1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. Üzüntü ve borçtan kurtulmak için okunacak duâ
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

Üzüntü ve borçtan kurtulmak için okunacak duâ

A+A-

Ebû Sa’îd el-Hudrî (Radıyallahu Anh) anlatıyor: Resû-lullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün mescide girdi. Orada Ensar’dan Ebû Ümâme (Radıyallahu Anh) isimli zâtla karşılaştı. Ona:

-- Ey Ebû Ûmâme, niçin seni namaz vakti dışında mescidde oturmuş görüyorum?” diye sordu.

-- Peşimi bırakmayan bir sıkıntı ve borçlar sebebiyle ey Allâh’ın Resûlü” diye cevap verdi. Bunun üzerine Hazreti Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):

-- Sana bazı kelimeler öğreteyim mi? Bunları okursan, Allâh senden sıkıntıyı giderirve borcunu öder.”

-- Evet ey Allâh’ın Resûlû, öğret” dedim.

-- Öyleyse akşama çıktın mı sabaha erdin mi şu duâyı oku” dedi: Allâhümme innî e‘ûzü bike mine’l-hemmi ve’l-hazeni ve e‘ûzü bike mine’l ‘aczi ve’l-keseli ve e‘ûzü bike mine’l-cübni ve’l-buhli ve e‘ûzü bike min ğalebeti’d-deyni ve kahri’r ricâli.

Türkçe Anlamı:

Allah’ım! Üzüntüden ve kederden sana sığınırım. Aczden ve tembellikten sana sığınırım, korkaklıktan ve cimrilikten sana sığınırım. Borcun galebe çalmasından ve insanların kahrından Sana sığınırım.

Ebû Ümâme (Radıyallahu Anh) der ki; Ben bu duâyı yaptım Allâhü Teala benden gamımı giderdi, borcumu ödedi. (Ebû Dâvud, Salât 367)

ÖVÜNME, MÜTEVAZI OL

Iyâz İbni Hımâr radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Allah Teâlâ bana:

Birbirinize karşı öylesine alçak gönüllü olun ki, hiç bir kişi diğerine karşı haddi aşıp zulmetmesin. Yine hiç bir kimse, bir başkasına karşı böbürlenip üstünlük taslamasın diye vahyetti."

(Müslim, Cennet 64. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 40; İbni Mâce, Zühd 16)

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Bir kimse (kendini üstün görüp diğerlerini küçümseyerek)insanlar helâk oldu derse, kendisi onların en önce helâk olanı olur."

(Müslim, Birr 139. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 77)

Açıklamalar

Birinci hadiste Peygamber Efendimiz, Allah Teâlâ'nın kendisine ve biz ümmetine alçak gönüllü davranmayı emrettiğini bildirmektedir. Öylesine bir tevazu ve alçak gönüllülük ki, hiç kimse kendisinde bulunan ilim, mevki ve mal gibi her hangi bir üstünlük sebebi dolayısıyla bunlardan mahrum olanlara karşı üstünlük iddia ederek maddî mânevî haksızlık yapmaya asla kalkışmayacaktır. Okur-yazar olmayanları neredeyse insan saymamak, onların oylarıyla okumuşların oyları arasında fark olması gerektiğini ileri sürmek gibi bu çağda bile bazı kendini bilmez, halktan kopuk kişilerde görülen üstünlük ve farklılık iddia ve haksızlığı hadisteki bu ikazın ne kadar isabetli, zamanlar üstü ve güncel olduğunu göstermektedir.

Belli bazı nimetlere sahip olmak, başkalarına karşı haksızlık gerekçesi yapılmamalıdır. Her nimet şükrü gerektirir. Nimete şükür ise, asla o nimetten mahrum gözükenleri küçümsemek ve onlara zulmetmek hakkını kimseye vermez. İnsanın sahip olduğu nimet ölçüsünde alçak gönüllülüğü artmalıdır. Bu da pek tabiî olarak sorumluluk duygusuyla ilgili bir konudur.

Hadîs-i Şerif, hiç kimsenin bir başkasına karşı üstünlük taslamamasını, övünme ve iftihara kalkışmamasını da ayrıca tenbih etmektedir.

Övünme duygusu ve başkalarından farklı olduğunu gösterme arzusu yani alçak gönüllü olamama hastalığı, aslında kibirden kaynaklanır. Zaten tevazu, kibrin tam zıddıdır. Kibir ve gurur insanoğluna hele bir Müslümana asla yakışmaz. Çünkü o, İblis ‘in huyudur. Bu sebeple de yasaklanmıştır.

İkinci hadis, kendini beğenme, övünme, başkalarını küçük görüp onlara karşı üstünlük iddiasında bulunma yanlışının zaman zaman bu hastalığa tutulmuş kişileri, toplumu toptan karalamaya da sevk ettiğine işaret buyurmaktadır. Kendini tertemiz, sapasağlam kabul edip "İnsanlar bozuldu, helâk oldu" gibi yüksekten atıp ahkâm kesmeye kalkanlara hemen her kesimde rastlamak mümkündür. Özellikle bunu, kendi ibadetlerine güvenerek yapanlar, daha büyük bir yanılgı ve helâk içindedirler. Bir kimse insanlara ve Müslümanlara neyi lâyık görürse, onunla önce kendisi karşılaşır. İnsanların bozulup helâk olduğu iddiası da önce o iddianın sahibini vurur. İnsanların helâke en yakın olanı bu tür konuşmayı sevenlerdir.

Bu ve benzeri sözler ve yakınmalar, kendini üstün görme duygusundan ileri gelmiyor da sadece bir üzüntü ve kuşku ifadesi olarak ileri sürülüyorsa, dini bir amaçla, ‘keşke daha iyi olabilsek’ anlamında söyleniyorsa bunun bir sakıncası yoktur. Böyle bir niyet dışında milletin helâkine hükmetmek, kendini beğenmişliğin bir ifadesi olacağı için, bu sözün sahibinin helâki o noktadan itibaren başlamış demektir.

İnsanların ayıp ve kusurlarını olduğundan da büyük göstererek onların akıbetleri hakkında kesin hüküm vermeye kalkışmak, elinde hiç bir delil yokken kendisini kurtulmuş saymak demektir. Kendi kusuruyla meşgul olmayı unutanların helâki herhalde herkesten önce gerçekleşir.

Hadislerden Öğrendiklerimiz

1. Övünme ve haddi aşma nehyedilmiştir.

2. Müslüman mütevazı, alçak gönüllü olmakla yükümlüdür.

3. Felâket tellallığı yapmak kimseye hayır getirmez.

4. Sahip olduğu maddî manevi hiç bir nimet kişiye, kendini başkalarından üstün görme hakkını vermez. Aksine sorumluluğunu arttırır.

Bu yazı toplam 753 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar