1. YAZARLAR

  2. Dilek Bülbül

  3. Tasavvufta Kılık Değiştirme: Donuna Girmek Deyimi
Dilek Bülbül

Dilek Bülbül

Yazarın Tüm Yazıları >

Tasavvufta Kılık Değiştirme: Donuna Girmek Deyimi

A+A-

Son zamanlarda köşe yazılarımla ilgili olumlu mesajlar içeren e-mailler alıyorum. Halk kültürüne ait yazılarımın kaynağı ve batıl inançları işlememle alakalı… Sanırım günlük ritüellerimiz içerisinde yer alan ve sıradanlaşan hatta bazen neden yaptığımıza ya da neden inandığımıza dair bir fikrimizin olmadığı bu tarz meseleler okuyucularım tarafından oldukça ilginç bulundu. Konu sıkıntısı çekmememde ki sebep ise elbette ki meslekî ilgim dolayısı iledir. Fakat birçoğunu tam bir “Anadolu Kadını” diye nitelendirdiğim annemin anlatımları oluşturmaktadır. Yine ilk kez annemden duyduğum ama yeni neslin olmasa bile yaşlıların muhakkak duymuş olabileceği bir deyimle tanıştıracağım sizi. Tasavvufta, ermişliğine inanılan kişilerin çeşitli hayvanların kılıklarına girerek bir hikmet emaresi göstermelerine “don değiştirmek” denir. Bugün Alevî-Bektaşî geleneğine atfedilen bu inanç; kaynağını Orta Asya Türklerinin Kam geleneklerinden alır. Türk destan ve masallarında çok sık işlenen bu konu İslâmiyet’ten önceki Gök Tanrı inancında önemli yer tutar. Örneğin; kamlar düşman ruhlarla savaşmak için kılık değiştirip yer altı ve yer üstü âlemlere yolculuk edebilmek için de ayin öncesi üzerinde hayvan resmi olan bir kıyafet giyerdi ve o şekle girerdi. Bu çoğunlukla kartal gibi bir kuş figürüdür. Çünkü; kartal Türk kültüründeki en kutsal hayvanlardan biridir. Kartaldan türeme efsanesi bunun temelini oluşturmakla birlikte asilliğin ve hâkimiyetin sembolü olan bu figür devlet arması olarak Anadolu Selçuklu Devleti’nde çift başlı kartal olarak karşımıza çıkmaktadır. 
Tasavvufta da aynı düşünce devam etmiş ve 13. yüzyılda Anadolu’ya İslâmı yaymaya gelen Horasan erenlerine de bu olay sirayet etmiştir. Şekil değiştirme üstün bir güç tarafından (Tanrı) iyiliğin mükâfatı ya da kötülüğün cezası olarak gerçekleşirdi. Bu şekil değiştirme dua, efsun, sopa gibi bir unsurun neticesinde ortaya çıkardı. Amaç ise kartal, güvercin, geyik, ayı, balık, köpek, kurt, yılan vb. gibi hayvanların donuna yani; kılığına girerek tasavvuftaki eğitimi terbiye etmekti. Bu konuyla ilgili en bilindik hikâye Abdal Musa ile ilgili anlatılandır. Buna göre; Alanya sancak beyinin oğlu Gaybi, 18 yaşındayken arkadaşları ile ava çıkar. Avlanırken tepe üzerinde bir geyik (ahu) görür. Gaybi onu görünce hemen bir ok çıkarıp fırlatır. Kirişten çıkan ok geyiğin sol koltuğunun altına saplanır fakat yaralanan geyik sıçrayıp kaçar. Gaybi de ardına düşer. Dağlar, vadiler geçip bir sahraya inerler. Yaralı geyik büyük bir tekke kapısından içeri girer. Gaybi de arkasından dergâha girerek, dervişlere geyiği sorar. Meğer o sahradaki bu dergâh, velayet erenlerinden Seyyid Abdal Musa Sultan’a aitmiş. Abdal Musa, burada büyük bir dergâh yaptırmış. Yanına gelenler mutlaka mürit ve muhip olup kalırlarmış. Pek çok dervişi varmış. Hepsi Abdal Musa’ya layığı ile hizmet ederlermiş. İşte geyiğin ve Gaybi’nin girdikleri dergâh bu idi. Dervişler Gaybi’yi görüp, karşıladılar ve atının dizginini tutup: ‘Buyurun, ziyarete geldiniz ise aşağı inin’ dediler. Gaybi: ‘Buraya oklanmış bir geyik geldi, o benim avımdır, onu bana verin’ dedi. Dervişler de: ‘Buraya böyle bir geyik gelmedi ve biz görmedik’ dediler. Bunun üzerine Gaybi: ‘Hiç dervişler yalan söyler mi, ne için inkâr ediyorsunuz? Ben geyiği kendi gözümle gördüm, buraya gelip içeri girdi’ dedi. Dervişler bu sözler karşısında hayret ettiler: ‘Haberimiz yok, bilmiyoruz’ dediler. Gaybi bu durum karşısında öylece kaldı. Bey, böyle düşüncelere dalmışken, dervişler: ‘Sultanım, Alanya beyinin oğlu gelmiş, bizden av talep ederler’ dediler. Sultan da: ‘Onu bana gönderin’ dedi.  Sultanın yanına varan Gaybi halini anlattı ve neden orda bulunduğunu açıkladı. Bunun üzerine Abdal Musa: ‘O geyik neden senin avın oldu?’ diye sordu. Bey cevapladı: ‘Sultanım, ben onu ok ile vurdum, üzerine at sürüp hayli koştum. Çok menzil aldı, yoruldu, güç bela buraya geldi’ cevabını verdi. Bunun üzerine Abdal Musa kolunu kaldırıp, koltuğunun altında saplı oku gösterdi. Okunu tanıyan Gaybi kendinden geçti. Kaygusuz Abdal’ın yani; Gaybi’nin Abdal Musa’yla tanışması ve beyliği bırakıp dergâha hizmet etmesi böyle başlamıştır. Kaygusuz Abdal, uzun bir dönem dergâha hizmet etti. 
Bugün metamorfoz diyebileceğimiz bu olay Türk mitolojisinde “kabulgan, kubulgan, hibulgan” gibi isimlerle anılırken Anadolu halkı “donuna girmek” ya da “don değiştirmek” şeklinde tabir etmiştir. Görüldüğü gibi Orta Asya’dan Anadolu’ya hatta buradan da Balkanlara kadar uzanan geniş bir coğrafî sahada yayılan bütün Türk boy, oymak ve aşiretlerinde motif ve değerler detaylarda farklılıklar içermesine rağmen genel karakteri ile ortaktır. 

Bu yazı toplam 892 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar