1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. TOPRAK YEMEYİ SEVEN ADAM
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

TOPRAK YEMEYİ SEVEN ADAM

A+A-

Toprak yemeye alışmış bir adam şeker almak için bir dükkana girdi. Aktar hilebaz biriydi. Terazisinde kullandığı ağırlıklar taştan değil topraktandı.
Adam:
-‘’Şeker almak istiyorum.’’ Dedi. Dükkân sahibi:
-‘’ İyi ama benim terazimin ağırlıkları topraktandır, ona göre.’’ Dedi. Adam:
-‘’Benim acil şeker alıp gitmem gerek, gramları neden olursa olsun fark etmez. Hem ben toprak yemeyi de çok severim.’’ Dedi.
Aktar terazinin bir kefesine toprak ağırlıklarını koydu. Diğer kefesine de şeker koymak için şeker çuvalının yanına gitti. Kütle halindeki şekerleri kırmaya başladı.
Bu sırada adam dayanamayarak, terazinin kefesindeki toprak ağırlıklardan gizlice bir parça koparıp yedi. Çok hoşuna gitti. Dükkâncıya fark ettirmeden bir parça daha kopardı. Aktarın görmemesi içinde özen gösteriyordu.
Oysa insafsız aktar onu görmüştü. Kendi kendine:
-Ye ye biraz daha ye, ahmak adam. Sen yedikçe karlı olan benim. Biraz sonra şekeri tartıp eline verdiğimde kimin kimi kandırdığını daha iyi anlayacaksın.’’ diyordu.
— Göz zinasından hoşlanırsın, ama gerçekte kendinden kopardığın eti kebap yapıp yemiş olursun. Haram bakış insanın sabrını azaltır. Hep daha fazlasına, daha ötesine yönlendirir.– (Mevlana’dan hikâyeler)
İKİ KÖLE (AHLAK İMTİHANI)
Bir gün padişah iki tane köle satın aldı. Kölelerden biri çok temiz yüzlü inci dişli biriydi, nefesi gül gibi kokuyordu. Diğeri oldukça çirkindi, dişleri çürümüş ağzı kokuyordu.
Padişah o güzel yüzlü köleye ihsanlarda bulunarak onu hamama gönderdi. Dişleri çürümüş ağzı kokan köleyi yanına çağırdı. Kendini çok beğendiğini fakat arkadaşının kendisi hakkında çok kötü şeyler söylediğini belirterek, onun da arkadaşının kötü huylarını söylemesini istedi. Fakat köle arkadaşına toz kondurmadı hep onu övücü sözler söyledi. Padişah ne yaptıysa bir türlü o köleye arkadaşı hakkında kötü bir söz söyletemedi. Nihayet ikinci köle hamamdan geldi. Padişah onu da sınamak için huzuruna çağırdı. Onu övücü sözler söyledi. “Sıhhatler olsun ne kadar zarif ve latif olmuşsun. Keşke öbür kölenin sayıp döktüğü kötü huyların da olmasa ne olurdu.” dedi ve onu da diğer köle gibi denemek istedi.
Bunun üzerine köle kızdı, köpürdü ve arkadaşı hakkında kötü şeyler sayıp dökmeye başladı.
Biraz konuştuktan, arkadaşının kötülüklerinden bahsettikten sonra padişah onu susturdu:
– “Yeter artık ikinizin de özünü, aslını anladım, onun ağzı kokuyor, senin ise için kokmuş, bundan sonra sen o doğru sözlü ve güzel huylu kölenin emrindesin haydi git.” dedi.
– Güzel ve iyi yüz, kötü huyla birlikte olursa bir kalp akça bile etmez. (Mevlana’dan hikâyeler)
KUŞUN AVCIYA ÜÇ MUTEŞEM ÖĞÜDÜ
Bir zavallı kuş tuzağa düşmüş, hile ile yakalanmıştı. Kuş kendisini yakalayan avcıya,
‘Ey efendi, sen hayatında birçok defa koyun ve sığır yemişsin, pek çok kere de develer kurban etmişsindir. Sen onların etleriyle bile doymamışken benimle hiç doymazsın. Beni serbest bırakırsan sana üç öğüt veririm. Bu üç öğütten birincisini senin elinde iken, ikincisini şu çatının üzerinde, üçüncüsünü de şu ağacın üzerine konduğumda söyleyeceğim. Sen bu üç öğüdü işitmekten inan bana çok mutlu olacaksın.”
Avcı merakından kuşun teklifini kabul etti. Kuşu kafesten çıkardı ve henüz elindeyken, kuş ilk öğüdünü söyledi :
”Olmayacak sözü kim söylerse söylesin inanma.”
Öğüt hoşuna gidince devamını işitmek için avcı kuşu bıraktı. O da uçup evin çatısına kondu ve ikinci öğüdünü söyledi.
“Elinden kaçmış bir fırsat için üzülme.”
Kuş ikinci öğüdünü verdikten sonra uçup ağacın dalına kondu ve üçüncü öğüdünü söylemeden önce, ”Karnımda 10 dirhem ağırlığında çok kıymetli bir inci vardı. O inci, seni de çoluk çocuğunu da zengin ederdi. Ne yazık ki kısmetin değilmiş” dedi.
Avcı, kuşun bu söylediklerini duyunca hamile kadının doğururken bağırması gibi feryat edip bağırmaya başladı. Kuş:
”Ben sana sakın elinden kaçan bir şeye üzülme demedim mi? Mademki elinden inci gitti, ne diye dövünüp duruyorsun? Sana verdiğim öğütleri anlamadın mı? Ben sana olmayacak bir şeyi kim söylerse söylesin inanma demiştim. Benim bütün ağırlığım üç dirhem gelmez. Karnımda nasıl 10 dirhemlik inci olabilir?” Bu sözler üzerine adam biraz kendine gelir gibi oldu.
”Peki, şimdi üçüncü öğüdünü söyle bakalım” dedi.
Kuş, ”Sana verdiğim iki öğüdü sanki tuttun da, benden üçüncü öğüdü istiyorsun. Uykuya dalmış bir kişiye öğüt vermek, çorak yere tohum ekmekten farksızdır. Aptallık ve cahillik yırtığı yama tutmaz diyerek” uçup gitti…(Mevlana’dan hikâyeler)

Bu yazı toplam 491 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar