1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. Teknolojiye Kurban Ettiğimiz Hayatlar
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Teknolojiye Kurban Ettiğimiz Hayatlar

A+A-
Her geçen gün öncesini aratıyor. İnsanoğlu var olduğu müddetçe kendini geliştirme uğruna tüm yolları denemiş ve hep ileriye gitmek istemiştir.
Günün koşullarının aşırı yüklenmeden ve teknolojik gelişmelerin iyice ayyuka çıkmasından kaynaklanan sebeplerle artık tatmin etmekten çok uzak olması ve gelecek için kaygılı olma durumunda insan bir önceki güzel anlar bütününe dönmek isteyince mecburen geçmişe takılıp kalmaktadır. Çünkü geçmişte angarya yoktu. İnsanların birbiriyle birebir alakalı olduğu o güzelim yılların günün birinde böylesine aranır hale gelmesinin temelinde yozlaşan günlük yaşamımızda insani ilişkilerimizin dibi görmesi çok önemli rol oynamıştır. Benim geçmişimin toplamı 44 senedir. Bu 44 senenin 20 senesini düştüğümüz zaman geriye kalan 24 senelik zaman diliminde ki sürdüğümüz hayat belki bugünkü şartlara göre çok saha mütevazı idi. Ama gerçek anlamda insani yaklaşım olmadığı zaman hasretle aranabiliyor. Bugün oluşan insani yapımızın temelinde enaniyet ön plana çıkmaktadır. Geçtiğimiz günlerde facebook'umda kayıtlı çok sevdiğim ve tanıdığım bir kardeşimin sırf yemek paylaşımıyla alakalı incitmeden sadece yumuşak bir lisan ile bunu bulamayanların olabileceğini ifade etmiş ve mümkünse sırf yemek paylaşımlarını yapmamasını rica etmiştim. Aldığım cevap insani algı düzeyimizin ulaştığı konum itibariyle hiçte hoş değildi. Arkadaşım hiç haklı olabileceğime odaklanmamış ve direk tepkimeye girerek yaptığını savunma yolunu tercih etmişti. Kendisinden özür dileyerek bildiği yoldan gitmesini yazdım. Hatalı olduğumu kendisinin haklı olduğunu karaladım. Öyle bir yapıya dönüştürüldük ki en küçük bir eleştiriye dahi katlanamaz hale gelmişiz. Sanırsam bu teknolojik imkânlar insanlarda kusursuz olma içgüdüsü yaratıyor. Hâlbuki sosyal medyanın olması gereken bir diğer amacı da birbirimize destek olmak ve birbirimizi hatalara karşı samimiyetle uyarmak olmalıydı. Paylaşımı sayesinde kendini önemli bir konumda algılayabilmek bir insan için gerçekten üzücü bir gidişat değil miydi? Düşünebiliyor musunuz? Tamamen haklı olduğunuz bir konumda iken karşınızda ki kişinin şişen egoları karşısında geri adım atmak mecburiyetinde hissediyorsunuz.
Bir de işin psikolojik durumu var ki bu halde kişi kendine nasıl eza verebilir düşüncesinin sonucunda bir daha elde edemeyeceğini bildiği geçmiş günlere hasret duyar. Bir nesneyi, bir insanı temelli kaybetmemişse eğer o zaman ona duyulan özlemin gerçekleşme ihtimali mevcut olacaktır ama geçmişe duyulan da ise asla gerçekleşme ihtimali olmayacaktır. Çünkü zaman gerçeği asla geri getirilemiyor. Hayatınızda yaptığınız tüm fiiller ve kullandığınız tüm ifadeler sizinle birlikte yürüyor. İnsanlar arasında birbirinin ayıbını hatasını araştırma ve işi gücü bırakıp bunlarla oyalanma amacı yüzünden ileri adım atmada zorlanmaktayız. Empati anlamında çok noksanız. Kendisine yapılan bir haksızlık karşısında aslan kesilen birilerinin en küçük bir haksızlık karşısında karşısındakilere acımasızca saldırmasının altında sizce başka hangi etken olabilir?
İnsanların geçmişe duyulan özlemlerinin altında eğer hayal kırıklıkları yok veya az seviyede ise bilinçaltının imkânsıza duyduğu hayranlık harekete geçip devamlı surette geçmişteki her hangi bir ana özlem duyma fiili hararetle gerçekleşmektedir. Bunu bende sıkça yaşarım. Gerçekten geçmişin saf ve duygu yüklü haliyle günümüz arasında inanılmaz bir değişim oluşmuş.
Geçmişte insanlar ilmi anlamda kendinden üstün birisi karşısında fütursuzca ağzını açmaz ve haddini bilirdi. Bugün etrafınıza baktığınız zaman herkesin kendine göre bir düşünce yapısı oluştu. Herkes kendinin haklılığını ispat peşinde olduğu için doğru olan düşüncenin peşinden gitmek şöyle dursun hatasından ısrar çabası yüzünden gerçeklerin üstünü küllemekte de mahir bir tavır sergileyebiliyor.
Geçmişi düşündüğümde ortaokul döneminde ilkokulu, lisede ortaokulu, üniversitede liseyi ve nihayetinde tahmin edeceğiniz üzere iş hayatında da üniversiteyi özlemeye başladığımı görüyorum. İnsanın çeyrek yüzyıllık hayatını ancak bu şekilde sınıflandırabiliyor geçmiş bakımından.
En yoğunu ise sanırım her şeyi tükettikten sonra özlem duyulacak o kadar çok uzun zaman dilimi olacağından artık yaşamın sonuna adım adım yaklaşıldığında dayanılmaz bir özlem ve hasret duygusu tüm benliğimizi kuşatacaktır.
Düşünsenize babanızın saçları henüz hiç beyazlamamış, annenizin güzel yüzüne tek kırışık yerleşmemiş ikisinden de nur damlıyor. Kullandığımız televizyonlar manda kasa, komşuluk henüz ölmemiş, insani duygular hala varlığını sürdürüyor. Bakkala sepet sallanmış, duvarlar kâğıt, yerler duvardan duvara halı kaplı, pazarları alışık olunduğu üzere sabahtan kesilen elektrik yeni gelmiş, radyo iletişimin hala önemli bir parçası, mikrofonlar “Mersin’den gol var” diyor. A Takımı birazdan başlayacak. Sokaktan lak luk lak luk bir at arabası geçiyor. Sürücünün patates, domates sesleri kulağınızda çınlıyor. Balkona çıkıyorsun, güneş vuran yerler ayağını ısıtıyor, aşağıda yabancı plaka lüks gurbetçi arabaları, yanlarında bolca Şahin, Doğan, Murat markalı gösterişten uzak yerli arabalar. Daracık sokakta hep akan bir dere gibi duran su birikintisi bile kurumuştur.
Saflığından dolayı geçmişi hepimiz özleriz. Ama sadece özlemle kalır gerisi gelmez. Bugünün oluşan şartları karşısında yaşam standardının gereklerini yerine getirmek amacıyla birbirimizin hakkını yemeye, ondan çalmaya bundan aşırmaya nedense umarsızca devam ederiz. Unutmayın! 20 yıl sonrası için günümüzde geçmiş olacaktır ama aynı şekilde özlenecek midir onu bilemiyorum. 1980’li yılların dayanılmaz farklı bir büyüsü vardı. Hiç bir şeyimiz olmadığı için ilişkilerimiz çok güçlüydü. Örneğin bolca sohbet vardı. Gıdalarımız alabildiğince natüreldi. İki katlı evin alt katında bir domates kesildiğinde tüm kokusu eve yayılırdı. Günümüzde bir kasa domates bile o kadar güzel kokamıyor. Küçük bir çocuk olarak evden kilometrelerce uzaklaşabilirdin ve bunun için kimse seni öldürmez ya da organlarını çalmak için kaçırmazdı.
Evet, her şey çok güzel idi. Ama artık bitti.
 
Bu yazı toplam 78 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.