1. YAZARLAR

  2. Ahmet Turan

  3. TARİHTEN HİKAYELER
Ahmet Turan

Ahmet Turan

Yazarın Tüm Yazıları >

TARİHTEN HİKAYELER

A+A-

Her seçim dönemi meydanlar ve vatandaşlar bana tarihi hatırlatıyor. Ve gördüğüm olaylar karşısında tarihimizde yaşanan hikayeleri buluyorum ve sizlerle paylaşıyorum.
Çünkü bunlar kıssadan hisse veriyor.
Kime mi?
Aslında hepimize.
Her seçime aday olarak girenlere, hem de seçmen olan vatandaşa.
Bugünde Osmanlı padişahımız Yavuz Sultan Selim Han’a atfen anlatılan hikayeleri derledim.
Umarım beğenirsiniz.
Yavuz Sultan Selim Han şiire, edebiyata ve satranç oynamaya meraklı biridir. Aynı şekilde İran Şahı İsmail'de de bu özellikler vardır. Sarayında ünlü şairleri barındırır ve çok iyi satranç oynar. Bunu bilen Yavuz Sultan Selim Han, tebdili kıyafetle (gezgin bir abdal kılığında) şahın ülkesine gider. Hanlarda , Kervansaraylarda satranç oynayarak önüne geleni yener. Haber şaha ulaşır. Şah der ki çağırın birde benimle oynasın. Yavuz Şah'ı da yener. Şah sinirlenir ve Yavuz'a der ki: " sen edep nedir bilmez misin? Hiç şahlar mat edilir mi?" Elinin tersiyle Yavuza bir tokat atar. Şahın kızdığını anlayan Yavuz onu yücelten şiirler okumaya başlar. 
Sanma şahım /herkesi sen / sadıkane / yar olur
Herkesi sen / dost mu sandın / belki ol / ağyar olur
Sadıkane / belki ol / alemde bir / dildar olur
Yar olur / ağyar olur / dildar olur / serdar olur 
Ancak Şah İsmail hala onun Yavuz Sultan Selim olduğunu anlamamıştır.
Yavuz yediği tokadın acısını unutmaz. Birkaç sene sonra Çaldıran'da Şah İsmail'i yener ve ona bir mektup gönderir. 
Mektupta o günkü tokadın acısını aldığını söyler ve ilave eder: " Atacaksan tokadı böyle atacaksın. "
Aslında Yavuz bütün olanları şiirinde Şaha anlatmış ancak Şah anlamamıştır. Herkesin dost olmayacağını bir gün böyle kişilerin karşısına serdar olarak ta çıkabileceğini söylemiştir.
PARLAYAN KILIÇ
Venedik’ten bir elçi gelmiştir. Herkesin cihanı titreten padişahı görmek isteyip de göremediği bir devirdir. Elçi, Koca Sultan’la görüşüp ülkesine geri döner. Ülkedeki üst düzey yöneticiler başta olmak üzere herkes bu heybetli sultanın nasıl birisi olduğunu öğrenmek istemektedir. Elçiye cihan sultanı Yavuz’un nasıl birisi olduğunu sorarlar.
Göremedim, der elçi. Merak ederler:
Huzuruna girdiğin, yanına kadar vardığın hâlde nasıl göremedin?
Bunun üzerine elçi şu müthiş itirafta bulunmak zorunda kalır:
Kılıcı öyle parlıyordu ki, yüzüne bakamadım.
Kısa sürede Venedik elçisinin bu sözleri Osmanlı Sultanı’nın da kulağına gelir ve haşmetli Sultan şunları söyler:
Paşalarım, der. Osmanlı Devleti’nin kılıcı parladığı müddetçe zalimlerin boynu daima eğik gezecektir. Ama Allah korusun, bu kılıç ne zaman ki kınına girer de paslanmaya başlarsa, işte o zaman kafalar yavaş yavaş dikilir ve bir gün bize yukarıdan bakmaya başlarlar.
Şimdi etrafımıza bir bakalım. Bunları yaşamıyormuyuz?
Bir de Hz. Mevlana’ dan bir hikaye ile bugünkü yazımıza son verelim.
Aptal bir kuş bir çayırlığa gitti. Orada bir avcı tuzak kurmuş, tuzağın içine de birkaç tane serperek bir kenarda yaprakların, otların arasına gizlenmiş bekliyordu. 
Kuş gelerek onun etrafında dolaşmaya başladı, adamın böyle yapraklara sarınması tuhafına gitti. 
"Sen kimsin? Neden böyle yeşiller giyinmişsin, böyle tenha bir yerde bekliyorsun, vahşi hayvanlardan korkmuyor musun?" diye sordu. 
Adam : 
"Ben bir zahidim. Dünyadan elimi, eteğimi çektim, böyle tenha bir yerde; otlarla yapraklara belenerek kanaat edip gidiyorum." dedi. 
Kuş adama birçok soru sordu adam da ona cevaplar verdi. Nihayet kuş o buğday tanelerini gördü. 
"Bunlar kimindir?" dedi. 
Adam : 
"Bunlar bana kimsesi olmayan bir yetimin emanetidir." dedi. 
Kuş : 
"Çok açım müsaade edersen bunlardan yiyip karnımı doyurayım, çünkü benim zaruretim var zaruri hallerde de leş yemek bile mübah olur." dedi. 
Adam : 
"Bu buğdayları bana, beni emin bildikleri için emanet ettiler, yetim malı helal olmaz." dedi. 
Kuş çok açtı : 
"Ey zahit kişi müsaade et de şu buğdaydan yiyeyim, karnımı doyurayım." dedi. 
"Zaruret hakkında kendine bir fetva uydurdun, eğer gerçekten öyle suçlu olursun, hatta zaruretin bile olsa çekinmen, haramdan sakınman daha iyidir." dedi. 
Kuşun artık dayanmaya takati kalmamıştı, büyük bir iştahla buğdaylara hücum etti, onları yemeğe başladı. Başladı başlamasına lakin tuzağa da yakalandı. Kurtulmak için çırpınırken kendi kendine : 
"Sahtekarların, yalancıların efsunlarına kananın hali böyle olur." diyordu. 
Bunu duyan adam : 
 "Hayır öyle değil, haksız yere yetim malını yiyen, gözlerini hırs bürümüşlerin layığı budur." dedi.
Hoşça kalın.

Bu yazı toplam 1444 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar