1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kaçar

  3. ÜZERİNDE KÂZÂYA KALMIŞ NAMAZ BORCU BULUNAN BİR MÜKELLEFİN SÜNNET NAMAZ KILMASI CAİZ OLUR MU?
Mehmet Kaçar

Mehmet Kaçar

Yazarın Tüm Yazıları >

ÜZERİNDE KÂZÂYA KALMIŞ NAMAZ BORCU BULUNAN BİR MÜKELLEFİN SÜNNET NAMAZ KILMASI CAİZ OLUR MU?

A+A-

En çok karşılaştığım sorulardan bir tanesi de belki bu sorudur. Kâzâ namazı borcu olan bir mükellef sünnet ve nafile namaz kılabilir mi?

Namaz emri İslâm dininin direği olan bir emirdir. Bu ibadet İslâm’ı bina eden ana direklerinden birisidir belki de en güçlüsüdür. Namazı kılan kendi binasının temelini ve direğini sağlam dikmiş olur. namazını terk eden ise kendi binasını da harabeye çevirmiş olur. Şüphesiz ki namazı terk etmek, geciktirmeyi gerektirecek şeri veya tıbbi bir mâzâreti bulunmadıkça, zamanını tembellik ve üşengeçlikten dolayı geçirmek, en büyük dini suç ve manevi bir cinayettir. Her ne şekilde olursa olsun namazını vaktinde kılmayan, kazaya bırakan mükellefin, fırsat bulur bulmaz yapacağı ilk iş namazını kâzâ etmek olmalıdır.

Şeri veya tıbbi mazereti olmadan namazını geçirmenin, namazını kâzâ etmesi de onu sorumluluktan kurtarmaz; kâzâ elden gelen, telafi yollarından biridir. Bir başka çözüm yolu da, bir daha namazını geçirmemeye azmetmek, oluşan geciktirmeden dolayı Allah Teâlâ’dan af dilemek yani tövbe-i istiğfar da bulunmak ve O’nun bağışlaması için ona dua edip yalvarmaktır.

İslâm alimleri, namazını kaza’ya bırakan bir kimsenin ilk fırsatta yani zaman bulur bulmaz, kâzâ namazını kılması gerektiğini ve bununda farz olduğunda ittifaka(görüş birliği) yakın, yani yüzde 99 bir görüş birliğine vardıktan sonra, hangi mazeretlerle -çok kısa bir müddet içerisinde de olsa- kazâ’yı tehir(ertelemesi) etmesinin caiz olabileceği konusu üzerinde durmuşlar, bunları “kendisi ve ailesi için yeterli rızık temini için çalışmak, aslî ihtiyaçlarını temin için meşgul olmak” ile sınır çizmişlerdir.

Yani namazı kazâya kalmış bir mükellef, kendisi ve ailesinin hayati ihtiyaçlarını temin eder etmez geride kalan vaktinin ilk bölümünde kazâya bıraktığı namazını kılacaktır. İşte bu noktada önümüze çok ciddi bir problem daha çıkmaktadır. Günlük namazlarını nasıl eda edecektir?

Unutma, uyku gibi şuur(akli yerinde o anda olmamak) dışı haller hariç tutulursa, Müslümanın bilerek namazını geçirmesini mübah kılan bir mazereti de yoktur; hastalık, bil fiil savaş hali gibi fevkâlade(olağan üstü bir hal/durum)haller bile namazı geçirmeye mâzeret olamaz; ancak bazı hafifletici izinlere neden olabilir.

Şu halde üzerinde kazâ namazı olan mükellef öncelikle günlük namazlarını vaktinde eda edecek, sonra da sıra kazâ namazlarına gelecektir. Ancak günlük, namazlarının farz ve vâcib olanlarını kılarak, sünnetleri kılacağı zaman içinde kazâ namazı kılması gerekir mi gerekmez mi? konusu tartışma konusu edilmiştir. Bu tartışılan konuda ince ve önemli bir noktayı burada kaydetmekte de fayda vardır:

Namazları kazâya bırakmış bir kimseye prim olarak bir de sünnetleri kılmama toleransı ekstradan verilmiş değildir; kazâ namazını, sünnet kılacak kadar bir vakit daha ertelemenin caiz olup olmadığı da tartışma konusu edilmiştir; yani namazı kazâya bırakmak öyle bir cinayettir ki, bunu kısmen telafi edecek olan kazâyı, sünnet kılacağım diye bir miktar daha ertelemenin caiz olup olmadığı İslam müçtehit imamlarını oldukça düşündürmüştür!

1-Hanefilere göre: Bilindiği üzere nâfile namazlar mefhumu içerisinde Peygamber Efendimizin(s.a.v) tatbikat ve tavsiyelerine dayanan sünnet namazlar ile hakkında çok özel bir tavsiye bulunmadığı halde bireyin Allah rızası için kıldığı serbest namazlar girmektedir.

Hanefilere göre farz namazların önünde ve arkasında kılınan sünnet namazlar ile kuşluk, tespih, tahiyyatü’l-mescit namazları gibi sünnet namazları kılmak -bu yüzden kazâ geciktirilmiş olsa dahi- evlâ ve efdaldir, tercih edilmelidir.

Bunların dışında kalan mutlak nâfilelere gelince kazâsı olanlar bunları da kılabilirler; ancak bunların yerine kazâ kılmak daha efd3aldir.(İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar, Meymeniyye, 1307, c.I, s.542).

Mâlikilere gelince:Kazâ namazı bulunan bir kimse nâfile ile meşgul olarak kazâyı geciktirirse günahkâr olur; ancak sabah namazının sünneti, vitir, bayram, tahiyyetü’l-mescit gibi sünnetler müstesnadır; bunları, üzerinde kazâ namazı olanlarda kılabilirler.

Hanbelilere göre: Namazları kazâya kalmış mükelleflerin, bu namazları kazâ edecek yerde mutlak nâfile ile meşgul olmaları haramdır.

Ancak farz namazlarla beraber kılınan sünnet namazlar ve bu hükümde olan diğer sünnetleri kılmak caiz olmakla beraber kazâsı çok olanın, bunların yerine kazâ kılması daha efdaldir; ancak sabah namazının sünneti müstesnâ olup, kazâsı çok olanın dahi onu kılması efdaldir.

Şafi’lerde kazâ meselesine gelince: Üzerinde kazâ namazı borcu olan bir Müslümanın -hangi çeşit olursa olsun- nâfile namaz kılarak kazâ namazlarını geciktirmeleri haram olarak nitelendirilmiştir.

Burada da görüldüğü üzere dört ana temel mezhebin görüşlerinin üçüne göre, üzerinde kazâ namazı bulunan bir Müslümanın sünnet namazlarını kılmaları caiz görülmüştür. Yani hem sünnet hem de kazâ kılınması gerekmektedir.

Hanefi mezhebşne göre böyle bir ibadet etme şekli daha efdal(daha güzel olan bir şekildir); yâni daha iyi ve faziletli bir davranıştır. Bu şekilde kılınmalıdır.

Yalnız Hanefileler; Mâlikilre ve Hanbeliler’in görüşleri dışında kalan Şafiler kazâ namazı borcu olan bir Müslümanın sünnet ve nâfile namaz kılmasını caiz görmemişlerdir. Kazâ’nın böyle bir ibadet şekli ile yani sünnet ve nâfile ibadet şekli ile bile olsa geciktirilmesini uygun bulmamışlardır.

Yani kazâ namazlarının borcunun öncelikle kılınmasını ve tamama erdirildikten sonra da yeniden sünnet ve nafile namaz kılınmasına hüküm vermişlerdir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki:

Namazlarını kazâya bırakmış olan mükellef bir Müslüman, beş vakit üzerine farz olan namazlarını -imkanları ölçüsünde sünnetleri ile beraber- kılacak, bundan sonra da zaruri ihtiyaçlarını temin ile meşgul olacak, bunları temin edince de hemen ilk fırsatta kazâ’ya bıraktığı namaz borçlarını kılmaya başlayacaktır.

Bir namazım kazâ’ya kaldı diye Peygamber Efendimiz(s.a.v) tarafından tatbik ve tavsiye edilen sünnet namazları da terketmek, işlediği suçtan dolayı(namazı zamanında eda etmeme suçu) özür dilemesi gereken bir kimsenin bunun yerine tekrar yeni bir suç işlemesi ve ‘pot kırması’ mahiyetinde ki bir davranış olmaktadır.

En güzeli günlük beş vaktin sünnetleri ile beraber farzlarını eda edip, sonra da o vakte ait kazâ namazını kılmaya çalışmaktır.

Allah(c.c) hepimize bu konuda inşaallah büyük sabırlar ve kolaylıklar ihsan edecektir.

Selametle!...

 

Bu yazı toplam 1807 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.