1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. TEVAZU VE ANDAVALLIK
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

TEVAZU VE ANDAVALLIK

A+A-

Tevazu sahibi olmak her insana göre değildir.

Tevazu sahibi herkesi hoşgörü ile karşılar, kimseye tepeden bakmaz, kimseyi bildiklerinden, gördüklerinden dolayı ayıplamaz, kınamaz.

Hz. Mevlana 7 öğününün içinde Tevazu için:

“Toprak gibi ol “ demiştir.

Ancak bu demek değildir ki, tevazu sahibi olacağız, her şeye tevazu göstereceğiz.Hayır buda yanlıştır.

Her şeyin bir haddi, sınırı vardır.

Fazla tevazu ise insanı andaval yapar.

İşte Konyaspor için bunları yazmamız lazım. Konyaspor tevazu göstermiyor. Andavallık yapıyor ve utanç futbolu sergiliyor.

Bunun önüne kim, nasıl geçer bilmiyorum.

Bunun adı Rezalet. Aykut hoca takımla oynamaya devam ediyor, yönetim de seyrediyor. Galatasaraylılar bile böyle rahat bir galibiyet aldıkları için şaşırdılar. Beklemiyorlardı böyle bir sonucu. Konyaspor teknik adamları işlerini kolaylaştırdı.

+++ 

Bazı zamanlar arkadaşlarım ve dostlarım bana iltifat olsun diye ”Duayen” derler. Bende güler geçerim. Alkışlanmaktan, taltif edilmekten herkes hoşlanır.

Ben merkezli konuşmayı ve bencilliği hiç sevmem ama, öyle anlar oluyor ki, ”Ben “ ve bencillik  yaşamımızda öne geçiveriyor.

İşte o zaman tevazu kalmıyor tabi ki.

Duayen Fransızca bir kelimedir. Anlamı ise  olgunlaşmış, yaşlı, işini uzun süre yapan kimsedir. Yıllar önce ünlü spiker ve yazar olan Necmi Tanyolaç’ında bulunduğu bir ortamda kendisine toplantıda spikerlik yapmasını istediler ve mikrofona çağıran kimse kendisine “Duayen gazeteci” diye anons ederek davet edince ;

Tanyolaç , Ben Duayen değilim. Çünkü Avrupa’da hiçbir kadın duayenliği kabul etmez diye espri yapmıştı.

Şimdi her şeyin enflasyonu olduğu gibi duayenliğinde ve ne anlama geldiğini bilmeden  duayenlik yaftası taşıyan insanları görünce şöyle bıyığımda yok ama, altından gülüyorum.

Yani, küpe girmeden sirke olan vatandaşlar…

Kendilerini öyle lanse ediyor, öyle pazarlıyorlar ki, sormasın gitsin. Onların yanında bazen küçük dilimi yutasım geliyor.

Böylelerine diyorum ki, dur bakalım. Büyük dağları Allah yarattı ama, küçükleri  kim yarattı sen biliyormusun ?

Bizim meslekte çok duayenler var (!)

Etrafınıza bakın, hepsi şeyh-ül ülema, hepsi duayen (!)

Kendi reklamlarını kendileri çok iyi yapıyorlar. Bunu da hak bayram söz zanneden andavallar o kimseyi allayıp- pullayıp pazarlıyorlar.

Reklam nedir?

Reklamcılık nedir?

Bazı kişilerin karnını yarsanız içinden bir “Cim” çıkmaz ama, kendisini bu konuda duayen kabul eder. Mangalda kül bırakmazlar.

Efendi, efendi…

Reklam göze, kulağa, duyguya hitap eden bir olgudur.

Reklamcılık pazarlama- satış mesleğidir.

Sen bunları nasıl bilirsin?

Yaptığınız reklam, toplumun her kesimine hitap edebilmeli, Hem fikir içinde olmalı. Benim dediği, benim yaptığım doğru diye diretilmemeli.

Yani reklam malzemeleri bir pota içinde eritilmelidir. Salt reklam diye bir şey olamaz. O olsa olsa  bencillik, ya da kişiden kişiye değişen yalakalık olur.

İşte siyasi hayatımızda geldiğimiz nokta , medya da  bundan nasibini almış durumdadır.

Hangi ilmini, tahsilini yaptın? Kaç yıl bu işte dirsek çürüttün, saçını döktün ?

Tıssss…

Üniversitede ilmini aldık,

Pazarlama –satış dersi okuduk.

Mesela  Selçuk Üniversitesi,  İletişim fakültesinde öğrencim olan, değerli arkadaşım Mehmet Altunbaş’ın oğlu, Behzat Altunbaş’ın yiğeni Hüseyin Altunbaş, reklamcılık bölümünde profesör olmuş birisi. O bile bazılarını yaptığı havayı basmaz.

Ne yazık ki,  derler ya ; hasbel kader bir yer tutmuş ve koyunun olmadığı yerde  keçiye aburrahman çebeli derler misali, reklamdan, duayenlikten söz eder oldu.

Geçtiğimiz gün aracımın bir işi için sanayiye gittim. Dostlarımız, arkadaşlarımız var. Bir kişi daha geldi. Birini bir övüyor. Kim olduğunu siz tahmin edin. “O peygamber değil ama, peygamber kadar bilgili” diyor.

Senin tahsilin ne dedim ?

İlykokul mezunu dediler. B:eni uyardılar.

Kafa kırık, uyma…

O zaman ne diyeceksiniz, bırakınız sarhoşu yıkılıncaya kadar gitsin.

Kendimizden mi bahsedelim.

İki yıl üniversitede pazarlama- satış dersi okudum ve en iyi notları alan öğrenciydim.Daha sonra bu konuda ünivertiselerde seminer-ders verdim. Maalesef üç günlük at b.k’u karıştıranlar, kırk  yıllık seyise ‘e ders vermeye kalkmalarına şaşıyorum.

Spor’da hakemlikte kendi katogorilerim içinde iyi yerlere geldim.

Meslekte bir çoğunuzun bilmediği T. Yarın gazetesinde, nur içinde yatsın Mustafa Ataman ve Ziya Tanrıkulu’nun elimden tutmasıyla spor yazarlığı, gazeteciliğe başladım. Halen bu yolda yürüyorum.

Spor’da iki dönem  MHK Eğitim planlama kurulu üyeliği ve 44 ilde futbol hakem kursu yönettim.yıllarca üst düzey hakem hocalığı yaptım. Hakem ve gözlemciler genel başkan yardımcılığı yaptım ama, kendime hala duayenlik payesini yakıştıramıyorum. Acaba andavallık mı yapıyorum diyorum.

Takdiri size bırakıyorum ama, ortalıkta duayenlerden geçemeyiyoruz ve Türkiye’ni n her alanda geldiği durumda ortada…

Bu yazı toplam 438 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.