1. YAZARLAR

  2. Yaman ADAM

  3. Tarihî Tecrübemiz Yok Mu?
Yaman ADAM

Yaman ADAM

Yazarın Tüm Yazıları >

Tarihî Tecrübemiz Yok Mu?

A+A-
Prof.Dr. İhsan Fazlıoğlu’nun TYB’deki “Vahdet, Adalet, Mehabbet” konulu konferansından satır aralarına devam ediyoruz:
“Geçmişlerini bilmeyen milletler şimdilerinde çırpınır, gelecekte de boğulurlar… Bu bir aforizmadır. Geçmiş, bizim için bir arşivdir, bir müzedir. İletişimimizi mümkün kılan bir vasattır. Oradan istifade ederek, oradan istimdat ederek geleceğimizi inşa edebiliriz. Yapılacak her yeni çalışma ve hareket ancak geçmişe kıyasla anlaşılabilir. Biz dinde, felsefede ya da başka bir alanda yeni bir şey ortaya koyduğumuzda onun insanlara aktarımını ancak geçmişle mukayese ederek kurabiliriz.
Geçmişten istifade ederek bugünün sorunlarını nasıl çözebileceğimizin, geleceğe ilişkin kültürümüzün sıhhat ve selametini, otantikliğini nasıl koruyabileceğimizin hesabı iyi yapılmalıdır. Bu toprakların tarihi geçmişini ve tecrübesini dikkate almayan hiçbir fikir saygıyı hak etmez. Ne kadar dindar olursa olsun, ne kadar benim dünya görüşümü paylaşırsa paylaşsın, eğer bu toprakların tarihi tecrübesini dikkate almıyorsa kişisel olarak saygı duymam. Çünkü onun bana çare olacağını düşünemem. Aksine benim dünya görüşümün tam tersine bile olsa bu toprakların tarihi tecrübesini dikkate alıyorsa onu ciddiye alırım ve saygı duyarım. Çünkü sahici bir şey söylemeye çalışıyor demektir.
Bu, şuna benzer: Hastasınız ve hastaneye gidiyorsunuz. Doktor sizi muayene ediyor. Sizden röntgen, idrar tahlili, kan tahlili gibi bazı tahliller istiyor. Siz de diyorsunuz ki; ben bunlarla uğraşamam. Sizdeki başka bir hastanın tahlillerine göre benim ilaçlarımı verin!… Hiçbir hastaya başkasının tahlillerine göre tedavi uygulanamaz. Her hastanın kendine göre sorunları vardır. Siz, başka bir hastaya verilen ilacı kullandığınızda size zarar verir. İlaçlar ilke olarak iyileştiren bir şeydir ama sizin gerçekliğinize uymadığı için size zarar verir ve hasta eder. Dolayısıyla Türkiye’de insanlar fikir üretirken, belirli bir sorunla yüzleşirken o sorunun kendilerine dayattığı ya da kendinden talep ettiği çareleri değil, başka ülkelerde üretilen çözümlerden hareket ederek kendilerine bir yol çizmeye çalışıyorlar. Başkalarının sorunları için üretilen çareler o ülkenin, o kültürün çözümüdür. Elbette oradan bir ders alınır; ama olduğu gibi tatbik edilemez. Ne yazık ki bu ülkede şimdiye kadar yapılanlar budur. Yabancı dillerden yarım yamalak tercüme edilen bilgilerle, çevirilerle çözüm üretilmeye çalışılmıştır. Türkiye’deki en büyük sosyolog dediğimiz insan, İlmihal’i bilmiyor… Hayatında camiye gitmemiş, toplumuna yabancı… Bu adam hangi toplumun sosyolojisini yapacak?
Sosyo-loji… toplumun bilgisi demek. Buradaki “loji”yi anladık da “loji”ye eklenen toplum kimin toplumu?
Amerikan toplumunun analizlerinden, incelemelerinden, oradaki verilerden hareket ederek bir “loji” kurulmuş, benim ülkemde de gelip onun bir tür satışını yapıyor, bayiliğini yapıyor…
Benim toplumum yok mu?
Atilla İlhan’ın bir televizyon programında verdiği çarpıcı örnek bu durumu çok güzel açıklıyor.
İstanbul’da bir yere köprü yapılacaktır ve bir yarışma açılıyor... Finale kalan üç proje inceleniyor ve jüride Atilla İlhan da var. Bir tanesi İtalyan köprü modelinde; çünkü mimar kardeşimiz doktorasını İtalya’da yapmış…
Bir tanesi Fransız köprü modelinde; çünkü onun mimarı da doktorasını Fransa’da yapmış…
Diğeri de Anglosakson modelinde; çünkü onun mimarı da doktorasını Amerika’da yapmış…
Peki bu köprü nereye uygulanacak?
İstanbul’a…
Yahu bu İstanbul’un bir tarihi, coğrafyası, kültürü yok mu?
Bir tarihî geleneği, mimarî geleneği yok mu?
Maalesef biz, okuduğumuz ülkelerin bayiliğini yaparak kendi kültürümüze, kendi geçmişimize ihanet ediyoruz. Bu basit köprü örneği bütün fikriyatımız için geçerlidir.
Milliyetçilik yapıyoruz; Marksist terimlerle…
İslamcılık yapıyoruz; Katolik terimlerle…
Liberalizm yapıyoruz; bilmem hangi ülkenin replikleriyle…
Bu toprakların tarihî tecrübelerini hiç dikkate almadan fikirler üretmeye, ithal etmeye kalkıyoruz. Ya Londra’ya sığınıyoruz, ya Moskova’ya; Ya Amerika’ya sığınıyoruz, ya da Avrupa’ya…
İstanbul’un, Ankara’nın, Konya’nın, Erzurum’un hiç mi tarihî tecrübesi yok?
Tarihî tecrübelerden yararlanalım derken; pılımızı pırtımızı toplayıp geçmişe gidip yaşayalım anlamına gelmesin. Kelâmın ve usûl-ü fıkıhın süreklilik anlayışı içerisinde, o tarihî tecrübelerden faydalanmamız gerektiğine inanıyorum.
Türkiye’deki Vahabî-Selefî ve diğer farklı tasavvurların aşılabilmesi için 1096-1350 tarihleri arasında Konya’da inşa edilen İslâm anlayışının yeniden ihya edilmesi gerekir.
Bu ihya, hiçbir zaman geçmişin diriltilmesi değil, güncelleştirilmesi ile mümkündür. Konya’da bunun üretilmesi ya da inşa edilmesi elbette ki, tarihsel bir olgudur. Çünkü Selçukluların başkentidir. Selçukluların komutasındaki Oğuz Türkleri cenge geldiklerinde İslâm dünyası büyük oranda kültürel ve entelektüel alanda parçalanmış durumdaydı. Devlet sistemi çökmüş, adalet anlayışı çökmüş, akıl parçalanmış, yüzlerce fıkıh mezhebi, binlerce itikadî mezhep ortaya çıkmıştı. Büyük Selçukluların İslâm dünyasına getirdikleri en önemli şeylerden birincisi; merkez-çevre ilişkisine göre örgütlenmiş bir devlet sistemi ve buna paralel olarak kurdukları medreselerle ortak bir akıl ve ortak bir dili inşa etmek olmuştur.
Bu ortak akıl ve ortak dil son derece önemlidir. Çünkü konuşmanızı ve iletişiminizi mümkün kılar. Bu mirası devam ettiren Anadolu Selçuklularında 1050’den itibaren ciddi bir şehirleşme ve ticaret faaliyeti başlıyor ve 1308’e kadar devam ediyor. Buna paralel olarak da entelektüel ve kültürel faaliyetler zirveye ulaşıyor. Türk tarihinin önemli sultanlarından Alaaddin Keykubat zamanında yaşamış Uluğ Keykubat önemli bir entelektüel kişiliktir…”
Bir sonraki yazımızda da satır aralarına devam edeceğiz. Allah(cc)’a emanet olun.
 
Bu yazı toplam 154 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.