24 Temmuz 2014 Perşembe

15. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi

15. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi

Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği (TİHUD) tarafından düzenlenen 15. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi, Antalya'nın Belek bölgesinde 3 bin hekimin katılımıyla devam ediyor.Kongrede, İç Hastalıkları Kliniklerindeki önemli ve ilgi...

05 Ekim 2013 Cumartesi 16:45
Bu haber 162 kez okundu
15. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi

Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği (TİHUD) tarafından düzenlenen 15. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi, Antalya'nın Belek bölgesinde 3 bin hekimin katılımıyla devam ediyor.

Kongrede, İç Hastalıkları Kliniklerindeki önemli ve ilgi çeken konuların yanı sıra, olgular eşliğinde sık karşılaşılan problemler ve kronik hastalıklara yaklaşım ile birlikte tıptaki yeni gelişmeler gözden geçiriliyor. Son gelişmelere ilişkin konferanslar, iç hastalıklarında kanıt-hastalık ilişkisi oturumları, klinik ve laboratuvarlardaki güncel konuları içeren sempozyumlar, programın ana başlıklarını oluşturduğu kongrede konularında Türkiye'nin söz sahibi 100’ü aşkın konuşmacı ve oturum başkanı görev alıyor. Kongre Bilimsel Programı içerisinde 19 panel ve 21 konferans, 24 adet seçilmiş sözlü sunumun bulunduğu 5 sözlü bildiri oturumu ve 13 uydu sempozyum yer alıyor. Kongrede sergilenmek üzere gönderilen 587 çalışmadan bilimsel kurul tarafından değerlendirilen ve seçilen 460’si poster olarak sunuluyor.

Kongrede bu yıl, Kongre Cebinizde sloganıyla TİHUD 2013 MOBİL uygulaması gerçekleştirildiğini söyleyen Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof.Dr. Serhat Ünal, uygulama ile kongrede yer alan bilimsel ve sosyal tüm aktiviteler, konuşmacı sunumlarından, kongre fotoğraflarına, bildiri özetlerinden Kongre TV ve Kongre Gazetesi günlük yayınlarına kadar uzanan geniş medya içeriğine her an ulaşılabilindiğini söyledi. Ünal, kongrede bir ilk olarak katılımcıların oturumlarda twitter üzerinden anında sorularını oturum başkanına yöneltme imkanı bulduğunu belirterek sözlerini şöyle süredürdü: "Ayrıca, kongrede, kağıt kullanımını azaltmak ve çevre koruma farkındalığı oluşturmak adına Kongre Bildiri Kitabı basılı olarak değil usb bellek ile katılımcılara dağıtıldı"

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Kerim Güler de, Türkiye'de yapılan yayınlar sebebiyle ilaç kullanımlarının kesilmeye başladığını ve bunun bedelinin çok acı ödeneceğini söyledi.

Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Bilal Özer ise, karaciğere bağlı ölümlerde sirozun başı çektiğini ve bunda alkolün rolünün büyük olduğunu belirtti. Prof.Dr.Özer, erkeklerin haftada 210 gram, kadınların 140 gramdan fazla alkol tüketmesi halinde bunun ağır alkol tüketimi kategorisine gireceğini söyledi.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sadi Güleç ise bir ömür boyunca 3 milyara yakın kez atan kalbin bu atışlarını hissetmenin tehlikenin habercisi olduğunu açıkladı.

YANLIŞ YAYIN SEBEBİYLE HASTALAR İLAÇLARINI KESİYOR

İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kerim Güler, vücuttaki en önemli organın damarlar olduğunu söyledi.

Damarların artık bir organ olarak düşünüldüğünü ve esasında vücudun en büyük organı olduğunu anlatan Prof.Dr. Güler, sözlerini şöyle sürdürdü: "Tartıldığında 1,5 kilo, açıldığında 800 metrekarelik bir yüzeye sahiptir. Vücudun her organı damardan etkilenmektedir. Kalp, beyin, böbrek gibi dinamik organlar, bu etkiyi çok daha çabuk göstermektedir. Endotelin gibi, vücuda zarar veren en önemli maddeler, hasar görmüş damarlardan salgılanmakta, aterosklerozu hızlandırmakta ve dünyada 1. ölüm nedeni olan kardiyovasküler ölümlerin artmasına neden olmaktadır. Bugün, en önemli konulardan bir tanesi damarı korumaktır. Organların canlılığının ve tüm fonksiyonlarının sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için onları besleyen kan akımının düzgün ve sürekli olması gerekir. Bu nedenle damarlardaki en ufak tıkanıklıklar bile ciddi sorunlara yol açabilmektedir."

Damara zarar veren faktörlerin artık çok iyi bilindiğini kaydeden Prof.Dr. Güler, şunları söyledi: "Bu bilinen risk faktörlerinin başında hipertansiyon, hiperlipidemi, diyabet, sigara, obezite, sedanter yaşam ve enflamasyon gelmektedir. Yeni yayınlanan tüm tedavi kılavuzlarında, risk faktörleri arttıkça mortalitenin arttığı ve risk faktörlerini ortadan kaldırmadan tedavide başarıya ulaşmanın mümkün olmadığı gösterilmiştir."

Hipertansiyonun, hiperlipidemi ve diyabetin en önemli risk faktörleri olduğunun altını çizen Prof.Dr. Güler, sözlerine şöyle devam etti:

"Bunlar genellikle aynı hastada birlikte bulunurlar ve organ hasarı gelişimine neden olurlar. Organ hasarının ilerlemesi son derece tehlikelidir. Önemli olan organ hasarı gelişmeden hastaya müdahale edebilmek ve tedavisini düzenleyebilmektir.Maalesef Türkiye’deki hasta grubu kardiyovasküler risk faktörleri açısından oldukça zengin durumdadır. Hiperlipidemi, hareketsiz ortamlarda çalışan kişileri tehdit eden metabolik sendrom, hipertansiyon, diyabet tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çok sık görülmekte ve sıklığı tüm çabalara rağmen artarak devam etmektedir. Yani toplumumuzun sağlığı çok ciddi tehlikelere açık durumdadır.Risk faktörlerinden korunmada yaşam tarzı değişikliği, kilonun normale inmesi, egzersiz yapılması çok önemlidir. Yalnız medikal tedaviyle başarıyı yakalamak çok güçtür. Risk faktörlerinin sayısı arttıkça, hastanın prognozu kötüleşir. Bunun sonucu olarak düşük riskli hastalarda ilaç tedavisi başlanmazken bir kaç riske sahip hastalarda ilaç tedavisine başlama zorunluluğu oluşur. Hastalarımız yanlış yayınlar sebebiyle ilaçlarını almıyor, kendi ailemde bile bana rağmen ilaçlar kesilmiş durumda. Kullanma ihtiyacı varsa bu ilaçların mutlaka kullanması gerekmektedir. Obezleşiyoruz, yürümüyoruz, haftanın her günü yürümek lazım. Sigaradan uzaklaşmak, alkolü azaltmak ve beslenme şeklini akdeniz beslenme tipine çevirmeliyiz."

Başkent Ünivesitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Birol Özer ise basın toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'de alkol dışı karaciğer yağlanmasına dikkat çekti.

Alkol dışı yağlı karaciğer hastalığına dikkat çeken Prof.Dr.Özer, şöyle konuştu: "ADYKH, karaciğerde sadece yağlanmanın olduğu ADYK ve yağlanmaya karaciğer inflamasyonunun eşlik ettiği ADYK hepatiti olmak üzere iki alt gruba ayrılır. ADYKH tüm dünyada görülmekle birlikte sanayileşmiş batı toplumlarında karaciğer hastalıklarının en sık nedenidir. ADYKH için major risk faktörü, santral obezite, tip 2 diyabetes mellitus, hiperlipidemi ve hipertansiyonu içinde barındıran metabolik sendrom’dur. Aslında ADYKH, metabolik sendromun karaciğer bulgusudur. ADYKH prevalansı Birleşik Amerika’da 1980’lerde yüzde 15 iken 2000’lerde yüzde 46’ya kadar ulaşmış olup dünya genelinde yüzde 20 civarındadır. Tanı alan hastaların büyük çoğunluğu 40 ya da 50’li yaşlardadır. ADYKH siroza ilerleyebilir. Sadece ADYK olan bireylerde siroz riski yüzde 3 iken, ADYK hepatiti olanlarda yüzde 20’ye kadar çıkmaktadır. ADYKH bağlı hepatosellüler karsinom gelişme riski de vardır. Santral obezite ve düşük HDL’si olan yaşlı erkeklerde ADYKH bağlı mortalite riski daha yüksektir. Artmış aminotransferaz düzeyinin ADYK hastalarında kötü seyirle ilişkisi gösterilememiştir."

HASTALARIN ÇOĞUNDA YAKINMA YOK

Prof.Dr. Özer, ADYK hepatiti olan bazı hastalarda halsizlik, yorgunluk, sağ üst kadranda rahatsızlık hissi olmasına rağmen sadece ADYK olan hastaların çoğunda yakınma olmadığının altını çizdi. Prof.Dr. Özer, "Hastalar genellikle başka nedenlerle yapılan labaratuvar incelemelerinde karaciğer fonksiyon testlerinde yükseklik ya da karın görüntülemesi yapılırken tesadüfen saptanan karaciğer yağlanması ile tanı alırlar. Fizik muayenede karaciğerde büyüme veya siroz gelişti ise kronik karaciğer hastalığı periferik bulguları saptanabilir" dedi.

Karaciğer testlerinin normal olmasının ADYKH tanısını dışlamayacağını anlatan Özer, sözlerine şöyle devam etti: "Karaciğer yağlanması yapan diğer nedenlerin dışlandığı durumlarda radyolojik görüntüleme ile ADYKH tanısı konabilir. Bununla birlikte tanının net olmadığı durumlarda ya da karaciğerdeki zedelenmenin derecesini tayin etmek için biyopsi yapılabilir. ADYKH tedavisi için birçok yöntem araştırılmıştır. Bunlardan sadece kilo vermenin faydalı ve güvenilir olduğu gösterilmiştir. Fazla kilolu ve obez hastaların haftalık 0.5-1 kilo zayıflamaları önerilmektedir. Hastalar aşırı alkol kullanımından kaçınmalıdır. ADYKH’ında kardiyovasküler hastalık riski arttığı için eğer varsa hiperglisemi ve hiperlipidemi tedavi edilmelidir. Statin tedavisinin ADYKH’nda güvenli olduğu gösterilmiştir. ADYKH bağlı siroz gelişti ise portal hipertansiyon tedavisi, hepatosellüler karsinom için tarama, eğer son dönem siroz hastası ise karaciğer transplantasyonu düşünülmelidir. Biyopsi ile ADYK hepatiti saptanan hastalar gastroenterolog/hepatolog tarafından izlenmelidir. Sadece ADYK olan hastalar aile hekimi ya da İç Hastalıkları uzmanları tarafından takip edilebilir. Bununla birlikte hastada normalin üst sınırını iki kat aşan aminotransferaz yüksekliklerinde veya siroz bulgularının gelişmesi durumunda ileri tetkik ve yönetim için hasta gastroenterolog/hepatologa refere edilmelidir."

ALKOL TÜKETİMİ

Dünyada her yıl 2 milyon kişinin sirozdan öldüğünü hatırlatan Prof.Dr.Özer, kadın ve erkeklerdeki alkol oranını şöyle açıkladı: "Ne kadar alkol içebiliriz? Erkekler için haftalık 210 gram, hanımlar 140 gramdan fazla tüketiyorsa bu ağır alkol tüketimine giriyor. 360 ml bira, bir kadeh şarap ya da bir kadeh rakı da 14 gram alkol var. Yani bir bayan haftada 10 duble rakı içebilir, erkek için de 15 duble. 15 dubleden daha az alkol tüketen bir kişinin karaciğerinde yağlanma varsa bunun sebebini kiloda ve obezlerde aramak gerekir."

KALP ATIŞINI HİSSEDEN TEHLİKEDEDİR

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sadi Güleç ise atışı hissedilen kalbe dikkat çekti. Kalbin 70 yıllık bir ömürde yaklaşık 2-3 milyar kez attığını söyleyen Prof.Dr. Sadi Güleç, sözlerini şöyle sürdürdü: "Çok enteresandır, 2-3 milyar kere atar ama aşırı korku ve heyecan dışında kalbimizin attığını farketmeyiz. Fark etmemiz gerekir. Eğer kalbimizin attığını hissediyorsak, bir terslik vardır enteresan şekilde. Bunun neden kaynaklandığını öğrenmek için belki de doktora gitmemiz gerekir. İnsan normal koşullarda istirahattayken kalbinin attığını hissediyorsa biz buna çarpıntı diyoruz ve altında yatan bir problem olabilir mi diye araştırılması gerekir. Özellikle tansiyonu olan şeker hastası olan, troid ile ilgili rahatsızlığı olan, Koah hastası olanlar kalbinin attığını hissetmeye başladıklarında doktora gitmeli. Çünkü altında kalpte pıhtı oluşturarak beyne atma riski oldukça yüksek olan bir ritim bozukluğunun habercisi ya da başlangıcı olabilir. Elektrokardiyografi çekerek teşhisi koymak ve teşhisten sonra kan sulandırıcı kullanarak pıhtı atmasına engel olmak mümkün. İnsanın kalbinin atmasının hissedilmesi kötü bir şeydir."


 

YASAL UYARI :Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Hakimiyet İletişim Yayıncılık Turizm İnş. Organizasyon San.Tic.Ltd.Şti'ne aittir.Köşe yazısı/haber kaynak gösterilse dahi kullanılamaz.

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.


    banner279
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    SPOR TOTO SÜPER LİG
    Tür seçiniz:
    ARŞİV