1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kaçar

  3. TÜRKLÜK VE MÜSLÜMANLIK!
Mehmet Kaçar

Mehmet Kaçar

Yazarın Tüm Yazıları >

TÜRKLÜK VE MÜSLÜMANLIK!

A+A-

Varoluş(yaratılış) açısından bakıldığında Müslümanlık, kavimler, ırklar, mekanlar ve zamanlar üstü bir dindir; varlığı belli bir ırka, kavme, zaman ve mekana has bir bağ ile de bağlı olmayan bir dindir. Bugün yer yüzünde İslam’ı din olarak seçmemiş, benimsememiş milletler vardır. Bu gün Müslüman olan uluslardan bazıları da -Allah korusun!- gelecekte İslamiyeti terk edebilirler, ancak bütün bunlara rağmen Müslümanlık tarihi, kültürü, medeniyeti ve mensupları ile varlığını sürdürmüştür ve sürdürecektir de. 
Türklük ile Müslümanlık, arasındaki var oluş bağı gölgeli ve tartışmalı olmakla beraber tarihte İslamı din olarak benimsememiş bulunan Türk boylarının ırkî ve kavmî özelliklerini de koruyamadıkları, zaman içerisinde köklü bir kültür değişimine uğradıkları gözlemlenmiştir.
Meşruiyet açısından Türklüğe göre Müslümanlık bu kavmin on iki asır önce benimsediği, bağlandığı bir dindir. Türkler, Müslüman olduktan sonra Milli değerlerinden önemli bir kayba uğramamışlar, buna karşı çok önemli kazançlar elde etmişlerdir. 
İslam’a yakın fıtratlarını geliştirerek büyümüşler, öldürücü, yıkıcı, sömürücü olarak değil, adalet, hakkaniyet, hizmet ve yüksek ahlaki değerlerin temsilcileri olarak cihan hakimiyeti mefkuresine ulaşmışlardır. Türklük ile Müslümanlığın birlikteliğinden doğan bu büyük medeniyetin gerileme nedenleri yine bu iki unsurda aramak çelişkiyi düşünmek olur.
İslam dini fıtri bir dindir; insanın fert ve toplum olarak yaratılıştan gelen, tabiatı icabı olan vasıf ve özelliklerine uygundur, bunlarla örtüşmektedir: “Allah insanlara yaratırken verdiği mahiyetten(fıtrattan) ibaret olan tevhit dinine kendini ver; sağlan din işte budur, fakat insanların çoğu bunu bilmezler(Rum:3/30). Meâlinde ki âyet fıtrat ile hak din arasında ki bu bağı ifade etmektedir. İnsan cinsini diğerlerinden ayıran akıl, irade, ahlak ve estetik duygu gibi fıtri özellikler yanında insan gruplarını, topluluklarını birbirinden ayıran özelliklerde vardır. Kur’an-ı Kerim bunlardan ikisine işaret etmektedir:” Allah’ın işaretlerinden biride sizi topraktan yaratmasıdır, sonra siz zaman içerisinde yeryüzüne yayılan insan nevi oldunuz... O’nun işaretlerinden biri de gökleri ve yeri yaratması ve sizin dillerinizin ve renklerinizin farklı olmasıdır. Bilenler için şüphesiz bunlarda büyük işaretler(âyetler) vardır. (Rum: 30/20-22).
İnsanlar bir kökten geldikleri halde yer yüzüne dağılıp çoğalıyorlar, dilleri ve renkleri farklı “alt türler”, gruplar oluşturuyorlar. Renk biyolojik farklılıklara dil ise kültür farklılıklarına işaret eden anahtar kelimelerdir. Yine âyette geçen “insanların dağılıp yerleştikleri yer yüzü” insan gruplarının bağlandığı, sahiplendiği toprağa; yani coğrafi unsurlara işaret etmektedir. Biyolojik, kültürel, coğrafi... özelliklerin bir araya getirdiği, birleştirdiği insan gruplarına Kur’an-ı Kerim’de “Kavim” denilmiştir. Yakından uzağa soy ilişkisi “şa’b, kabile, aşiret” gibi kelimelerle ifade edilmiştir:
“Ey İnsanlar! Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve tanışmanız için sizi(şu’ub)ve kabilelere ayırdık, şüphe yok ki Allah katında (nezdinde) en kıymetli olanınız O’na isyandan en fazla sakınır olanınızdır.”(Hucurat:48/13).
Kur’an-ı kerim’de: “Millet” kelimesi “toplum dini”(Yusuf:12/37), “ümmet” kelimesi ise “bir peygambere, bir dine.... mensup insan topluluğu, gruplar “manasında kullanılmıştır. Bugün bizim millet dediğimiz toplum yapısını ifadeye en yakın kelime “kavim”dir. Bu kelimenin arapçada ki karşılığı da “el-Kavim” dir. Kur’an- Kerim’e göre; insanlar bir kökten(topraktan) sonra da bir ana ve babadan (Âden ve Havva’dan) yaratılmışlardır. Aynı kökten gelmelerine rağmen yer yüzüne dağılmışlar, dilleri ve renklerine rağmen yer yüzüne dağılmışlar, dilleri ve renkleri farklı kılınmış(farklılaştırılmış), farklı kelimelerle ifade edilen gruplara, topluluklara (cemâat ve cemiyetlere) ayrılmışlardır. Bütün bu oluşumlar ve gelişmeler fıtrat(yaratılış) gereğidir, tabiidir, Allah’ın iradesi (dilemesi) ile olmuştur. Ayrıca bir çok âyet ve hadis, yardımlaşma, ilgilenme, dayanışma, koruma konularında yakınlara öncelik vermektir. 
Akraba, arkadaş, komşu, hemşehri... bu mânâda “yakınlar” içinde yer almaktadır. (Nisa:4/36). İstisnai durumlar dışında zekat sarfında da bu önceliğe önem verilmiştir. Hem geçmişin, hem de gelecek nesillerin, hem de hâlen üzerinde yaşayanlar da hakkı bulunan yurdun (mülkün) korunması İslam’ın önemli amaçları arasında yer alır. İnsanların diğerlerine nispetle yakınlarına daha fazla sevgi duyması da gayet normaldir.
Bütün bu normallik, fıtrılik ve teşvikler göz önüne alındığında “aynı tarihi, aynı kültürü(aynı dini, dili, âdetleri, zevkleri...) yurdu, mensubiyet şuurunu paylaşan insanların millet, kavim gibi bir isim altında bir grup teşkil etmelerine bir grup içerisinde yaşamalarına ve bir grup içinde birbirlerini daha fazla sevmelerine, korumalarına, dayanışmalarına, kültürlerini(ümmet camiasına nispetle alt-kültürlerini) geliştirmelerine ve bir değer olarak insanlığa taktim etmelerine” bu manada bir milliyete hatta gerektiğinde milliyetçiliğe İslam’ın bir diyeceği yoktur. Yeter ki bu milliyetçilik, ümmetin diğer grupları ile (diğer İslam kavimleri ve milletleri ile) ilgiyi kesmeye, bütünlüğü bozmaya, onlara ve diğer insan gruplarına haksızlık etmeye, İslam öncesi inanç ve âdetlere dönerek dinin zedelenmesine sebep olmasın! Şüphe yok ki İslam’ın öngördüğü ve Müslümanları da vat ettiği toplum yapısı ümmettir. Bura da ümmetten maksat “Hz. İbrahim’in(as) ismini koyup(Hacc:22/78) geliştirdiği, soyundan gelen son peygamber Muhammed Mustafa(sav) ile tamamlanan dine(İslam’a ve bu manada millete) mensubiyet bağlılığı ile insanların ve grupların oluşturduğu toplum yapısıdır.” Bu toplumun fertleri birbirinin kardeşidir. (Hucurat:49/10).
Bu toplumun yurdu bütün müminlerin yurdudur, bu toplum, İslam’ı din olarak benimsememiş, başka bir dine mensup olmuş millet ve ümmetlerden ayrı ve farklı, onları kendi camiasına dâvet eden, insanlığa alternatif bir dünya görüşü ve hayat düzeni, sunan bir ümmettir. Siyâsi, sosyal, ekonomik, hukukî bağlar ve bağlantılar yanında bir üst kültüre bağlılık bu ümmetin gruplarını birleştirmiş ve bütünleştirmiştir.
M. Akif’in deyişi ile: Müslümanlık sizi gâyet sıkı, gâyet sağlam/ Bağlamak lâzım iken, anlamadım, anlamıyorum./ Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize/ Fikri kavmiyyeti şeytanmı sokan zihninize/ Birbirinden mütferrık bu kadar akvamı/ Aynı milliyetin altında tutan İslam’ı/ Temelinden yıkacak zelzele kavmiyettir./Bunu bir lâhza unutmak ebedi haybettir./ Arnavutlukla, Arap’lıkla bu millet yürümez/ Son siyasetse bu, hiç böyle siyaset yürümez/ Sizi bir âile efradı yaratmış Yaradan/ Kaldırın ayrılık esbabını artık oradan/Biz bu davada iken yoksa iyâzen billah/ Ecnebiler olacak sahibi mülkün nâgah!/ Girmeden tefrika bir millete düşman giremez/ Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.
Bir kavmi, bir etnik gruba mensup olmayı ileri sürerek ümmet bütünlüğünü bozmak, tefrika çıkarmak Hz. Peygamber’in(s.a.v) lânetlediği bir davranıştır.
Müslüman olmak, kavmiyet(bugünkü manada milliyet) bağını, İslam kardeşliği bağına tabi kılmak demektir. İslam bağı bütün bağların üstündedir. Birbirlerine İslam bağı ile bağlanmış etnik grupların kavmiyyeti bir ideoloji haline getirerek ümmet birliğini bozmaları karşısında Müslümanın isyanı gayret normaldir. 
Ancak bir kere bağ bozulup, ümmet birliği dağılınca, her parça kendi başının çaresine bakmak durumunda kalınca bir geçiş dönemi olarak kavmiyetin, ırk asaletinin İslam’a hadim bir milliyetçiliğinde olumlu manada altını çizmekte fayda vardır.
Fi Emanillah!...
 

Bu yazı toplam 1254 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.