1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. Unutmamalıyız! Hiçbir şeyin sahibi değiliz
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Unutmamalıyız! Hiçbir şeyin sahibi değiliz

A+A-

Çoğu kurduğu sahte dünya saltanatının aslında ne olduğunu gördü. Akıp giden hayatımızın kendi kontrolümüz dışında olduğu ve istediğimiz gibi olamayacağı gerçeğiyle yüzleşti ve yüzleşmeye de devam ediyor.

Hiç ölümün bu denli yanıbaşımızda kol gezdiğini düşünmüş müydük? Çoğumuz bu gerçekle ancak ileri yaşlarda muhatap olacağımızı hesaba katmıyor muyduk? Bu yüzden yaşamlarımızda tadilat yapmaya mecburuz. Hatalarımızla yüzleşmeli ve en kısa sürede telafi etmeyi bilmeliyiz. Daha yaşı yarım yüzyılı bile bulmayan dostlarımı çok kısa süre içerisinde ebediyete uğurladım. Sessiz sedasız ayrıldılar aramızdan… 

Peki! Tüm bunlara rağmen ibret alanlarımız oluyor mu?

Yoksa, o bilindik düzenimizden taviz vermeden rehavet dalgası altında gölgelenmeye devam mı ediyoruz?

Sorular, sorular….

İbret alıp kendine çeki düzen verenler oluyor mu bilemem ama etrafta yığınla kendini dünya keşmekeşine kaptırmış bilinmeze doğru yelken açan insanların olduğunu, bunun sayısının hiçte azımsanmayacak kadar çok olduğunu görmeye devam ediyorum.

Hidayete vesile, insanın kendi eğilimleri en önemlisi ise rabbimizin rızasıyla ulaşabileceği hakikate götüren yolu aralamaktır. Yolun aralanmasında gayretimiz yoksa kaybedenlerden olabiliriz.

Rabbim, dünyaya gelmemiz için bize danışmadı. Görüşümüzü almadı. Kendi rızasına uygun kullar olup olamayacağımıza, dahil edildiğimiz imtihan sürecinde bizi devasa bir imtihan salonu olan dünyaya göndererek sınav sonucuna göre hakkımızda hükmetmeye karar kıldı.

Herkese farklı ama taşıyabileceği kadar yük bindirerek imtihana soktu. Kimi süresini erken bitirerek salondan ayrıldı. Kimi uzun yıllar bu imtihanın içinde karşı karşıya kaldığı tercihlerle cedelleşmeye devam etti ve ediyor. Ama bilinen bir gerçek var ki eninde sonunda sürecin biteceği er ya da geç herkesin kayıt altında tutulan amel defteriyle ilahi huzura çıkarak hesabını vereceği durumunun naslarla bize tebliğ edilmiş olmasıydı.

Çoğu ısrarla kaçarak, işine gelmediği sorgulamaya maruz kalmamak amacıyla dünya cehennemi içerisinde kapıldığı şatafatlı, netameli hayatının rehavetiyle mutluluğunu sadece dünyada kazanabilecekleri ve elde edebilecekleri ile sınırlı tutmayı yeğledi.

Kafalarda hep aynı düşünce, yaşadığım hayata ne kadar renk katabilirsem katmalıyım kandırmacasının, eninde sonunda kendini işin içinden çıkılamaz bir buhranla başbaşa bırakıvereceği hesaba alınmamış.

Düşünseydi, dünyada sahibi olduğunu sandığı devasa konutlar, müthiş villalar, uçsuz bucaksız servetler ve daha niceleri aslında hiçbir zaman kendine ait değildi.

Birer emanetti… Ama kişi tapusunu aldığı, satışını aldığı herşeyi kendinin sandı. Oturduğu şatafatlı konutun emanet olduğunu anlamak için ölmeyi bekledi. Evet rabbinden kiraladığı o mülk ölümüyle birlikte çoluk çocuğuna kalıvermişti. Kirada kalmaya onlar devam edeceklerdi. Ta ki emaneti teslim edip yeni sahibi mülkün idareyi ele alana kadar…

Bunu anlayamadılar ve hala ısrarla anlamaya da yanaşmıyorlar. Bildiğim nice zenginler var. Onların çoğu sahibi olduğunu sandıkları mülk adedini dahi bilmezler inanın.

Hani şu tapu dedikleri A4 boyutunda altında ıslak kaşe ve imzalı kağıt parçası var ya!

Onlara yeterli...

Öyle zenginler bilirim, bu kağıt parçalarını yığınla klasörlerin içinde saklarlar. Emanetçisi oldukları servetin dayanılmaz büyüsüyle, doymadan yenilerini ekleme ve yerine daha fazlasını koyma ruh haletine bürünürler.

Hele birini bilirim ki ne yemesini bilir ne içmesini bilir ne de ibadetini bilir.

Varsa yoksa mal yığmak, varlığına varlık katmak, hep daha fazlasını arzulamak… Böyle yaptıkça da aslında yaşamını zehrettiğini bile düşünememekte. Kendi evladı ıyalinden malını kaçırabilecek kadar dünya yaygarasına kapılmış gittiği yere kadar gemisini yüzdürmekten başka hesabı yok. Uhdesinde çalıştırdığı işçilerinin kazancına kadar incecik hesaplar yaparak devasa servetine daha fazlasını eklemekten başka tasası yok.

Ben şahsen zengin biri değilim. Orta halli hayatını yaşayıp giden sıradan bir insanım. Dünyanın anahtarlarını da verseler gözümde değil, biliyor musunuz?

Çünkü fazla malı olup ta huzurla yaşayan insan görmedim. Sınırlı bir süre tanınarak gönderildiğimiz dünyada huzurlu bir yaşamım olmayacaksa yere batsın devasa mülkler ve trilyonlar…

Ne hükmü var?

Çağırın bakalım Vehbi Koç ile Sakıp Sabancı’yı yattıkları yerden… Onlara yeniden bir ömür bahşedildiğini farzedin.

Sonra geçip karşılarına seyredin.

Bizim uğruna kavga ettiğimiz onca oyuncağa dönüp gözlerinin ucuyla da olsa bakacaklar mı?

O halde elimizde olan her şeyin geçici olduğu, oturduğumuz mülklerin tapusuna rağmen aslında gerçek sahibi olamadığımız dünyadan daha beklentiniz nedir?

Daha lüks konaklar mı? Daha lüks taşıtlar mı?

Haydi buyrun! Hepsi sizin olsun…

Ne yapacaksınız, bakalım…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum