1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. TEKNOLOJİYLE BOĞULAN MANEVİYATIMIZ!
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

TEKNOLOJİYLE BOĞULAN MANEVİYATIMIZ!

A+A-

Tabiatın dengesini bozduk. İnsanoğlunun tamahı ve doymak bilmeyen hırsları sonucunda kıyametimizi erken getirdik. İstanbul gibi dev bir metropolün canına okuduk. Sözde dünyanın en güzel yerinde en merkezi konumunda diye övüne övüne bitiremediğimiz dev metropol, ahmak idarecilerin yanlış uygulamaları sonrasında dev bir köye dönüştü. Yağmur damlasa sel baskını oluyor. Denize nazır şato ve villalarla donattığımız dev şehir artık SOS vermeye başladı. Sırf birileri zengin olacak uğruna geleceğimiz adına büyük katliamlar yaptık. Tabiatı katlettik, ormanları katlettik. Koca payitahtta artık kuş seslerinin ninni modunda ki cıvıldamaları yerine, içimizi karartan araç motorlarının sesleri, korna sesleri, ambulans sesleri, itfaiye sesleri, polis sirenleri duyulmakta.

İnsana saygı ve sevginin hem dini hasletlerimizden hem de mülayim insani yapımızdan kaynaklanan o ihtişamlı yapısının yerini; saygıdan, sevgiden yoksun, hayatını tamamen dünyaya adamış, ölene kadar kazanç vurgusuyla maddeleşmiş beyinlerin hüküm sürdüğü pis ve nahoş bir yapı aldı.

Teknoloji getireceğiz derken, götüreceklerini hiç hesaba katmadık. Duygu ve sevgi yüklü yaşantılarımızı sona erdirdik. Tamamen madde odaklı, kazanmaya meyilli insani yapı vücuda geldi. Toklar aç oldu. Açlar ölüme mahkûm oldu. Hırsızlık, hayatın normal akışında sıradanlaştı. Çalışmadan, çabalamadan kazanmak maharet sanıldı. Her şeyin en lüksünü elde etmek için sarf ettiğimiz hayatlarımızı, dini yaşantımızı nasıl daha iyi uygulayabilme gibi hayatın ana gayesi kılmak yerine daha da hırslandık. Dünyaya kazık çakma anlayışıyla akıp giden yalancı hayatın gölgeden askerleri olduk. Maneviyat artık hayatlarımızda anlam taşımıyor. Kılınan namazlar haz vermez oldu. Edilen dualar makbul olmaz oldu. Çünkü kalben ihlas kalmadı. Samimiyet kalmadı. Herkes kazancıyla, yatırımlarıyla, cübbesiyle itibar görmeye başladı. Yediği içtiğiyle facebook sayfalarında, dandik gazetelerin magazin eklerinde ki görsel nitelikli paçavralarda arzı endam eylemeye başladı. İnsanlar, mütevazı değil artık. Herkes gerçekte sefil olan yaşamlarını yalancı fotoğrafların ardına sığınarak muhteşem bir hayat yaşarmışçasına insan zihinlerine kakıştırdığı saçmalıklarla varlığını ispata yöneldi. Sabah kahvaltısını, öğle yemeğini, akşam yemeğini hemen her gün paylaşarak kendinin nasıl özel biri olduğu gibi bir algı yaratmanın peşinde koşar oldu. Cüzdanında meteliği olmadığı halde sosyal paylaşım sitelerinde ki paylaşımlarıyla sanki kral gibi bir hayat sürdüğü görüntüsü vermeye başladı. Bunu böyle kabul ettirmeyle ellerine ne geçecekse artık!

İstanbul gibi muhteşem bir kentin buram buram tarih kokan camilerinde bırakın vakit namazlarını, cuma namazlarında bile dolduramaz olduk.

Tabii ya! Daha önemli işlerimiz var değil mi?

Şu ihale, şu satış, şu işadamı, şu arazi, şu, şu, şu…

İşte kısacık hayatlar dünyaya feda edildi, edilmeye devam ediliyor. Daha birini 15 gün önce defnettik. Oldukça zengin bir zattı. Mevcut fabrikasının yeterli gelmediğini, daha büyük bir yer aradığından falan bahsediyordu. Dünyalık yaşamının büyük bir kısmını oyun oynaş meşgul ediyordu. Ama hesaba katmadığı bir şey vardı. Kısacık yaşamlarımızda kendine ayrılan pay neydi? Anladık ki o pay sadece yarım yüzyılmış.

Ahh İstanbul, işte bu keşmekeş içerisinde seni de mahvettik. Fatihin yıllarında ki en güzel mirasın olan güzel ahlak ve kardeşliği dünya hırsına mahkûm ettik. Şanlı ordunla Bizans kâfirlerinden kurtardığın muhteşem beldenin bugün birçok noktasında insanlar, olağan görmeye başladıkları alkollü içkileri fıçılarla tüketir oldular. Altlarında ki trilyonluk arabalarla peydah olan binlerce küçük tanrı oluştu.

Ey Fatih! Karadan yürüttüğün gemilerle şok yaşattığın küffar ordusunun yaşantısı, bu mukaddes beldeyi fethetti. Senin kılıçla kalkanla canhıraş kazandığın o beldeyi küffar orduları çeşitli elektronik imkânlarla oturdukları yerden zapt ettiler.

Ey Fatih! Kalk gel makamından da seni İstanbul’da bir gezdirelim. Taksim’e, Aksaray’a, Şişli’ye, Bebek’e götürelim. Bir gör zavallı halimizi!

Kalem gibi minarelerden süzülen ezanlara kulağı tıkalı insanların dünyaya olan meylini bir gör.

Değerli okurlar, maalesef durum budur. Bugün İstanbul’da adım adım büyük rantlar elde etmek için yapılan iç karartıcı yapılara rağmen maneviyat alanında bir adım ileri gidemeyişimizin sonrasında felaket üstüne felaket yaşıyoruz. Yağmur damlaları sele dönüşüyor. Deniz esintileri tsunamiye dönüşüyor. Rabbimizin en güzel lütuflarından kar yağışları bile hayatı felç etmeye yetiyor.

Unutmayalım! Ahlak ve maneviyatta beklenen kalkınmayı yapmadığımız sürece yapılan yatırımlar, çocuklarımızın hayatlarına yön veren tarzları, sosyal şişirme siteleri, okundukça kulaklarımıza değil de semada kaybolup giden ezan nağmeleri bizi mutlu etmeyecek.  

     

  

Bu yazı toplam 452 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum