1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

  3. Türkiyede Din Öğretim Ve Eğitimi
Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Mustafa Uzunpostalcı
Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiyede Din Öğretim Ve Eğitimi

A+A-

Memleketimizde din öğretimi ve eğitiminin ayrı bir yeri bulunmaktadır. Bilindiği gibi, Osmanlılar döneminde öğretim ve eğitimimiz din öğretimi ve eğitimi temelli idi. Bu öğretim şekli de genelde resmi bir hüviyet taşır olsa da vatandaşın özel olarak bu hizmeti yerine getirdiği de bir gerçekti. Yani kırsal alanda, köy merkezlerinde din görevlisi olarak hizmet veren bir vatandaş o yöre halkının çocuklarını da Kur’ân okuma öğretiminden başlamak suretiyle dini konuları da öğreterek eğitir ve onların din ahlâkını benimsemiş olarak hayata atılmalarını sağlamaya çalışırdı.

Okumaya başlayanları ya hâfız olmaya veya dini ilimleri öğrenmeye yönlendirirdi. Bu durum tamamen resmi olmanın ötesinde yapılan bir öğretim ve eğitim modeli idi.

Ancak bütün öğretim ve eğitim böyle değildi. Bunun resmi ve kapsamlı olanları da vardı. Bu tür eğitim ve öğretim ise genelde finans konusu bir vakfın geliri ile karşılanırdı. Tabii böyle bir eğitim ve öğretim belli bir program çerçevesinde yürütülür ve sürdürülürdü. Burada yalnızca Kur’ân öğretimi değil, geniş ve derinliğine İslâmi ilimlerin yanında Astronomi/Kozmografya, Coğrafya, Hesap ve benzeri, günümüzde müspet ilim dediğimiz türden ilimler de okutulurdu.

Bu sebeple de tarihte böyle olan medreselerin yerleri ve etkileri günümüzde bile unutulmayan cinstendi.

Konya’mızda da Cumhuriyet öncesi Dâru’l-Hilâfe diye bilinen medreselerden vardı. Nitekim böyle bir medrese bugün Merkez Bankasının yerinde bulunmaktaydı. Bu medresenin Müdürü de devrinin tanınmış âlimlerinden ve aynı zamanda Mekteb-i Hukuk’un da müdürlüğünü yapmış, İbrahim Hakkı Konyalı’nın ifadesiyle dünya çapında bir hukukçu olan Ahmet Ziya Efendi idi.

Bu zat 1909 yılında bu medresenin programını yeniden yapmış ve günün şartlarına göre Arapça’dan ayrı olarak bir Batı dilinin de yer aldığı ve bazı derslerle takviye edilmiş son derecede yeni, güzel ve tatmin edici bir program uygulamıştı. Böylece bir medresenin ıslah edilmiş olanını ifade etmek üzere bundan böyle Islah-ı Medâris olarak tanındı ve anıldı.

Ancak 3 Mart 1924 tarihinde çıkarılan ‘Tevhid-i Tedrisat Kanunu’ ile bütün medreseler kapatılmış içlerinde Konya’nın da yer aldığı 29 yerde İmam-Hatip Mektepleri açılmıştı. Bu Medresenin talebeleri de imtihana tabi tutularak uygun bulunan sınıflara kayıtları yaptırılmış, uygun bulunmayanlar da ya askere veya evine gönderilmişti.

Ne yazık ki, bu İmam-Hatip mekteplerinin ömrü pek uzun olmamış, 1927 yılında Kütahya ve İstanbul’da bulunan ikisi dışında tamamı, bu ikisi ise 1930 yılında kapatılmıştı. İş bununla da bitmemiş, aynı zamanda Kur’ân okutmak dâhil, her türlü dini eğitim ve öğretim yasaklanmıştı.

Hatta daha da ilerisi uygulanmış ve her türlü dini kitapların evlerde bulundurulması bile yasak kapsamına alınmıştı.

Ayrıca 1932 yılında ezan okunması da yasaklanmış, onun yerine Türkçe ezan adıyla yeni uydurulmuş bir ezan okunması mecbur edilmişti. Bu durum ise memlekette dini hizmetlerin yerine getirilmesi konusunda bir takım güçlükler doğurmuştu.

Tek Parti iktidarında gerçekleşen bu durum yıllar ilerledikçe şehirlerde imam, yani din adamı kıtlığı meydana getirdiği gibi, köylerde imam bulunamaz hâle getirmişti. Bazı köylerde vuku bulan bir ölüm vakası bile, cenazeyi kaldıracak bir imam bulunamaması sebebiyle problem olmuş, başka köylerde bulunan imamın gelip onu defnetmesi için günlerce bekletilmişti.

Bu durum tek parti iktidarına yıllarca anlatılmaya çalışılmış ve nihayet 1948 yılında sekiz aylık bir din adamı yetiştirme kursu açılmıştır.

Tabii bunun yeterliliği konusu kolayca değerlendirilebilir.

Bu yazı toplam 292 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.