1. YAZARLAR

  2. Serdar USMAN

  3. Ve Lehum Azabun Azıyym
Serdar USMAN

Serdar USMAN

Serdar USMAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Ve Lehum Azabun Azıyym

A+A-
Yazmalı mıyım yazmamalı mıyım? Uzunca düşündüm. Fakat hepimiz birbirimizden mes’ulüz. Birbirimizin hatalarına karşı uyarıcı olmak ve İslam kardeşliğinin gereği olarak birbirimizi yakıcı azaptan uzak tutacak her adımı net bir şekilde atmalıyız. Onun için yazılanlardan kimsenin rahatsız olmaması ve ego penceresinden değil de genel İslami gözden bakışla değerlendirmeliyiz. Hatayı insanoğlu elbette yapar. İşte bu yüzden rabbimiz son nefesimize kadar bizlere tevbe kapısını açık bırakmıştır. Bu bize Rabbimiz tarafından tanınan en güzel imkanlardan biridir. İşlenen günahlar, yapılan hatalar aftan muaf olsaydı çoktan helak olur giderdik. Yaşam süremizin belirsizliği her anımızda ölüme bir adım yakın olduğumuz gerçeğiyle bizi baş başa bırakmaktadır. Bunun yaşla da ilgisi olmadığına göre etrafta yaşanan gelişmelere dair az sonra sizlere bahsedeceğim konularda lütfen bana gönül koymayın. Yazdıklarım elbette yanlış değildir. Ama yanlışta ısrar felaket getirir.
Bu hafta ki yazıma bakara süresinden birkaç ayet-i kerime’nin mealiyle başlamak istiyorum. Lütfen sonuna kadar okuyunuz.
“İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde "Allah'a ve ahiret gününe inandık" derler. Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah'ı ve müminleri aldatırlar. Halbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir. Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elîm bir azap vardır. Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, "Biz ancak ıslah edicileriz" derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar. Onlara: İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin, denildiği vakit "Biz hiç, sefihlerin (akılsız ve ahmak kişilerin) iman ettikleri gibi iman eder miyiz!" derler. Biliniz ki, sefihler ancak kendileridir, fakat bunu bilmezler (veya bilmezlikten gelirler). (Bu münafıklar) müminlerle karşılaştıkları vakit "(Biz de) iman ettik" derler. (Kendilerini saptıran) şeytanları ile baş başa kaldıklarında ise: Biz sizinle beraberiz, biz onlarla (müminlerle) sadece alay ediyoruz, derler. Gerçekte, Allah onlarla istihza (alay) eder de azgınlıklarında onlara fırsat verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar. İşte onlar, hidayete karşılık dalâleti satın alanlardır. Ancak onların bu ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir. Onların (münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimse misalidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda Allah, hemen onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır; (artık hiçbir şeyi) görmezler. Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler.”
Değerli okurlarım, münafıklık göreceli bir kavram değildir. Allah korusun bu tehdit kalbe yerleştiği anda mü’min olarak gördüğünüz en dindar insan bile bir anda yaptıklarıyla ve tezat yaşantısıyla İslami kurallara göre münafık durumuna düşebilir. Dış görünüşü ve ifadeleri çok samimi bir Müslüman perspektifi çizebilir. Ama iman kalpten buharlaşıp uçtuğunda geriye sadece cesetsel görüntü kalır. Gerçek yapıyı temsil eden ruh ise yakıcı azabın kucağına düşebilir.
Bugün genel ve yerel siyasetimizi temsil eden insanların dünya menfaatleri için kıyasıya bir mücadeleye girdiğini ve gelip geçici bir heves için yırtınırcasına mal, rant ve menfaat peşinde koştuğunu görüyorum. İşin kötüsü bu yaptıklarıyla saygın bir adam hüviyeti kazanıyor ve bir çok insanın gözünde çok önemli adam pozisyonuna bürünüyor. Bunun rehavetine kapılan sevgili yöneticimiz ise şeytanın ve nefsin cenderesinde boğulduğu için kendisinde yok sandığı kibir hasletinin kabuk bağladığının farkına bile varamıyor. Hele kapısına dayanan onlarca belki yüzlerce insanın iş ve yardım umuduyla dizilmesinden de dayanılmaz haz alıyor. Çünkü o çok önemli bir adamdır. İnsanlar kendisinin yanında saygılıdır. İnsanlar devamlı gözünün içine bakmaktadır. Bir kükredi mi etrafını sallayabilmektedir.
Tüm bu yaşananların temelinde dünyevi yani daha çok maddi menfaatlerin ön plana çıkması söz konusu oluyor. Partisi veya konumu kanalıyla maddi birikimlerde tavan yapmıştır. Onu helal görecek bir çakma fetva nasıl olsa orasından eğilip burasından bükülüp satılık din tacirlerinin kitap ve sünnetten bağımsız salladıkları yorumlarla sağlanmıştır.
Peki bunun sonu nereye varacaktır? Bundan 400 sene önce yaşayan insanlar neredeler ?
Bundan 200 sene önce yaşam süren insanlar neredeler ?
Bundan 100 sene önce yaşayan insanların büyük bir çoğunluğu neredeler?
Ama iyi ama kötü bir hayat sürüp emaneti sahibine teslim ettiler.
Demek ki içinde yaşadığımız hayat çok istisnai durumlar dışında 100 yaşın üstüne çıkamıyor. Bunun altında da yaşam süresi için bir garanti olmadığına göre, kul haklarıyla, haramlaştırdığınız ihalelerle, siyasi gücünüzle, rüşvetle, haramla, yolsuzlukla zehire çevirdiğiniz bu hayatınızın hesabını yaratana nasıl vereceksiniz? Yukarıda Ayet-i Kerime’nin anlamını bir kez daha okuyunuz.
Sahte tesellilerle kendinizin sözde hak ederek, çatır çatır elde ettiğiniz onca varlık sizi ebedi alemde nereye taşıyacak ?
Cennete mi ? Cehenneme mi ?
 
Bu yazı toplam 69 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum