1. YAZARLAR

  2. Yaman ADAM

  3. Uzaklaşıyoruz/Yalnızlaşıyoruz
Yaman ADAM

Yaman ADAM

Yazarın Tüm Yazıları >

Uzaklaşıyoruz/Yalnızlaşıyoruz

A+A-
Yalnız kalabalıklara dönüyoruz…
Milyonlar bir aradayız; ama birbirimizle teşriki mesai etmiyoruz. İnsanî münasebetlere yabancıyız.
Bize hedef olarak gösterilen “Muasır medeniyet” dedikleri bu olsa gerek…
Bunun için mi gelişiyoruz, zenginleşiyoruz, semizleşiyoruz ve sonunda yalnızlaşıyoruz?
Bugün dünyanın geldiği zirve/zırva bu işte…
Bir kardeşimiz bundan on beş yıl kadar önce yurtdışından ziyarete gelmişti ve o anlatmıştı: “Hocam, Avrupa’da herkes tek başına yaşıyor. Adam sabah çıkıyor, arabasına biniyor, işine gidiyor. Akşam geliyor, odasına çekiliyor. Zaten çoğu tek başına yaşıyor. Akraba, ana-baba, taallukat, eş-dost kalmamış. Ailelerin çoğu tek ebeveynli. Ya ana ayrılmış, ya da baba ayrılmış; çocukların her biri bir tarafta… Zaten on sekiz yaşını bitirdi mi; saldım çayıra Mevlâ’m kayıra…
Çoğu gençler üniversiteye gidiyor. Televizyonun başına geçip oturuyor, tek başına yaşıyor. Aynı durumlar maalesef süratle, televizyon kanallarının da etkisiyle bizim ülkemize de sirayet etmiş durumda. Büyük şehirlerimizde böyle yalnızlaşma emareleri görülüyor…”
Cenâb-ı Hakk, hayat Kitabımızda; “cemaatleşiniz” buyuruyor. Müessese kurulmuş; “sılâ-i rahim” diye…
“Namaz kılınız ve sılâ-i rahim yapınız!” diye emrolunuyor.
Ne demektir bu?
İnsan, hiç olmazsa yılda birkaç defa en yakınlarını ziyaret etmeli, arayıp sormalı değil mi?
Cuma namazlarında İmam Efendi hutbesini bitirdikten sonra; “…kötülüklerden uzaklaşınız, ‘zi’l kurba’ akrabaya yardım ediniz…” deyip inmiyor mu minberden?
Ne demektir bu?
Cenâb-ı Hakk, emrediyor:
“…Akrabaya yardım ediniz!...”
Niçin?
Yalnızlaşmayalım; yalnız kalabalıklar haline dönüşmeyelim diye…
“Yürekler toplu vursun” diye…
Tefrikaya düşmeyelim diye…
Yalnızlık; Allah(cc)’a mahsustur cünkü…
Toplum, birbiriyle kenetlensin, birbirinin derdiyle dertlensin… diye.
Camiler bunun için yapılmıştır. Camilerin son cemaat yerleri bunun için vardır. İçeride namaz kılınır, sonra da dış kısımda, son cemaat mahallinde, namazdan sonra cemaat bir araya gelir; biri birinin derdini dinler, hastalığını-sağlığını öğrenir, yardımlaşır, topluca ziyaretlere gidilir, sıkıntılara çözüm üretilir, mutluluklar paylaşılır, dertler/sıkıntılar/acılar paylaşılır… Zîrâ mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır, acılar paylaşıldıkça azalır…
Aynı safta yan yana duran iki kişinin biri birinden haberi yok. Biri birini tanımıyor bile…
Toplumun mayası/yapısı kayboldu.
Cep telefonları, televizyon kanalları, bilgisayar, internet gibi teknolojik aletler de amacı dışında kullanılarak bu süreci hızlandırıyor. Ahlâk dibe vuruyor
Avrupa’da ahlâk; ferdî/kişisel ahlâka dayanır. İslâm toplumlarında ise ahlâk; içtimaidir, içtimai yapıya dayanır. Her şeyimiz dayanışmaya, yardımlaşmaya, paylaşmaya dayanır.
Dikkat edersek; dinî vecibelerimizi bile yapmadığımız zaman cezası nedir?
Kurban kesmektir.
Kesilen kurban ne yapılır?
Fukaraya, gurabaya dağıtılır…
Dinî vazifelerde dahi içtimai/sosyal yardımlaşma arasında bir köprü kurulur.
Bugün insanlık bütün bu değerleri kaybediyor. Biz de kaybediyoruz.
Niçin?
Allah(c.c)’ın nizâmından; Kur’ân ve Sünnet’in özünden, ruhundan uzaklaşıldığı için değil mi?!…

Bu yazı toplam 207 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.