Murat KARAKOYUNLU

Murat KARAKOYUNLU

Yazarın Tüm Yazıları >

Tuğla

A+A-
Coğrafyadaki gelişmeleri takip etmek kolay olmuyor. Atılan her adımı çok yönlü değerlendirmek, geri planında neler olabileceğini tahmin etmek kolay değil.  Elbetteki devletler yaşayan organizmalar ve her an beklenmedik etkileşimler gösterebilirler. Ne var ki bu etkileşimlerin görünen ya da görünmeyen bir takım sebeplerinin olduğunu bilmek önemlidir.

Yaklaşık iki hafta evvel gerçekleşen Azerbaycan - Ermenistan sürtüşmesi, kağıt üstünde beklenmedik bir hamle idi. Bu yüzden siyasi ve askeri anlamda hazır olmadığı gün gibi aşikar olan Ermenistan’ın bu akıl dışı hamlesini tek başına değerlendirmek yeterli olmayacaktır.

Siyasi yapısı dünyanın en zor coğrafyalarından biri olarak şekillenen bu topraklarda sorunlarla yüzleşmek, devasa bir medeniyetin evlatları için şaşılası bir durum değil. Ne var ki buna karşı hazırlıklı olmak ve olayları doğru tahlil edebilmek, tecrübe gerektiriyor.

Suriyede oluşturulmaya çalışılan yeni hesaplara karşı Türkiye’nin müsamaha göstermeyeceği dünya kamuoyunun malumu olmuştur. Türkiye, rızası olmayan hiçbir hamleye müsaade etmeyeceğini ve bu bölgede kolay lokma olmadığını pekçok platformda açıkça göstermiştir. Bu manada Türkiye’den aradığı müsamahayı bulamayan batının, yeni dost ve yeni aktör olarak İran’a sarılması elbette ki gözlerden
kaçmadı. Hareket alanını kısıtlayabilmek için yıllardır ambargo üstüne ambargo inşa eden ABD’nin, İran üzerindeki tüm ambargoları, hem de tek kalemde kaldırmasının başka bir izahı yoktur.

Ne var ki ABD ve batılı güçler için bu hamle tek başına yeterli değildir. Zira bölgedeki yeni şekillemenin istenilen ölçüde olmasını engelleyecek en büyük tehlike İran- Türkiye yakınlaşmasıdır.

5 Mart’ta Başbakan Davutoğlu’nun İran ziyareti ile başlayan yakınlaşma, yapılan ortak açıklama ile perçinleşti. İki ülkenin karşılıklı sıcak yakınlaşmaları ve son olarak Konya’mıza gelmiş bulunan İran
teknoloji Bakanı ve İş konseylerinin yaklaşımlarında da görülen sıkı ilişkiler bu iki bölge ülkesinin arasını bozmanın tek başına bir mezhep tartışması üzerinden olmayacağını açık bir şekilde göstermiştir. Bu
manada bölge stratejisini belirlemek isteyenler içinyeni bir hamle ve yeni bir kriz çıkarmak ihtiyacı doğmuş ve sahneye Ermenistan kartı sürülmüştür.

O sebeple, klasik Anadolu tabiri ile sorulan, bayram değil seyran değil, nereden çıktı bu Ermenistanın Azerbaycan mevzusu, sorusunun cevabını aramak; olaylara bu açıdan bakmakla başlayacaktır.

Ermenistan’ın Azerbaycan saldırısını okumak için konuya İran penceresinden bakmak gerekiyor. Bir kere  Türkiye’nin Azerbaycan üzerindeki hassasiyeti bilinen bir gerçek. Buna karşın topraklarında
yaşayan 20 milyon azeri sebebiyle İran’ın da olaylardan etkileneceği de muhakkak. İki ülkeyi bir araya getirecek ya da ayrıştıracak olan bu meselenin bugün kaşınıyor olması, bu sebeple tesadüf değildir.

Herşeyden önce bilinmelidir ki ABD ile yapılan ateşkes anlaşmasının ardından Suriye’den çekildiğini söyleyen Rusya, Ermenistan üzerinden bölgede yeni bir hamle yapmanın adımlarını atıyor. Şimdilik
yoklama şeklindeki bu hamle doğrudan Türkiye’yi hedef almadığı için de denenebilir bir hamledir. Elbette ki geri plandaki Rusya kozundan cesaretlenen Ermenistan’ın askeri saldırıları İran Azerbaycanında
da doğal karşılanmayacaktır. Diğer taraftan İran’ın geçmişten bu yana karabağ sorununda Ermenistan’ın yanında yer aldığı da bilinen bir gerçek. Bu sebeple Azerbaycan’da yaşanan herhangi bir gelişme
karşısında İran Azerbaycanından yükselecek protesto sesleri ve İran polisinin buna karşı takınacağı tavır, bölgedeki gelişmelerin seyri için önem taşıyacak cinstendir. O sebeple olaylar doğru
değerlendirilmeli ve yakın dönemde baş gösterecek yeni bir  İran kara propagandasına karşı şimdiden hazırlıklı olmalıdır. Elbette ki aynı aklı selimi İran’dan da beklemek gerekir.

Tüm bu gerçeklerin hatırlattığı bir hakikan var: Türkiye, Anadolu coğrafyasına sığmayacak kadar geniş bir etki alanında yaşamak zorunda olan bir ülke, Bunu hem coğrafyası, hem tarihi hem de
medeniyeti emretmektedir. O sebeple hamasi olarak yorumlanmaması gereken şu gerçek daima hatırlanmadılır. Türkiye’nin sınırları kağıt üstündeki çizgilerin çok ötesinde başlar. Ve unutulmamalıdır ki
Avrupa’daki topraklarından çıkarılması yüzelli yıl süren bu milletin Balkan topraklarını kaybetmesi sadece dört yıl sürmüştür. Kafkaslardaki sınırları da, Afrika’daki sınırları da, Ortadoğudaki sınırları da tam
anlamıyla böyledir. O sebeple bölgedeki hiçbir gelişmenin geçmişte olduğu şekliyle “yurtta sulh kabuğuna sığması” beklenemez. Yeni Türkiye bir medeniyet inşasına ihtiyaç duymaktadır ki bu inşaatın
duvarları, koca bir coğrafyadaki tuğlalardan beslenecektir.
Bu yazı toplam 130 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.