1. YAZARLAR

  2. Ahmet Yıldız

  3. TORKU ile çağrışanlar!
Ahmet Yıldız

Ahmet Yıldız

Ahmet Yıldız
Yazarın Tüm Yazıları >

TORKU ile çağrışanlar!

A+A-
Şeker deyince aklımıza KONYA ŞEKER gelir. KONYA ŞEKER deyince de Çumra Şeker Fabrikası aklımıza gelir diyeceksiniz.
İçine doğal şeker giren bütün gıdaları Çumra Şeker fabrikası kampüsü içerisinde eski tabir ile birinci elden TORKU adı altında imal edilmektedir.
Bugün Anadolunun her yerinde aldığınız gıda ürünün üzerinde varsa TORKU!
Rahat ve güvenle yenilir olmaz KORKU! Denilmektedir.
Tabi biz pancar çiftçisi olarak, Konyalı, Çumralı olarak Konya Şeker gururumuz olmaktadır.
Çocukluğumuzda akide şekerini çok severdik. Rahmetli Türkmen Camili Kasabamızdan Kara Dede akide şeker ikram ederdi.
--- Uşaklar gelin size gındallı akide şeker getirdim. Derdi.

Akide: Bağlılık, iman itikat. Kuvvetle benimsenmiş görüş tarzı inanç. Düşünce sistemi.
Şeklinde tarif edilmektedir. Akideye şekerinin ekleyerek bir güzelliği tamamlamış atalarımız.
Bugün de Recep Konuk Başkan akide şekerde olduğu gibi dürüstlük, sadelik ve insanımıozın korkusuzca tüketebileceği ürünler üreterek Çumra’da TÜRKİYENİN ÜRETİM ÜSSÜNÜ oluşturmuştur.
Dolayısı ile biz akideyi şeker birlikte algılarız.
Şekeri KONYA ŞEKER ve TORKU dünya markasıyla algılanmaktadır.
İnşeallah Konya’ya Çumra’ya gelenler TORKU HEDİYE SEPETİ götürebilecektir.
Evet TORKU Markasıyla sepetimizi dolduracak şekilde ürün çeşidi oluşmuştur.
Bu ürünleri Allah’a hamdolsun korkusuzca tüketebilteyiz.
Mübarek Ramazan ayında ve Ramazan Bayramındaki tükettiğimiz Torku Ürünlerinden memnun olduk. Böylesi gıda ürünlerimiz var diyerek gurur duyuyoruz..
Ki, bizlere bugünleri gösteren Cenabı Allah’a ne kadar şükretsek azdır.
Akide şekeri tarihi seyriyle tanıyalım mı?
*İstanbul’un fethiyle birlikte Osmanlı Saray teşrifatında önemli bir yer almaktadır. Her Salı günü sabah namazında sonra sarayda kubbealtında toplanan Divanı Hümayun erkânına akide şekeri getirilir ve divan azalarına sunulurdu. ( Reşat E. Koçu)
19. yüzyıl sonlarında İstanbul ve İzmir'e gelen gezginlerin ortak gözlemleri arasında, özellikle Müslüman ahalinin sıcak ve demli bir çayın yanında içi fındık dolu bir akide şekeri yedikleri de yer alıyor. Meraklısı olarak söyleyebiliriz az lezzet midir bu canım? Akide şekeri dilinizin üstünde yavaş yavaş erirken ağzınıza aldığınız bir yudum çayın sıcaklığıyla içindeki fındığa daha hızlı ulaşırsınız. Önce dışı erir ve sona fındık kalır Sakız Adası'nda Antep fıstığı kalıyor ağzınızda erittikten sonra... Mutlu bir son değil mi?
Şimdi Kapalıçarşı'nın ya da Kemeraltı'nın, eski şehirlerin arife günü kalabalığını düşünün. 20. yüzyıl başlarına kadar bu çarşıların tamamında beşer-onar 'akideci' vardı. Kavanozlarda ışıl ışıl parlayan tarçınlı, fındıklı, susamlı, limonlu, ananaslı, güllü, çilekli, portakallı akide şekerlerinin renkleri şekerci dükkânlarının vitrinini daha da çekici hale getirmekte oldukça başarılıydı.
Aslında çarşıya taşınan bu gelenek Yeniçerilerden kalma. Padişahlar tahta çıktıklarında düzenlenen 'biat' töreninin bir bölümünden kalma. 'Akide' kelimesi de; 'biat' gibi bağlılık, yapışma anlamında 'Akit' deriz ya... Devlet adamlarına sunulan bu şeker Yeniçerilerin bağlılığını gösterdiği için 'akide şekeri' olarak anılmaya başlanmış. Aslında düşününce; içindeki fındığa, üzerindeki susama yapışan şekerin böyle anılması ilginç değil.
Akide sözcüğünün kökenine dönelim yeniden İnanç, bağlılık, birbirinden ayrılmamak, yapışmak anlamındadır. Bir tür sert ve yapışkan şekerin yetkililere sunuluşu, Yeniçerilerin devlete bağlılığına kanıt sayıldığından adına akide şekeri denilmiş o zamanlar. Ulufe divanı günü Yeniçerilere üç aylıkları dağıtılır ve saray avlusunda çorba, zerde ve pilavdan oluşan bir yemek verilirmiş. Bu tören içinde yer alan 'akide merasimi' ise Kapıkulu askerlerinin aldıkları aylıktan ve yedikleri yemekten hoşnut kaldıklarını gösteren basit fakat ilginç bir ara törenmiş.
Osmanlı Kanunnameleri' ne göre, Ulufe Divanı'nın bu aşamasında, Sadrazam ile Divan-ı Hümayun üyeleri ilkin askerin yemeğinden tadarlar, yemekleri kontrol ederlerdi. Bundan sonra kendilerine Muhzır ağa, Asesbaşı Ağa ya da Kul Kethüdası tarafından tabaklar içinde şekerler sunulurdu. Bu, askerlerin bir şikâyetlerinin bulunmadığına kanıttı. Dolayısıyla şeker tabaklarının divana getirilmesi herkesi rahatlatırdı.
Bu saray ve ocak geleneği nedeniyle, İstanbulluları n akide şekerini, kentte güvenliğin ve huzurun bir simgesi gibi gördükleri söylenebilir. Yapımı aslında son derece basit olan (eritilip ağdalanmış ve tartarik asit katılmış sakaroz) akide şekeri, İstanbul şekercileri tarafından içerisine tarçın, karanfil, türlü baharat, zararsız boya ve koku maddeleri katılarak değişik biçimlerde imal ediliyordu. Ancak İmparatorluğun asıl tatlı merkezi İzmir olduğu için İzmir'den gelen akidenin daha lezzetli olduğuna inanılırdı. Şekerci esnafı örgütüne bağlı olmaksızın akideyi kaçak yapıp satanlar da vardı.



İstanbul Ansiklopedisi' nden öğreniyoruz ki, 1640'a ait narh defterindeki kayıtlardan aktar ve şekercilere verilen narhlar arasında tarçın, karanfil, anason, amber, gül, kişniş, saray bademi, frengi badem, peynir şekerlerinin yanında sade akidenin 5 dirhemi için bir akçe, mümessek (kokulu) akidenin 4 dirhemine bir akçe narh konduğu görülmektedir ki akide değerce, sayılan diğer şekerler düzeyindeydi. 17. yüzyılda yaygınlaşan mevlit geleneğinde, müminlerin, Allah'a ve peygambere içten bağlılıklarının göstergesi olarak kokulu şurup ve şerbetlerin yanında akide şekeri ikram edilmesi de yerleşti. 19. yüzyılın ortalarına doğru ise ağdanın mermer tezgâh üzerinde çubuk biçimine getirilip, köşeli, yuvarlak beyzi doğranması ile 'Hacıbekir kesimi' denen akide türü ortaya çıktı.

"Akide" kelimesi de; bağlılık, yapışma anlamında kullanılmış. Devlet adamlarına sunulan bu şeker yeniçerilerin bağlılığını gösterdiği için "akide şekeri" olarak anılmaya başlanmış. Aslında düşününce; içindeki fındığa, üzerindeki susama yapışan şekerin böyle anılması ilginç değil mi?
Böylesi ince ruhlu Türk Milletinin evladı olmak onurdur!
Ahmet Yıldız
 
Bu yazı toplam 127 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.