1. YAZARLAR

  2. Dilek Bülbül

  3. Taşra’dan Saray’a: Ebu Said Muhammed el-Hâdimî (2)
Dilek Bülbül

Dilek Bülbül

Yazarın Tüm Yazıları >

Taşra’dan Saray’a: Ebu Said Muhammed el-Hâdimî (2)

A+A-

O dönemde ünü iyice yayılan Hâdimî Hazretleri iki kez Osmanlı padişahları tarafından İstanbul’a davet edilmiştir. İlk olay Numan Hâdimîoğlu’nun rivayetine göre şu şekilde gelişmiştir: III. Ahmet, Hıristiyan ve Müslüman din adamlarını arasında yapılacak bir münazara için saraya dönemin Şeyhülislam’ı olan Kazabadi Ahmet Efendi’yi İstanbul’da batılı bilginlerin karşısına çıkacak bilgili bir âlim var mı? diye saraya çağırmıştır. Hocanın cevabı şudur: “Bunca yıldır okutup yetiştirdiğim talebelerimin içinde üç buçuk öğrencim vardı diye öğünürdüm. Bunların içinde üçü de tam gelişemedi. Fakat o dört talebemin içinde, buçuk olarak değerlendirdiğim (Hadimli Mehmed Efendi) çok büyük bir hoca oldu. Konya’nın Hadim köyündedir, hiç boş zamanı yoktur. Pek çok âlimler yetiştirdiğini öğreniyorum. Getirilirse, İslamiyet’in yüzü ak olur” demiştir. Bunun üzerine padişah dönemin Konya Valisi Ali Paşa’ya Hâdimî’ye elden vermek koşuluyla bir davetiye yollar. Hâdimî de bu davete icabet eder ve İstanbul’a gider. Hocası Kazabadi Efendi’yi haklı çıkaran Ebu Said Hazretleri batılı bilginler karşısında verdiği cevaplarla padişah III. Ahmet’in de takdirini kazanmıştır. Münazara bitiminde padişah ödül olarak ne istediğini sorar fakat Hâdimî hiçbir şey istemediğini söyler. Bunun üzerine padişah “senin ilim, irfan ve feyz yuvası güzel medreseni yaşatmak için Bozkır ve Mut kazalarının âşarını medresene vakfettim” der.
    İkinci olay ise I. Mahmut döneminde Darussaade ağası Beşir Ağa’nın Hicaz’daki görevinden sonra yaşanmıştır.  Medine-i Münevvere de harem ağalığı yapan Beşir Ağa İstanbul’a döndüğünde padişah görevinin nasıl geçtiğini, ne türlü olaylarla karşılaştığını sorar. Beşir Ağa üç garip olayla karşılaştığını ve bunlardan birisinin gecenin seherinde Ravza-i mutahharadaki Cibril kapısına gelen zatla alakalı olduğunu şu sözlerle bildirir: “Ravza-i mutahharedeki Cibril kapısı, gecenin seherinde aralık açılınca Ravza-i mutahhareye geleni görmek istedim. O sırada vücuduma ârız olan rehavet (ağırlık) ve durgunluk neticesi gelene muttali olamıyordum. Bir gece yine Cibril kapısı açıldı. Hemen kapıya koştum. Kapıda beklerken, Ravza-i mutahhare’den bir zat çıktı. Bu çıkan zata: “Kimsiniz? Nerelisiniz? diye sordum. Konya mülhakatından (Konya’ya bağlı) Hadimli Mehmet Efendi olduğunu söyledi. Sebebi ziyaretini sordum. Birgivî Mehmet Efendi’nin Tarikat-ı Muhammediye’sini şerh ediyorum. Şüphelendiğim bazı Hadis-i Şeriflerin femi saadet’i nehvî’den şeref sudûr buyurulup buyurulmadığını, ruh’i Peygamber’den öğrenmek maksadıyla geldim deyince Hâdimî’yi odama götürdüm”. Halbuki hiç kabirden sual olur muydu? Peygamber öleli 1000 seneyi geçmişti geçmesine de Erenlerin Evliyalarına sırrına ortak olunmazdı elbet. Bu olay üzerine padişah Hâdimî’yi İstanbul’a çağırmış ve Ayasofya’da huzur dersi vermesini istemiştir. Padişahı kırmamak adına burada 10 gün boyunca huzur dersi vermiştir. Her ne kadar İstanbul’da kalması istense de Hâdimî Hazretleri memleketine dönerek ilmini burada yaymaya devam ettirmiştir. 
    Sonuç olarak; biz bu muhterem zatı “kıssadan hisse” anlatmaya çalıştık. Bir nebze de olsa merakınızı cezbedebildiysek Hem Hadim’i hem de Hâdimî Hazretlerini daha yakından tanımak için sizleri 25 Kasım 2017 Cumartesi günü saat: 16:00’da Koyunoğlu Evi’nde yapılacak olan “Geçmişten Günümüze Hadim” konulu İkindi Sohbetlerine bekleriz.
 

Bu yazı toplam 1021 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar