1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. Tv Dizileriyle Uyutulan Toplumumuz
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Tv Dizileriyle Uyutulan Toplumumuz

A+A-
Daha önceki yazılarımda da değinmiştim. Yine temas etmeden geçmeyeceğim. O kadar çok televizyon kanalımız var ki bunların her birinden farklı farklı dizilerle halkımızın aklı karıştırılarak allak bullak ediliyor. Bu dizilerin bilinçli olarak evlerimize servis edildiğini uzun zamandır ısrarla savunan bir kardeşinizim. Artık o kadar çığırından çıktı ki isim bile bulamaz hale geldiler. Daha kötüsü ise; bu dizilerin Türkiye aile yapısını dejenere etmeye yönelik çabalar olarak karşımıza çıkmasıdır. Günden güne bir derece daha etki düzeyi artırılan aşk, şehvet, hırs, edepsizlik düzeyinin toplumsal hayatımıza yansıması da elbette ki beraberinde geliyor. Özellikle hitap edilen kesim çocuklarımız ve gençlerimiz olunca durumun vahameti daha da artıyor. RTÜK denen işe yaramaz bir kurum var. Bu kurumun zerre kadar yararı da yok katkısı da yok. Bence devletin sırtında sadece külfet olarak devam edegelen bir kamburdan öte bir yer ifade etmeyen RTÜK ya yenilenmeli ya da feshedilmelidir. En basitinden mevcut kanalların reklam oyunlarında dahi kendini keriz yerine koyan kanallara zerre kadar müdahale edemeyen kurum acaba halkın tepkisini hafifletme uğruna reklam sürelerine sınırlama getirildi masalıyla bizi uyuturken diğer taraftan TV kanallarına göz mü kırpmaktadır?
Ne yalan söyleyeyim, bana öyle geliyor.
Allah aşkına! reklam süresi 15 – 20 dakika olur mu yahu? Dünyanın neresinde böyle bir saçma uygulama var ki?
Reklam başlıyor. 5 dakika reklam kakalanıyor. Devamında 5 dakika dizi reklamları araya giriyor. Sonra tekrar reklam başlatılıyor. Bir 5 dakika daha bekliyorsunuz. Sonra tekrar dizi tanıtımı yapılıyor. Tekrar reklam başlatılıyor. Reklam esnasında beklerken 2 dakika kadar sonra köşede numaratör beliriyor. O da 4 dakikadan itibaren geri saymaya başlıyor. Reklam bitiyor. Tekrar dizi tanıtımı koyuyorlar. Sonrasında dizi kaldığı yerden devam ediyor. Az önceki reklam ve tanıtım furyası kadar bile dizinizi izlemeden yine reklamlara mahkûm ediliyorsunuz. Halkımız sevdiği diziyi izlerken evden hanımının istediği ekmeği gidip salına salına marketten alıp geliyor. Daha reklamlar bitmemiş oluyor. Hatta reklam arasında duşunu alanlar, günlük gazetesini okuyanlar, namazını eda edenler, çocuğunun ödevini yaptıranlar bile oluyormuş.
Hayatımıza televizyonu bu kadar sokan sisteme isyan ediyorum. İşte asıl konumuz olan TV kanallarında ki dizi furyasıyla bu kadar içli dışlı olan ve kendisini diziden bir fert yerine koyarak tüm mesaisini bu saçmalıkla geçiren, yayınlanan reklamlar sonucu tüketime özendirilerek hayatı eğlence ve alışveriş gibi lanse etmeye çalışan bu sosyolojik buhran döneminde, içinde olduğumuz terör olayları, gasplar, cinayetler, hırsızlıklar olağanmış gibi duyarsızlaştırılan bir toplumsal bünyeye bürünüyoruz.
Hiç dikkat ettiniz mi? Son günlerde artan terör olaylarında şehit olan askerlerimizle, dizi film karakterleri kadar ilgili değiliz. On yılı aşkın bir süredir devam edegelen Kurtlar Vadisi isimli saçma dizi sayesinde milletçe, Polat olduk, Abdülhey olduk, Memati olduk. Olduk ta olduk.
Reel yaşam ile sanal yaşam arasında ki dengeyi bile bize unutturdular. Eline silah tutuşturduğunuzda karşısında ki devasa hedefi bile vuramayacak kadar sıradan kişileri, yüzlerce metre ileride ki sineği bile gözünden vuracak kadar etkin göstererek tövbe haşa gözümüzde ilahlaştırdılar. Ben birkaç kez denk geldiğinde izledim. Ama kendimi şahsen kaptırmadım. Ama halkımızın büyük bir kesimine bunu yutturdular. Çok dikkatimi çekmiştir. Bu dizinin şatafatlı zamanlarında akşam eve dönüşte perşembe akşamları caddelerimiz bomboş olurdu. Milletçe senaryo ürünü olan bu diziyi izleyen halkımız ekrana kilitlenirdi. Perşembe akşamları sünnet olan sıla-i rahim amaçlı gelen akrabalar bile makbul görülmezdi. Eğer gelen konukta bu dizinin müptelası ise sorun yoktu. Ama eğer o saçma dizilerle alakasız bir kişi ise suratlar asılırdı. Özetiyle yeni bölümüyle dört saatini feda eden halkımızı Allah’ı zikir için 10 dakikayı bile fazla bulurdu.
Çocuk denecek yaşlarda izlediğim Mariana ile Luis Alberto aşkının ele alındığı “Zenginlerde Ağlar” dizisi ile 6 – 7 sene önce izlediğim Yaprak Dökümü dizisi dışında kendimi hep auta attım. Bu saçmalığa kapılmadım.
Lütfen, bu yazdıklarımı önemseyin.
Mevcut süregelen dizi furyalarında da bu şekilde halkımızı bağımlı hale getiren zehr-ü zihin beyinlere zerk edilmektedir. Ama devir öyle değişti ki o diziden aldığı keyfi hayatın çok daha anlamlı diğer konularına tercih edebilme yetisini bile bize kaybettirdiler. Doğudan şehit cenazeleri geliyormuş. Asker ve polislerimiz kahpe terörün namlusundan çıkan kör kurşunlara hedef oluyormuş. Kimsenin umurunda bile değil. Ateş kendi yuvasına düşmedi ya! Hiç önemli değil. O bildiğini okumaya devam eder. Dizisini büyük bir zevkle izler.
Bizi bu kadar duyarsızlaştıran sistemin çarkları arasında dönüyoruz. Hiçbir kıvılcım yerde serili devasa benzin denizini dahi tutuşturamıyor. Benzine atılan her bir kıvılcım parlamadan sönüyor. Yolumuza devam ediyoruz. Yeter ki kişisel rahatımız bozulmasın. Öte yandan sırf bizim emniyetimiz için can veren şüheda ailelerinin yaşadığı tarifi imkânsız evlat acısı dahi içimizde bir şeyleri kıpırdatamıyor.
Sözün özü, bizi TV’lerde yayınlanan dizilerle, yarışma programlarıyla ayakta uyutuyorlar. Reel hayatımız elimizden alınmış. Hayatı sanal yaşamaya başlamışız. Günün birinde elimizden kaçan değeler karşısında çok ah vah ederiz ama nafile! Olan olmuş ve kaderimizle baş başa kalmışızdır.
İnşallah ben yanılırım.
 
Bu yazı toplam 114 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum