olduk. Ayrıca yüzlerce dipnot ve açıklamayla zaman zaman eleştirdik ve güncel bilgiler ve fotoğraflar ilave ederek daha da zenginleştirdik. Halil İnalcık Hocamın kitabın arka kapağında yer alan takrizinde söylediği: “Bu klasik eserin yayımı, önemli bir kültür hizmeti olmanın yanında; Türk bilim çevresinde büyük bir boşluğu dolduracak, İslâm Tarihi ve Uygarlığı ile ilgili çalışmalara da bir zenginlik kazandıracaktır.” düşüncesindeyiz. İnşallah çabalarımız boşa gitmeyecektir. Gösterilen sıcak ilgi de bize ümit vermektedir.

Şiblî Numânî’nin “Sîret-ün Nebî” adlı eseri, 1912 yılının Haziran ayının 12'sinde Bombay şehrinde yazılmaya başlandı.  Bu tarih, Zeydan’ın “İslam Uygarlığı Tarihi” adlı eserinin tamamlanmasından 6 yıl sonradır. Bu iki yazar birbirleriyle mektuplaşmışlar, eleştirilerde ve görüş alışverişinde bulunmuşlardır. Zeydan’nın eseri 1909-1911 de Osmanlıca’ya çevrilmişken Şiblî’nin kitabı ancak (1928 -1935) yılları arasında Ömer Rıza Doğrul tarafından çevrilebilmiştir.

Corci Zeydan ve Şiblî Numânî, 20. Yüzyıl İslâm tarihçiliğine ayrı bir ivme kazandırmışlardır. Bu iki orijinal eserden sonra günümüze kadar yazılan İslâm tarihi ile alakalı bir çok eserde bunların etkisini açık bir biçimde görüyor ve okuyoruz.

Klasik İslâm tarihçiliği esas olarak hadis kültürüne dayanır. İlk tarihçiler aynı zamanda hadisçidirler. Bu nedenle olayları olabildiğince sade bir şekilde aktarmaya gayret gösterirler. Yorum ve değerlendirmeden kaçınırlar.

 Verilen bilgiler genellikle siyasi tarih kapsamındadır. Medeniyet tarihi ile ilgili bilgiler dağınık ve düzensizdir.

 Olaylar sebep-sonuç ilişkisi içinde değerlendirilmemiştir. Her devir yeni bir çağ ve yeni bir dünya gibi algılanmış, süreklilik göz ardı edilmiştir.

 Genel olarak lokal veya bölgesel tarihlerdir. Dünya tarihi olarak nitelendirilenlerin sayısı oldukça azdır.

Resmi ve didaktik tarihlerdir. Belli düşünceler nesillere bilinçli bir şekilde empoze edilir.

Sadece tarihte değil, sosyal bilimlerde genel olarak “mutlak doğru” veya “mutlak yanlış” tan bahsedilemez. Farklı açılardan yorum ve değerlendirmeler söz konusu olabilir.

Zeydan’la birlikte ilk defa İslâm tarihi bir “medeniyet” veya “uygarlık” tarihi olarak ele alınmıştır.

Onun başlattığı bu metot, devrin Osmanlı Tarihçilerinden Cevdet Paşa ve Şiblî Numânî ve takipçilerinin de tavsiye ettiği bir metottur.  Ancak ciddi biçimde kritik edilmeli ve daha da geliştirilmelidir.

Maalesef özellikle son yıllarda; iddia edildiği gibi, hissî ve akıl dışı bir tarih anlayışından ilmî ve rasyonel bir tarih anlayışına geçilememiştir.

Tam aksine, daha hissi ve fantastik bir çabaya dönüşmüştür. "tarih yazımı" bir tarafa bırakılıp "tarih yapımı" devreye sokulmuştur. Sağdan veya soldan belli şahıs ve görüşlerin ortaya koyduğu projelerle yapılan yalnızca sunî “tarih yapımı” dır. Özellikle gençlerimiz bu yapay tarih projeleriyle belli amaçlar doğrultusunda doldurulmakta ve hâyâlî bilgilerle yönlendirilmektedirler. Popüler tarihçilik demek palavra ve uydurma tarihçilik demek değildir.

Ve son olarak B. Lewis’in ibret almamız gereken bir tespitiyle noktalıyorum:

“Eski metinler kütüphanelerde kaldı. Eski metinler, zamanında çok ağdalı idi. Binâenaleyh Türk tarihçisine çok önemli vazifeler düşmektedir. Tarih bir milletin hâfızasıdır; tarihini bilmeyen millet, hâfızasını kaybetmiş insana benzer.”

İdeolojik, dayatmacı ve yalanlarla kurgulanmış yapma tarihler yerine gerçek ve tarafsız tarihlerin okutulacağı, öğretileceği tarih derslerine hasret bir gençlik var önümüzde. Bu gerçekleştiği zaman tarih yazan, kula kul olmayan, sömürülmeyen, yeryüzüne adalet dağıtan bir nesil de beraberinde gelecektir.

 

Bu yazı toplam 292 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.