1. YAZARLAR

  2. Lütfi AYHAN

  3. Türk Ve Sünni Açılımı Ne Zaman?
Lütfi AYHAN

Lütfi AYHAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Türk Ve Sünni Açılımı Ne Zaman?

A+A-
Devletin üç ana unsurunun en önemlisi insan/halk/millet unsurudur. (ötekiler vatan ve iktidar. (Yani ülke ve kanun) T. Cumhuriyeti devletinde değişik inanç grupları(Müslüman Hristiyan Musevi) ve bu grupların değişik mezhepleri (Alevi Sünni, Katolik Ortodoks, Gregoryan...) yaşamakta. Ülkemizde aynı zamanda çok değişik etnik gruptan insanlar bulunmakta. Türk, Kürt, Çerkez, Boşnak, Arap, Zaza, Ermeni, Rum, Yahudi...
Başkaları/ötekiler ile birlikte yaşama tecrübesi en çok bizde var. Osmanlı döneminde atalarımız, onalrca farklı dili onlarca ayrı ırkı, onlarca ayrı dinden ve mezhepten olan insanları bir arada yaşatmayı başarmışlar. Bir ara devletin iç.inde yaşaayan gayri müslüm ınsurların oranı yüzde elliye baliğ olmuş. Her devletin başına gelen zamana yenime hastalığına düçar olan Osmanlı bu marazın etkisi ile asli düşüncesini asli ve hakiki temelini kaybedip çareyi batılılaşmada aramaya başlamış. Tanzimat, Islahat, meşrutiyet...Derken Cumhuriyetle birlikte her alanda batının değerlerini baş tacı etme durumuna gelmişiz. Sonuç ortada. Onlarca ayrı dini, mezhebi, dili, ırkı bir arada yüzlerce yıl yaşatmayı becerenlerin torunları olan bizler, bu gün aynı dinden, aynı coğrafyadan olmamıza rağmen çalkalanıp duruyoruz. Bazen Kürt,, bazen Alevi meselesi adı altında ayrılıklar, kavgalar, hatta bazen savaşlar yaşıyoruz.
1923 de Cumhuriyeti kuranlar yeni bir millet, yeni bir devlet anlayışı getirmek için yola çıktılar. Buna göre devletin temeli Osmanlıda olduğu gibi dine/ümmete değil, bazen Batıya, bazen belirsiz bir akla ve temelini batı kültüründen alan hukuka dayandırıldı. Ümmetden vatandaşlığa geçtik! Biat kültüründen kurtulup birey umranına yüceldik! Vatandaş olan herkes inancını mezhebini etnik yapısını evindeki sandığa kilitleyecekti. Fıtrata aykırı bu hal çok geçmeden bozulmaya başladı. İlk fırsatta her vatandaş dinini, ırkını, dilini, mezhebini hatırlayarak onunla ilgili haklarını istemeye yöneldi.
Aleviler, alevi kimliklerinin, Kürtler Kürt kimliklerinin devlet tarafından tanınması için mücadeleye giriştiler. Bu mücadelede milletin çoğunluğunu oluşturan ve bu çoğunluk psikolojisinden dolayı bir çok hakkı gasp edildiği halde sessiz kalan ve aslında en çok mağdur olan Türk Sünni çoğunluk hep sessiz kaldı. Bu sessizliğin altında iki önemli sebep yatmakta idi. Bunlardan birincisi devleti idare edenlerin tek partili dönemde olsun çok partili döneme geçildikten sonra olsun ülkeyi idare edenlerin büyük çoğunluğunun Türk ve Sünni olmasıydı. M.kemal ve İnönü nün mezhebi aidiyetleri konusunda pek fazla vurgu yok tarih de. İnönünün etnik köken olarak Kürt, M.Kemalin ise Türk olduğu bilinmekte. Menderes, Demirel, Çiller, Yılmaz; Ebakan ve Erdoğan, Sünni ve Türktüler. (Özal yarı Kürt yarı Türk) Bu nedenle güya Sünni-Türk olan birilerinin iktidarda olması milletin çoğunluğunu oluışturan sunni ve Türklere kendi haklarının garanti altında olduğu hissini verdi. Mezhebi ve kavmi azınlıkta olanlar (Kürt ve Aleviler) sürekli kendi haklarının bu çoğunluk tarafından yenildini sandı. Mesela hilafet için ayaklanan Kürt- Sünni şeyh said bu savaşı Türk sünnilerle yaptığını, hangi sebeple ayaklandığı pek belli olmayan Seyit Rıza ise kendisi ile mücadele edenlerin Sünniler olduğunu sanıyordu. Bu gün bile alevi kökenli siyasiler dersim hadiselerinden sünnileri, Kürt kökenli siyasiler ise Kürt meselesi konusunda Türk kökenli yöneticileri suçlamaktalar. Halbuki Cumhuriyet döneminde Kürtler kadar Türkler de, Aleviler kadar Sünniler de mağdur edildi. İstiklal mahkemelerinde asılanların etnik ve mezhebi yapısı bu konuda bize gerçekleri gösterir. Şapka kanunu , Hilafetin kaldırılması kanunu, kılık kıyafet kanunun, teke ve zaviyelerin kapatılması kanunu, tevhidi tedrisat kanunu ile en çok mağdur edilen ( buna mağduriyet denirse) Türk-Sünni çoğunluktur. Buna rağmen bu çoğunluk grup hem inancının gereği hem çoğunlukta olmanın rehaveti hem de aldığı devlet kültüğrü ve terbiyesi sebebi ile genellikle sakin olmuş, yenilen, gasp edilen haklarını ararken vurup kırmamış bağırıp çağırmamış...Bu halde sanki onların her şeyden memnun olduğu imajını doğurmuş. Hayır bu ülkede mezhebi olarak alevilerin gördüğü zarardan daha büyüğünü sünniler, Kürtlerin gördüğü zarardan daha büyüğünü Türkler görmüştür. Fakat söylediğimiz sebeplerle bu büyük grup ağır başlı hareket etmiş. Onların bu sessizliği yanlış anlaşılmıştır. Bu nedenle ülkenin ana damarını oluşturan Sünni Türk çoğunluk kaybolan haklarını aramak için örgütlenmeli. Devlet de Kürt açılımı kadar Türk, Alevi açılımı kadar Sünni açılımı da yapmalı. Bu işe tekke zaviyelerin kapatılması ile ilgili yasa (anayasa) maddesi değiştirilerek başlanabilir.Böyle bir başlangıç herkesin samimiyetini ortaya koyması açısından da çok önemlidir.
 
Bu yazı toplam 76 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.