1. YAZARLAR

  2. Mustafa ÖZYURT

  3. Tevazu Ve Zaat Farkı
Mustafa ÖZYURT

Mustafa ÖZYURT

mustafa özyurt
Yazarın Tüm Yazıları >

Tevazu Ve Zaat Farkı

A+A-
Tevazu ahlâkını zıddı ile tanımak daha kolaydır. Kısaca tevazu, kibirli olmamaktır. Kibir, kendini beğenmek, başkalarını küçük görmektir. Kendini beğenmek aslını bilmemekten kaynaklanır. Aslını bilmemek cehalet ve gafletten ileri gelir. Aslını bilen haddini bilir. Haddini bilen edepli olur. Bunun için velilerden Muhammed bin Vâsî k.s. oğlunun çalımlı ve kibirli bir şekilde yürüdüğünü görünce, onu şöyle uyarmıştır:
“Oğlum sakın aslımızı unutma! İlk günlerinde annen bir cariye, baban günahlara dalmış bir âsi, sen de anne karnında bir cenin idin. Sonumuz ise soğuk ve sevimsiz bir cenaze olacaktır. Aradaki bu kibir ve kendini beğenme niye ki? ”

Demek ki tevazunun aslı marifettir. Marifet de Âlemlerin Rabbi'ni tanımaktır. Onu tanımak, bütün hayır ve güzelliklerin anahtarıdır. Yüce Allah kendini insan ve kâinat üzerindeki tecellileri ile tanıtmış; âlemi azamet, rahmet ve kudretini yansıtan bir ayna yapmıştır. Bu aynada her şey O'na ait bir tecelli, bir ilim, bir hikmet, bir sevgi ve bir değer taşımaktadır. Bu tecelliyi seyretmek, ilmi okumak, hikmeti anlamak, sevgiyi tatmak ve değerleri korumak için insan yaratılmıştır. Bunların hepsine birden marifet diyoruz.
Marifetin sonu muhabbettir. Muhabbetin bir sonu yoktur, fakat onun her sevende kendini gösteren bir sonucu vardır. O da sevgiliye ait her şeyi sevmek ve ancak sevgilinin hoşnut olduğu şeyle sevinmektir. İşte tevazu, bu marifet ve muhabbettin sonucu oluşan bir haldir. Herkes marifeti kadar mütevazı, muhabbeti kadar merhametli olur. Tevazu, kul olduğunu bilip Rabbi'nin mülkünde edeple yaşamaktır. Merhum Hadimi, tevazu ve zaat’ın üzerinde durarak, ucup denen illeti şöyle açıklamaktadır:
Birincisi zahirde, ikincisi batında olan şeydir. Birincisi nefsini bütün mahlûkattan aşağı görmektir. Bu selefi salihinin edebidir. Bizim sufi sadatımızdan edeptir. Hatta Şibli (r.a): Kişinin nefsini Yahudi’den bile zelil görmesidir. Yahudiyi misal vermesi! Çünkü insanların en zelili odur.
Ebu Süleymani (r.a.): ”Beni bir tarafa diğer mahlûkatı bir tarafa koysalar, aşağılıkta benim nefsim onlardan daha aşağı olur” buyurmuştur. Yine bir hadisi şerife göre ”Tevazu da nakıslık içerisinde nakıslık olduğu anlaşılmakta. Tevazu gösterilmeyecek yerde tevazu göstermek icap etmez. Ve tevazu da israf etmekte yoktur. Onunda bir ölçüsü vardır.
Şu hadisi nebevide “Noksanlığın gayride tevazu gösteren kimseye müjdeler olsun” buyurulmuşdur.
Taberaninin Evsat’ın da Hz.Ebu Hüreyreden rivayetle şu hadisi şerif de: “Kim Müslüman kardeşine tevazu gösterirse, Allah Teâlâ onu yüceltir“ buyurulmuştur. İbni Mübarek buyuruyor ki: ”Eğniya (zenginler) üzerine tekebbür, fukara üzerine tevazu vardır.

Turi Sina gibi bazı dağların tevazuu: Mücahid rahmetüllah buyurdu ki: Vahdaki Cenabı Allah Nuh a.s. ın kavmini gark etti de, dağlar yükseldi (Kibir manasında). Cudi dağı ise tevazu gösterdi. Onun için
Cenabı Hak Hz. Nuh’un gemisini o dağlara karar kıldırdı.

Fazıl r.a. buyurdu ki: Cenabı Allah, dağlara vahiy etti. Ve buyurdu ki: Ben sizlerden biri üzere Nebim ile konuşacağım.” Bu söz üzere, bütün dağlar uzadı fakat Turi Sina dağı tevazu gösterdi. Ve tevazu’undan dolayı, Mevlamız Hz. Musa (a.v.) ile Turi Sina dağı üzerinden kelam etti.
Süfyani sevri rahmetüllahi aleyh, buyurdu ki: İnsanların en azizi 5 dir.1. Zahit âlim. 2. Sufi fakih. 3. Mütevazı zengin. 4. Şükreden fakir. 5. Şerefli yaşlı. Herhalde her fert bu beşin neresinde olduğunu düşünür ve teemmül eder ümidindeyim. (berika c.1.s.668)

UCUB: Ucub kendinde başkalarına karşı güzellik ve üsünlük görmektir. Hakikatte, Ucbun sebebi mahza cehalettendir. Veya gaflet ve zühüldendir. İlacı: Her şeyin Halikı ve murad edenin Allah Teâlâ olduğuna marifesidir ( o bilinç içerisinde olmasıdır). Yani o bilince varabilmesidir. Her bir nimet ki, akıldan, ilimden amelden, makamdan, maldan vs.nin, hepsinin tek Allah Teâlâ tarafından verildiğini bilmektir. Marifesi o yönde olmasıdır. Kalbi zikir ile teyekkuz (kalbi uyanıklık) halinde olmalı. Ve sonuna kadar her şeyin Halikı’nın Allah Teâlâ olduğunu hatırlamasıdır. (berika c.1.s.680))

İSTİŞARE, O işle memur olanla beraber Eshabı reyin (görüş sahiplerinin) müzakeresidir. İtidallı mizan, terazi budur. Hadisi şerif de Rasülullah Efendimiz s.a.v. (Enes r.a.) dan rivayetle: ”Üç şey işleyenini helaka sürükler. (helak edici üç şey).

Biri: Allah Tealanın hukukunu men etmede ona itaatkâr olan arkadaş. Yani itaat edilen pahıl, arkadaşı pahil öbürüde ona tabi. İkincisi: Hevasına tabi olan yani her şeyinde ki, sözünde, fiilinde ve ya emir olunduğu her şeyde nefsi hevasına uyan kimse. Üçüncüsü: kendini beğenen kimse. Yani başkası üzerine, nefsinde her bir şeyi üstün güzel gören kişi, her ne kadar kendisinde kabihlik var ise de…
Kurtubi, bu hal bi-kemaliha Allah Tealaya minneti unutmakla beraber mülahazadır. Başkalarına karşı kendinde güzellik görmesi bir ucuptur. Ucub’un semeresi ise helaktır. Ucbun meyvesi, ben ben ‘dir (enaniyettir). Şeytan gibi. Ve ucub’un ilacı çok zordur. Hz. Allah cümle ehli imanı bu hastalıktan uzak kılsın. (berike c.1s.681) (Devam edecek)
 
Bu yazı toplam 132 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.