1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. Varlıkla şişmek değil, kişilikle pişmek lazım!
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Varlıkla şişmek değil, kişilikle pişmek lazım!

A+A-

Dünya kurulduğundan bu yana süregelen bir soruna ilişkin bazı satırlar karalayım istiyorum. Önemli bir konudan bahsedeceğim de!

Maddesel varlığın, manevi yöne nispeten daha ağır bastığı bir sistem tüm dünyanın klişe sorunu haline geldi. Ekonomik gücün fazla olmasıyla tüm dertlerin çözüleceği algısı, insanların zihnini hep meşgul etti.

Gerçek bu şekilde mi?

Şüphesiz manevi doyum, materyalist kimliğe bürünmüş olan dünyamızda unutmamamız gereken önemli bir olgudur. Yazık ki çoğumuz, yaşam savaşında peşinde koştuğumuz maddi bolluğun arasında maneviyatın varlığını unuttuk. Maneviyattan uzaklaşan insanlığın zamanla doyumsuz ve saldırganlaştığına şahit oluruz. 

Neden maddi, manevi diye ayırıyoruz?

Her iki yönüyle bir bütün olan insan, ikisinden de vazgeçemez ve ikisine de her an muhtaçtır. Maddi varlıklarımız bizi emniyet içinde hissettirebilir. Ama maneviyat olmazsa trilyonlarca servete sahip olsanız dahi asla mutlu olamazsınız. Bunun için ikisi de önemli. Ekonomik gücünüz ne olursa olsun her durumda manevi alanda ruhunuzu beslemeyi başarabildiyseniz mutluluğu yakalarsınız. Kuru ekmek ve kuru soğan yersiniz belki ama hep mutlu olursunuz. Bundan ötürü üstüne basa basa ifade etmeliyim ki sırtınızı maddi gücünüze yasladıysanız hemen doğrulun ve asıl aç olan ruhunuzun doyum ve tatmine ulaşmasını sağlayın. Çünkü maddi varliğiniz her an elinizin altından kayabilir. Patronsanız bir anda iflasa sürüklenir hiç bitmeyeceğini, sizi terk etmeyeceğini düşündüğünüz varlığınız anında sıfıra düşebilir. Ama manevi açıdan ruhunuzun açlığını giderebilme erdemini yakalamışsanız elinizin altında devasa servetler olmasa dahi içinizden tüm ruhunuzu kuşatan huzur rüzgarı sizi kucaklar. İnsanlık tarihin hiçbir döneminde manevi yaşamı göz ardı ederek mutluluğa ulaşamamış. Maddi ihtiyaçlarınızın karşılanması, manevi hazları beraberinde getirmez. Çok para kazanınca mutluluk size koşa koşa gelmez.

Basit bir örnekle durumu size ifade edeyim. Yıllardır yılbaşlarında çekilen adına büyük ikramiye dedikleri piyango çekiliş zenginlerinin hiçbiri mutlu olamadığı gibi yoldan çıkmış, hayatı kabusa dönmüş, ailesiyle, çoluk çocuğuyla dahi yıldızları barışmamış ve daha kötüsü türlü sapkınlıklara takılarak hayatını mahvetmekten geri kalmamışlar.

İnternetten araştırıp hepsini teker teker okuyun. Büyük maddi imkan elde ederek hedefine ulaşan olamamış.

Sadece piyango değil mevzu! Eğer gücünüzü; birilerini ezerek, rızalarını almaksızın yahut ta onların istihkakından keserek kendi çıkarlarınız için değerlendirme gibi bir hataya düştüyseniz başınıza gelecek belayı beklemeye başlayabilirsiniz. Bu ama bir yıl sonra gelir, ama 30 yıl sonra gelir. Ama gelir.

Bu arada şunu ifade etmeden geçemeyeceğim. Eğer hem maddi hem de manevi yönden zengin olabilirsek ve varlığımızı hem kendimiz hem diğerleri için adaletle kullanabilme samimiyetini yakalayabilirsek mutluluk bizler için paha biçilemez olur. Müslüman olarak öncelikle maneviyatı hayatımızın merkezine koymalıyız. Maddileşerek, paranın, makamın esiri olma sonucunda eda edilen ibadetler kişiyi kurtarmaz.

Gönüller, imanla, ihlasla, takva ve muhabbetle doyuma ulaşır. 

Dünyaya imtihan için gönderildik. Kendi hayat çizgimizi hayırlı bir şekilde tamamlamakla mükellefiz. Unutmamalıyız; bizi dimdik ayakta tutan dini, milli ve manevi varlıklarımızdır. Manevi değerler ahlak, inanç, tevazu, insaf, vicdan, merhamet, hoşgörü, adalet, kardeşlik gibi değerlerdir. 

Biliyoruz ki insanoğlunun dünya malına zaafı vardır. Hatta daha ilginci yaş ilerledikçe hırs artarmış. Gözünü bürüyen hırs sonucunda bir insana tüm dünyayı bıraksanız da doymazmış. Çünkü doyum kalpte olmadıkça maksat hasıl olmaz. Kanaat sahibi olmayanın gözü doymaz.

Ne güzel bir ifade; “Altından ağacın olsa gümüşten yaprak. Akıbet gözünü doyurur bir avuç toprak”

İnsanın başına ne geliyorsa açgözlülükten, hep daha fazlasını istemekten geliyor.

İşte ey dostlar! Karanlık günlerden geçiyoruz. Benim yaş grubum ekseriyet olarak sıcak savaşla muhatap olmadı ama asıl savaşın büyüğüyle muhataptık. Nefsimizle savaş sonunda çoğunluk olarak bu tuzağın cendereleri arasında yokolup gidebiliyoruz. Basit beklentiler, ufak doyumlar uğruna nice hataların içinde sarsılıyoruz.

Birde üstüne sıcak savaşın farklı bir versiyonu olan biyolojik savaşla muhatap olduk. İçinden sıyrılmaya çalışıyoruz. Korku dağları aşıyor. Ölüm sahada kol geziyor.

Ama uyanış için kendimizi manevi doyuma ulaşacağımız kutlu çağrıdan yana çevirip hem dünyamızı hem ahiretimizi kurtarıverecek şıkları es geçiyoruz.

Bakın atalarımız ne demiş: “Mala, mülke olma mağrur, deme var mı ben gibi. Bir muhalif rüzgar eser, savurur harman gibi”

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.