1. YAZARLAR

  2. Dursun Seyis

  3. Üniversite, Eğitim Ve Akademisyenlerimiz
Dursun Seyis

Dursun Seyis

Dursun Seyis
Yazarın Tüm Yazıları >

Üniversite, Eğitim Ve Akademisyenlerimiz

A+A-
“Ben merkezli konuşmaları sevmem ve buna azami özeni gösteririm. Kimse “Ben” değildir. Benlik, bencillik insanları ürkütür ve kaçırır. “Biz” sözcüğü daha kucaklayıcı ve birleştiricidir.

Ekip başarısı da “biz” mantığı ile sağlanır. Ancak ne yazık ki, bu olguyu biz biraz zor algılıyoruz. Ben diyenin ürettiğine bak sonra kanaate var. Davranışını Adam mı diye ayarla.
Bugün bazı akademisyenlere bakıyorum. İsminin başına unvan ekleyenin de bilim adamı olduğu sanısı yaygın. Halbuki, bir söz vardır:
“Karnını yarsan bir Cim çıkmaz”…
 Oysa ikisi birbirinden oldukça farklı kavramlardır. Farklılık, üretimle ilgilidir. Türkiye akademisyenleri çoğunlukla izleyici konumdadır. Ürettiği bir şey yoktur. Sadece adları, ünvanları vardır. Oysa dünya bilim adamlarının neyle meşgul oldukları her gün gözlenmektedir. Son yaptığım seyahatte anladım ki, Portekiz’de çıkan kaşiflerin, mühendislerin neden isim olduklarını. Futbolcuları da öyle…
 
Bizde ise  herkes akademisyen olabilir ama bilim adamı olamıyor, kendisini böyle lansediyor. Bilim tarihinde ne yazık ki yüzyıllar öncesine ışık tutan birkaç bilim adamımızla övünüyoruz. İbni Sina, Uluğ bey, Ali Kuşcu, Nizamül-mülk, Yusuf Has Hacip, Kaşgarlı Mahmut, Mimar Sinan gibi isimler son yüzyıllarda yok.
Neden hiç düşündünüz mü ?
Yetiştirilme tarzımızdan olsa gerek. Yaz- boz yapılan eğitim düzeyimizle ilgilidir. Şu Milli Eğitim müfredatını  100 yıldır bir Milli Eğitim yapamadık.
On dokuz ve yirminci yüzyılların teknolojik buluşlarında ise hiç denecek kadar yokuz. Dünya bilim literatüründe birkaç kişi hariç yoğuz.
 
Peki, ama neden?
Bozulan, dejenere olan ve Jön Türkler diye anılan Osmanlı son dönemi ve Cumhuriyet Dönemi eğitim- bilim anlayışı taklitçi kopyacıktan öteye geçmedi. Geçemedi. Unvan statü, makam, ideolojik saplantılarla kilitlendi.
Halkın önemsediği konular, bilim adamlarının eserlerinde değil bilimsel makama, unvana sahip olmayanların ele aldığı konular oldu. Okunan, önem verilen, anılan isimlere dikkat edildiğinde akademik unvan sahibi olanların sayısı sınırlıdır.
 
Bunda Türk üniversitelerindeki sistemin büyük rolü var. Öncelikle bilim adamı yetiştirme iddiasındaki üniversiteler, araştırma görevlisi alırken, yakını olanları ya da dosyasında yer alan notlara göre değerlendirme yapıp, alıyor. Psikolojik durumu, araştırma yeteneği, okuma yazma yeteneği, sabrı gibi konularda herhangi bir değerlendirme yapılmadan alınıyor.
 
Psikolojik sorunları olanlar, zamanla unvanlı sorun haline dönüşüyor. Böyle olunca;
bir iki aktarma makale kırıntısı ile yalvar yakar ilişkilerle, unvan almakla meşguller. Şu dedi bu dedi, şunun görüşü bunun kanaati, şunun bakışına göre, şeklinde alıntılara dayalı doktora tez çalışmaları amacından uzak olunca ve bunun sonucunda doktor unvanı da alınınca artık diğer unvan koşusu başlar. Artık bilimsel üretim biter, yerine birkaç dergide bir iki makale de yazınca unvanlı hocaya yakınlaşma başlar, rektöre de yaklaşılınca kadro alınır. Öylesine ki asistanlıktan yardımcı doçentliğe, oradan doçentliğe, oradan profesörlüğe giden yolda maaşlar ikiye katlanır. Bakınız Türkiye’de  200’e yakın üniversite var. Bunlar arasında dünya sıralamasında 100’ü gören üniversitemiz yok. Merak edenler araştırsın, Türk Üniversitelere dünya sıralamasında nerede olduklarını görecekler.
 
Beyinler; alınacak maaşlara, yan gelirlere, bedava bilgisayarlara, konferansa katılma adı altında turistik gezilere, harcırahlara, bazı alanlarda özel kuruluşlarda görev almaya kilitlenmiş durumda.
 
Toplumda; unvanlı akademisyenlere verilen değer gittikçe düşüyor..
Öylesine ki, şirket danışmanlığı yapan, şirket için çalışan unvanlılar ordusu Türk bilim dünyasının kilitlenmesine yol açmıştır.
Üniversitelerin başarı oranı, öğretim üyesinin yazdığı makale ile ölçülüyor. Bilim dünyasına alanıyla ilgili hangi çalışmalar yapmış ya da yapıyor sorusu boşlukta kalıyor.
 
Rektörlük seçimleriyle de yandaş akademisyen anlayışı ile gerekli gereksiz, başarılı başarısız, üreten üretmeyen ayrımı olmaksızın, oy kaygısı ile ulufe gibi unvanlar dağıtılıyor.
Büyük umutlarla üniversiteye gelen öğrenci daha ilk yıldan itibaren not kaygısına itiliyor. Şimdi vakıf üniversitelerinin rektörleri atama ile yapılacak. Bakalım bundan sonra bunlar neler yapacaklar. Birlikte izleyeceğiz.
 
Mesleki derslerde bile, tarih dersi gibi her konunun tarihini anlatan hocası karşısında güven kaybına uğruyor. Hayal kırıklığı ile araştırma öğrenme yöntemlerini öğrenme yerine, bir an önce notumu alıp mezun olayım havasına giriyor. Derslere girme oranı düşüyor.
 
Şimdi tüm bu gerçekler ışığında Türk bilim dünyası, şu kadar üniversite açtık övüntüleri ile bir yere gidebilir mi? Her il’e bir üniversite anlayışı ile diploma veren kuruluşlar ortaya çıktı. Mesleksiz ama meslek diploması alan binlerce genç var. Yani diplomalı işsizler ordusu. Yıllarca atama bekleyen öğretmen çoğunluğu…
 
Türkiye’nin kalkınmasında öncü olarak aydınlatma görevi olan akademisyenler, bilim adamı olmadan, bilgi aktaranlar haline geliyor.
 
Bu durumda bilim adamından bahsedilemez. Türkiye akademisyenlikten, bilim adamlığına geçen zihniyet değişim ve dönüşümünü gerçekleştiremediği süreci, sorunlar yumağının artması kaçınılmazdır.
 Bilmiyorum siz ne düşünürsünüz ?
Bu yazı toplam 150 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum