1. YAZARLAR

  2. Dilek Bülbül

  3. Vücuda Kazınan Bir Sanat: Dövme
Dilek Bülbül

Dilek Bülbül

Yazarın Tüm Yazıları >

Vücuda Kazınan Bir Sanat: Dövme

A+A-

Hemen hemen tüm kültürlerde görülen dövmenin tarihi çok eskidir ve her kültürde yapılış amacı farklıdır. Eski Türklerde Şamanizm’in gereği kötü ruhlardan korunmak için kullanılan bir tılsım olmakla birlikte baht açıklığı ve bereket için de kullanılmıştır. Hunlarda asil ve kahraman kişilerin dövme yaptırdığı bilinmektedir ve bundan hareketle vücuda av sahnelerinin işlendiği görülmektedir. Yunanlılar için ahlaksızlık damgası sayılırken, Roma’da suçluları ve köleleri tanımayı sağlayan bir nişane olarak kabul edilmiştir. Japonya’da “Yakuza” adı verilen mafyaların dövme yaptırması endişe ve korku kaynağı olması sebebiyle yasa dışı bir olay haline gelmiştir. Çeşitli kültürlerin birbirleriyle olan etkileşimini gözler önüne seren bu sanat İslâm mantığıyla bağdaşmamaktadır. Buhari ve Müslim’den rivayet edilen hadisi şerifler Peygamberimizin dövmeyi lanetlediği yönündedir. Çünkü; insan bedeni kıymetlidir ve eziyet edilmemelidir.

            Hemen hemen tüm medeniyetlerde görülen dövme kültürü farlı anlamlara gelerek vücuda gelse de Osmanlı Devletinde 17. yüzyılda denizciler arasında yaygınlaşmıştır. 17. yüzyıldan itibaren Yeniçerilerin bağlı bulundukları bölüğü simgelemek için yaygınlaşan dövme, ulakların kafasına kazınarak beyler arası gizli haberleşmeyi de sağlamaktaydı. Bu olayı Bahadır Boysal eserinde şu şekilde anlatır: “Eflak-Boğdan Beyliği'ne yetişmesi gereken özel bir şifre varsa yollar elbet tehlikelerle doludur. Osmanlı sarayının söz sahibi efendileri, önce özel ulağın kafasını kazıtırlar. Gizli mesaj kafanın tam da üstünde dövme olarak kazınır. Ve bundan sonra ulak yollara düşmüştür bir kere bezirganların ateşini görür. Bedestenlerde, kervancılarda soluklanmaz. Artık, ıssız obalarda saçları uzar. Velev ki mektup hastası köpek eşkıyalar yolunu kese… Ne mektup bulurlar, ne de şifre. Bu ulak sağ salim adresine ulaşmak zorundadır. Sabah ezanı kıyıya vurunca artık oradadır. Abdestli usturayla kafası kazınır. İşte padişahın mektubu yerli yerinde… Hey gidi Cavlak Cerze… Yol boyunca sardığı Bitlis tütününden başka bir arkadaşı var mıydı?”

            Günümüzde Güneydoğu Anadolu Bölgesinde “yaşlılık adeti” olarak sürdürülen bu sanat; Mardin, Diyarbakır, Şanlıurfa ve Gaziantep’te çoğunlukla kadınların süslenmek için tercih ettiği acılı bir metottur. Doğu ve Güneydoğuda deg, dak, dağ, dövme, dövün, vesm diye isimlenen bu şekiller genellikle üç iğne ile vücuda işlenirdi. Son derece acı verici bu daklar hemen hemen bedenin bütün bölgelerine yapılabilmekteydi. Dövme yapan erkeğe “dekkak”, bayana “dekkake”, dövme yaptıran erkeğe “medkuk”, kadına “medkuke” denirdi. Öncelikle lamba isine kız çocuğu emziren bir annenin sütü karıştırılıp bekletilir. Kız çocuğu emziren anne sütü kullanılmasının nedeni ise dövmenin ölünceye kadar kalıcı olarak kalmasıdır. Daha sonra dövme yaptıracak genç kızın isteğine göre ve vücudunun istediği bölümüne istediği şekiller çizilir. İkinci aşamada ise dövme yapma konusunda usta olan yaşlı kadınlar özel olarak hazırladıkları isli karışımı iğne ile vurarak derinin altına gönderir ve böylece dövme bitmiş olurdu.

           

 

 

Bu yazı toplam 326 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar