Murat KARAKOYUNLU

Murat KARAKOYUNLU

Yazarın Tüm Yazıları >

TUTKAL

A+A-

Avrupa’daki gelişmeleri dikkatle incelemekte yarar var. 2007 ve sonrasında yaşanan küresel mali kriz, Yunanistan, İspanya ve İtalya’nın iflasına kadar giden bir süreci tetiklerken; bu ülkeleri kurtarmak, diğer AB üyesi ülkelere düştü. 2015 yılına kadar Yunanistan için açıklanan Kurtarma Paketinin miktarı 240 milyar Euro’yu buldu. Geçtiğimiz Haziran ayında İtalya’da batmakta olan iki banka için verilen yardım miktarı 17 Milyar Euroydu. İspanya ve Portekiz ve diğerleri. Hazırlanan kurtarma paketleri bir türlü istenen sonuçları vermiyor. Üstelik bu ekonomileri kurtarmak için harcanan para, AB üyesi diğer ülke vatandaşlarının cebinden çıkıyor. O yüzden “Yunan halkının siesta tatil keyfinin yükünü neden ben çekiyorum” diyen milyonlarca AB vatandaşı var.

Avrupa Birliği fikrinin en önemli dayanağı,  iki dünya savaşı da dâhil, Avrupa’da yaşanan yüzlere yıllık savaş halini ortadan kaldırmak ve bu ülkeleri, ekonomik çıkar etrafında bir arada tutabilmekti. 60 yılı aşkın bir süredir sürdürülmeye çalışılan bu proje, görünen o ki artık miadını dolduruyor. Nitekim İngiltere’nin AB üyeliğinden ayrılma kararı, bu rahatsızlığın sadece görünen yüzü.

Siyasi sonuçlar da bu ayrılığı körükler nitelikte. Avrupa, yükselen faşizan akımların tehdidi altında. Almanya’da nazilerin meclise girmeyi başarması, Danimarka Halk Partisinin ve İsveç Demokratlarının radikal söylemlerinin rağbet görmesi, Hollanda’yı İslam’dan arındırmayı vaad eden Wilders’in aldığı %14 lük oy, Macaristan’ın askeri üniformalı orduya sahip partisi Jobbikler, Avusturya’da silahlanmayı öneren aşırı sağcı liderin seçimi kazanması, mültecileri sulara geri atalım diyen Le Pen’in Fransa’da aşırı sağın aldığı en yüksek oy oranına ulaşması, Katalonya referandumu ve bozulan Avrupa Ekonomisinin günah keçisi olan yabancılar; Avrupa Birliği’nde yaşanacak olan büyük ayrışmanın küçümsenmeyecek işaretlerini veriyor.

Aslına bakarsanız, Avrupa 1. Dünya Savaşı sonrasında yaşadığı faşist döneme doğru hızla ilerliyor.

Bu noktada sınırlarımızda yaşanan gelişmeler, Suriye ve Irak’taki krizler, dikkatleri, güneydoğu sınırlarımıza doğru çekmişken batıda yaşananları da göz ardı etmemek gerekiyor.

Zira Türkiye, gerek doğuda gerekse batıda; yaptığı hamlelerle bölge toplumlarını hem ayrıştırabilir, hem birleştirebilir konumda. Öyle ki, Türkiye’nin pozisyonu çoğu zaman adeta bu bölgeler için bir tutkal görevi görüyor. Mezhebi ayrışmaları bizden kat kat fazla olan Avrupalıları, haçlı adı altında birleştirebilen de; elini uzatsan eş başkana çarpan iç ve dış Kürt siyaseti içerisindeki iktidar kavgalarını, şimdilik geri plana bıraktıran da o.

Bugünkü konjönktürde Türkiye, iki bölgede farklı bir tutum belirlemek zorunda. Doğuda, yapısı itibariyle aşiretlere kadar zaten bölünmüş olan, dahası kendi içerisinde, mezhep, parti ve gruplara ayrılan, hatta aynı yapı içerisinde “eş başkanlara kadar” ayrışmış bir gücün, “ortak düşmanı/birleştiricisi olmak” nispeten kaldırılabilir bir durumdur. Referandum sonrası Kerkük’te bugün yaşananlar ve Barzani üzerinden başlayan çatlak sesler, bu durumun neticesidir. Oysa aynı durumu zaten ayrışmaya doğru evrilmiş olan Avrupa Birliği içerisinde bugün yapmak, ayrışmayı geciktirecektir. Türkiye, Avrupa’nın tutkalı olmamalıdır. Eldeki krizler sebebiyle zaten çok kötü günler geçirmekte olan batıya karşı Türkiye için, Fetih sonrası Fatih’in politikasına ihtiyacı var.

Fatih’in, İstanbul’un fethinden hemen sonra, kendisine karşı oluşabilecek bir haçlı ittifakını önlemek için yürüttüğü ince strateji, bugünün yönetimine ilham kaynağı olabilir. Zira batının ayrık otları yeşerdi, ve artık ne ürün ne kazanç eski tadı vermiyor.

Bu yazı toplam 956 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.