1. YAZARLAR

  2. Lütfi AYHAN

  3. Terörün Panzehrini Müfredata Koyalım
Lütfi AYHAN

Lütfi AYHAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Terörün Panzehrini Müfredata Koyalım

A+A-
Son yazımda (tasmalılar) terörle mücadele ederken dikkatli olmamızı yazılarımızda, haberlerde onların adlarını söyleyerek reklamlarını yapmamamız gerektiğini yazmıştım. Bu yazımda da hazır MEB yeni müfredat hazırlığına girişmişken ” terörle mücadelede eğitimimiz nasıl bir rol oynamalı?"bunu kısaca dile getirmek istiyorum.
Önce şu acı gerçeği dile getireyim. Koskoca bir devlet, 80 milyonluk bir millet, 52 binden fazla resmi, 7 binden fazla özel okul, yüzden fazla üniversite, 15 milyona yakın ilk orta öğretim öğrencisi, bu okullarda görev yapan 900 binden fazla öğretmen, 85 binden fazla cami ve 90 bine yakın din görevlisi… var. Lakin bu ülkede dini, etnik kökeni, mezhebi, sosyal sınıf ayırımını temel alan ve ülkeye, devlete, millete kast eden örgütler elan mevcut. Ve ülkenin, milletin, devletin canını yıllardır acıtıyorlar acıtmaya da maalesef devam ediyorlar. Demek ki eğitim anlayışımızda, demek ki din anlayışımızda, demek ki terör üreten ideolojileri tanıma mevzuunda eksiklerimiz var. Yukarıda sayılarını verdiğim bu kadar bina, bu kadar öğretmen, bu kadar din adamı, koca koca bakanlıklar, genel müdürler, bürokratlar, müftüler, imamlar vaazlar, öğretmenler, proflar, doçentler… Ülkemizin geleceğini oluşturacak gençlerimize, çocuklarımıza sağlam bir din, sağlam bir sosyoloji, sağlam bir siyasi bilgi iyi bir tarih eğitimi veremiyorlar ki, merdiven altı diyebileceğimiz bazı küçük (güya sol, güya dini) oluşumlar çocuklarımızı bizden çalıp ölüme gönderebiliyorlar. Bir tarafta yüzbinlerce devlet görevlisi, (öğretmen, din adamı, akademisyen, bürokrat…) okullar, camiler, üniversiteler… Karşıda ise sapkın bazı dini gruplar ile yine sapkın bazı sol ve ırkçı gruplar. Sayısal ve ekonomik olarak müthiş bir fark ortada iken, nasıl oluyor da bu sapkın örgütler kendi çocuklarımızı kendi devletimize karşı, kendi gençlerimizi kendi vatanlarına karşı, kendi yiğitlerimizi kendi milletine karşı… Düşman olarak yetiştirip savaştırabiliyorlar? Bu nasıl olur? Bu nasıl bir garabet? Geleceğimizi oluşturacak çocuklarımız, gençlerimiz, nasıl oluyor da “din adına” “mezhep adına” “etnik bir yapı adına” “çürümüş kokuşmuş bir ideoloji” adına hem kendi hayatlarını mahvediyorlar, hem de ülkenin, milletin, devletin geleceğini tehlikeye sokuyorlar??? İşte burada sorulacak ana soru şu: “Nerde bu devlet nerde bu millet?”
MEB oluşturacağı yeni müfredatı bu gerçekleri görerek yazmalı. MEB’in, Okul öncesinde ele aldığı bir öğrenciye 12 yıl eğitim veriyor. Bu öğrencilerden bazıları, yıllarca dinlediği öğretmeni, yıllarca okuduğu kitapları, yıllarca arkasında namaz kıldığı imamı, yıllarca vaazını dinlediği vaizi, dersine girdiği akademisyeni… Bir kenara koyarak karşılaştığı sapkın sol bir fikre, karşılaştığı sapkın dini bir gruba giriyorsa şapkamızı önümüze alıp bir daha düşünmeliyiz. Demek ki yanlış giden bir şeyler var. Bu yanlışı düzeltmezsek maazallah hem devlet elden gidecek hem de vatan. O zaman ne din kalacak elde ne gelecek!
Yeni yazılacak müfredatta tüm bu yanlışları giderecek tedbirler alınmalı. Bilhassa din kültürü derslerinde dinler ve mezheplerle ilgili kısa, öz, mukayeseli bilgiler verilmeli. Bu dinlerin ve mezheplerin tarihte hakim oldukları dönemlerde başka din ve başka mezhep mensuplarına karşı nasıl bir davranış sergiledikleri örneklerle açıklanmalı. Mesela Yahudi ve Hristiyanalrın güçlü oldukları dönemlerde aldıkları ülkelerde yaşayan kendi dinlerinin dışındaki din mensuplarına nasıl davrandıkları, nasıl onlara katliam yaptıkları ( Kudüs örneğinde, Hristiyanların tarihte, Yahudilerin bu günde, Yine Hristiyanların İspanya da Müslüman ve Yahudilere karşı giriştikleri katliamlar anlatılmalı ) Aynı durum mezhepler içinde geçerli. İslam tarihinde mezheplerin nasıl ortaya çıktığı kısaca, fakat doyurucu bir şekilde anlatılmalı. Mezheplerin teorilerinden ziyade gücü ele aldıklarında diğer mezhep mensuplarına nasıl davrandıkları örneklerle açıklanmalı. Günümüzde İran ve Suud’ da uygulamada olan mezheplerin, İslam Dünyasının çoğunu oluşturan ana yol ile nasıl ayrıldıklarını, gücü ele geçirdiklerinde tarihte neler yaptıkları, günümüzde nasıl dışlayıcı bir icraat içinde oldukları analtılmalı. "Biz laikiz biz çağdaşız bunlar derslerde okutulamaz bunlar müfredata girmemeli...” Diyen vatandaşlarımızada şunu hatırlatalım. Sen ( devlet olarak) istediğin kadar bu gerçekleri görme, bu gerçeklere bigane kal.Lakin geldiğimiz noktada, iletişimşin bu kadar geliştiği bir çağda, bunların konuşulmasına gençlerimizn bunlardan etkilenmesine mani olamazsın. Merdiven altı din, mezhep ve ideolojileri engellemenin tek yolu kamu olarak, devlet olarak işin hakikatini ehlinden öğretmektir. Komünizm, sosyalizm, faşizm, liberalizm, emperyalizm, sınıf çatışmaları, din mezhep kuran kitap peygamber cihad alim müctehit…Bu terimlerin ve bu ideolojilerin kökenlerini, günümüze etkilerini, devlet olarak düzgün bir şekilde öğretemezsek merdiven altı gruplar çocuklarımızı alarak devlete, millete, vatana karşı savaş açan mankurtlar, katiller yetiştirmeye devam edecektir. Komünizmin teoride söylediklerinin uygulamada nasıl çöktüğünü, hâkim olduğu/uygulandığı ülkeler de (bu gün kuzey Kore Küba, dün Çin, Rusya, Kamboçya) vatandaşların nasıl özgürlüklerden uzak, nasıl fıtrata aykırı bir durum içinde olduklarını anlatmazsak bölücü ve sol terörde bitmeyecektir.
Terörün panzehri aslında bizim kültürümüzde bizim tarihimizde mevcut. Bizler Osmanlı ve Selçuklu gibi iki cihan imparatorluğu kurmuş ve dünyayı(başka dinleri ve tüm mezhepleri bir arada) 400 yıla yakın adaletle idare etmiş bir Ümranın bir irfanın varisleriyiz. Yapılacak iş bu mirası şöyle bir elden geçirip, eksiklerini giderip günümüz şartlarına uyarlayıp millete hatırlatmaktır.
Bu yazı toplam 203 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.