Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. Dr. Ahmet KAĞAN KARABULUT

Prof. dr. ahmet kağan karabulut
Yazarın Tüm Yazıları >

Ya tuz kokarsa!...

A+A-
Halk arasında sık kullanılan bir tabir vardır ya “Et kokarsa tuzlarsın da tuz kokarsa ne yaparsın?” diye, işte son zamanlarda bunu sıkça hatırlamamıza vesile olacak hadiselerle karşılaşmaktayız. Esasında hukuk ve adalet sisteminin sağlıklı işlememesini ifade için kullanılan bir tanımdır bu ve ne yazık ki tarihi de insanlık tarihi kadar eskidir. En acı örnekleri ise; ortaçağda, kilise adına, sözüm ona yargılamaların yapıldığı “Engizisyon Mahkemeleri” ile aslında hukuk, adalet ve insanlığın katledildiği kapkara bir dönemde yaşanmıştı. Bizim yakın tarihimizde de benzer örneklerine maalesef sıkça rastlamaktayız. “Sanıkların idamına, şahitlerin bilahare dinlenilmesine…” diye başlayan ve binlerce masum vatan evlâdının yargısız infazlara kurban edildiği “İstiklâl Mahkemeleri” ve bir ülkenin halkının sevgilisi haline gelmiş ve kahir ekseriyetinin teveccühleriyle işbaşına getirilmiş Başbakanının ve iki bakanının idamlarının gerçekleştirildiği, adalet ve hak kavramlarının da onlarla birlikte ipe çekildiği “27 Mayıs Darbesi ve Yassıada Mahkemeleri” de bunların en acı, milletin içini en acıtan örneklerindendir.

Daha yakın tarihimize bakacak olursak; zamanın darbe komutanının “şartların olgunlaşması için bir yıl daha bekledik” dediği zaman diliminde binlerce gencin kara toprağa girdiği “12 Eylül Darbesi” karşımıza çıkmaktadır. Ve sonrasında her kesimden yükselen acılar, çığlıklar, yıllar, on yıllar süren hak arayışları, sebepsiz tutuklamalar, mahkûmiyetler, yaşı büyütülerek idam edilen gencecik vatan evlâtları… Takip eden süreçte Devlet Güvenlik Mahkemeleri ve bunlar aracılığıyla işlenen birçok hukuk cinayetleri ve Anayasa Mahkemesi aracılığıyla gerçekleştirilen parti kapatmaları. Öyle bir gelenek de yerleştirmişti ki, halka adeta şöyle söyleniyordu; “Siz ey cahiller, gafiller sürüsü, nasıl ve kimler tarafından yönetilmek istediğinizin bizim nezdimizde hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Eğer bizim razı olduklarımıza oy vermez, tercihlerinizi onlardan yana kullanmazsanız partinizi kapatır, seçtiklerinizi mahkûm eder, sizin ve iradenizin hakkınızdan geliriz. Kuvvetler ayrılığı falan diye dilinize doladığınız şeyi de biz; ya “Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri” ya da “Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay Kuvvetlerinin” ayrılığı olarak anlar ve öyle hükmederiz. Yani Hükümetler, Bakanlar Kurulu, Parlamento, milletvekilleri falan hikâye kardeşim…” şeklinde bir yaklaşım üst düzey bürokrasiye hâkim olmuş, ülkenin yönetimi adeta “Yargı Devletine” ve “Bürokratik Oligarşiye” teslim edilmişti. Bu zihniyet 28 Şubat Post-Modern darbesi ile daha da kökleşmiş, sadece mahkemelerde değil okullarda, sokaklarda, işyerlerinde bile cadı avı başlatılarak vatandaşını düşman ve rejimin en büyük tehdidi olarak gören bir zihniyet memleketin üzerine karabasan gibi çökmüştü. “Anayasa Kitapçığı” fırlatılması şovunun arkasında milletin yüz milyarlarca doları talan edilmiş, nesillerin geleceklerine ipotekler konulmuştu.
Sonrasında ise bir parça rahat nefes alan ülkemizde bu sefer de DGM’lerin yerine ikâme edilen “Özel Yetkili Mahkemelerle” bir yandan sistem içine yuvalanan, özellikle de Silahlı Kuvvetlerde kendisine manevra alanı sağlamış olan “Derin Yapı” tasfiye edilmeye çalışılırken diğer yandan da meydan “kuruların yanında yaşların da kolayca yakılabildiği” yeni hukuksuzluklara terk edilmişti. İşin ilginç tarafı ise bu darbelerin sivil ayağına, arkasında duran ekonomik destekçilerine, medya ve üniversite ayağına ise dokunulmaması dikkatlerden kaçmıyordu. Buna rağmen hakça ve adaletli bir düzenin tesisinin yıllarca hasretini çekmiş olan ve bu uğurda nice acılara, aşağılamalara katlanmış olan milletimiz ise olan biteni yalnızca seyrediyor, dünün zalimlerinin adalet önünde hesap vermelerine memnun olurken bunların yanı sıra bir kısım mazlumların zarar görmesini vicdanen reddetse de sesini çıkarmıyordu. Oysaki adalet her zaman herkese lazımdı ve düşmanına dahi adaletli davranmanın tam zamanıydı. Zira Yüce Kitabımızda Rabbimiz “Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten ayrılmaya sevk etmesin. Şüphesiz Allah, sizin yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır” buyurmak suretiyle her birimiz için şaşmaz ve açık bir ölçü belirlemiş idi.

Bugünlerde ise ülkemiz bir başka “Yargı Darbesi” tehdidiyle karşı karşıya gelmiş algısı mevcuttur. Milletin iradesiyle, seçimle işbaşına gelmiş bir hükümetin ve ülkenin geleceğini aydınlatacak olan yatırımların ve yatırımcıların sindirilmeye, ürkütülmeye ve örselenmeye çalışıldığı, devletin emniyet teşkilatı veya savcılarından bir kısmının keyfi ve teamüllere, bürokratik hiyerarşiye uymayan ve sanki başka bir yerlerden emir alıyorlarmış intibaı uyandıran karar ve operasyonları da bu yaygın kanaati desteklemektedir. Yargının tepesinde yer alan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu teamüller dışında toplantılar yapabilmekte, ülkeyi yöneten “Seçilmiş Hükümet” in uygulamaları aleyhine kararlar alıp basınla paylaşabilmekte, “gizlilik” kararı alınmış davaların bilgileri dışarı sızdırılmakta ve bu garip duruma da bir takım mahvillerce şaşırtıcı biçimde “Yargının Bağımsızlığı” yakıştırması yapılabilmektedir. Sadece bu manüplasyonlarla ve borsada oynanan çirkin oyunlarla milletimizin cebinden 150 milyar dolara yakın bir para çalınmış ve halen de çalınmaya devam etmektedir.

Özetle “TUZ KOKMUŞTUR” ve halkın yargıya ve emniyet teşkilatına olan güveni zedelenmiştir. Bir an önce gereken tedbirler hükümet tarafından alınmalı ve bu gidişe bir dur denilmelidir. Bu anlamda atılan adımlar ve çabalar da “Ben devletimi ve milletimi seviyorum, devletin bekasını önemsiyorum” diyebilen herkes ve herkesim tarafından desteklenmelidir. Daha önce yıllarca “ötekileştirilmişlik” duygusuna mahkûm edilmenin kırılganlığıyla birilerini “berikileştiren”, dün mazlum ve mağdurken, bugün yeni mağduriyetler oluşmasına ses çıkarmayanların da “adaletsizliğin” nelere mal olduğu, daha nelere mal olabileceğini görerek “Haktan ve Adaletten” bir daha ayrılmamacasına, ülkenin tüm yerli ve yabancı mahfillere karşı yeni bir bağımsızlık mücadelesi vermesi hususunda dirayetli davranmalarını beklemekte ve ümit etmekteyiz. Unutmayalım ki “adalet” her zaman ve herkese lazımdır…


 
Bu yazı toplam 51 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.