1. YAZARLAR

  2. E. Reha KORKMAZ

  3. Yalçın Dikilitaş Ustayı Rahmetle Anarken
E. Reha KORKMAZ

E. Reha KORKMAZ

E. Reha KORKMAZ
Yazarın Tüm Yazıları >

Yalçın Dikilitaş Ustayı Rahmetle Anarken

A+A-
Geçtiğimiz hafta Gazeteci-Yazar N. Yalçın Dikilitaş'ın vefatının 12. yıldönümüydü. 1944 yılında dünyaya gelen Dikilitaş, 1963 yılında gazeteciliğe Ali Rıdvan Bülbül'ün yayınladığı Sabah gazetesinde başladı. Yeni Konya Gazetesi'nde uzun yıllar köşe yazarlığının yanı sıra gündemi her gün gazetenin 3. sayfasında bir dörtlükle değerlendirerek bu alanda bir ilke imza atmıştır.
Konya tarihine ışık tutan "Cönk" adlı eki uzun süre Yeni Gazete'de yayınlayarak önemli çalışmalara imza attı. Konya Postası Gazetesi'nde de aynı eki çıkarmaya devam eden N. Yalçın Dikilitaş, ramazan manileri ve günlük yayınlanan dörtlüklerinin yanı sıra, Estikçe, Kapı Aralığından ve Gümbürtü gibi isimlerle köşe yazılarını sergiledi. Konya'da bazı televizyon kanallarında "Gönül Dostları" adlı programla dostları Sefa Odabaşı ve Nevzat Küçükerdoğan ile yıllarca gönüllerde taht kurmayı başardı.
2004 yılının Ekim ayında "Cönk" adlı derginin ilk sayısının piyasaya çıktığı gün çalışma masasında geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etti.
Elbette Dikilitaş'ın hayat hikayesi bu kadar kısa değil. Dikilitaş'ı dostlarından dinlerseniz nasıl bir değer olduğunu çok iyi anlarsınız. Dikilitaş'ın çok beğendiğimiz bir yazısı ile bu haftaki yazımızı noktalıyor, Yalçın Dikilitaş’a Cenab-ı Allah (cc) tan rahmet diliyoruz.
Yoğun gönül depremleri içerisindeyim şu sıralar. İnsan olmak adına, inanmak adına yoğun gönül depremleri içerisindeyim. Zaman zaman çözemediğim, zaman zaman anlayamadığım, “iki kere ikiler kemiriyor beynimi”. Nereye hangi soru işaretini, nereye hangi ünlemi koyacağımı bilemiyorum zaman zaman. Pencerenin kenarında bir erik ağacının dalı uzansın istiyorum. Bir küçük serçe konsun dalın üzerine. Ekmek ufalayalım serçe için pencerenin kenarına istiyorum. “Sebzeciii” diye bağırıyor adam. Arabası domates, üzüm, patlıcan, patates dolu. İçimden kızıyorum adama. Ama böyle bağırmadan sebzeleri satamayacağını düşünüyorum, kendime kızıyorum sonra da.
Canım sıkılıyor. Bir kaset koyuyorum teybe. Kasetteki şarkı bir hüzün yumağı olup tıkanıyor boğazıma sanki. Bilemiyorum kime, bilemiyorum niye. Bağırmak haykırmak istiyorum. Teypteki şarkı devam ediyor:

“Hasta gönlüm yine hicranını yalnız çekecek.”
Yaşadığım hicranlar, dizi dizi geçide başlıyor. Sonra yoğun bir özlem baskısı özlem sıkıntısı. Ardından, Hicran isimdeki o sarışın şarkıcı kadın geliyor aklıma. Şarkıcı Hicran'ın vuslat kıyılarından ne kadar uzak olabileceğini düşünüyorum. Acıyorum Hicran'a. Bir başka şarkı başlıyor teypte:
“Son ümidim de bitti. ”
Ümitlerin bitmesi. Ne kadar zor bir durum. Umut edememek, “belki”leri silivermek ne kadar zor bir durum. Suyu akmayan bir çeşmenin hüznü olmak ne kadar zor. Ben düşünüyorum kendi yalnızlığımda, büyük gönül kalabalıklarımı. Kendi mezarlıklarımda dolaşıyorum usulca. Her ümidimin başında Fatihalar okuyorum..
Her dostluğumun başında binlerce pişmanlık duyuyorum. Niye diyorum, neden diyorum. Bilemiyorum, niyelerin, nedenlerin cevaplarını. Çocukların sesleri geliyor sokaktan zaman zaman; ağlayanlar oluyor, sonra annelerinin öfkeli sesleri duyuluyor. Belki biri bisikletten düştü.
Ama benim hiç bisikletim olmadı ki çocukluğumda. Anama yalvarmalarımı hatırlıyorum,
“Anne n'olur benim bir bisikletim olması için de dua et.” Sonra annemin başındaki o bembeyaz tülbentle ve elindeki tespihle verdiği cevabı hatırlıyorum; “Tabi kuzum, eğer Allah (cc) kısmet ederse, duamızı kabul ederse, senin de bisikletin olur. ”
Sonra da sevgili annemin biraz merhamet, biraz şefkat, biraz da hüzünlü yüzümüze bakmasını.
Yaşadık öyle mi?. Belki.
Yanımda, belimde binlerce varlığın sıcaklığı, kulağımın dibinde binlerce sevgilinin nefesi varken. Bilmediğim binlerce dost elimden tutup beni böyle mevsimler ötesine taşırken. Ben benden habersizken ve ben beni ararken çaresiz, adını ne koyacağız bunun.
Yoğun gönül depremleri içerisindeyim şu sıralar. Bir uçsuz bucaksız köprü kurdum dünle bugün arasında, gidip gidip geliyorum. Dünde yakaladığımı bugün bulduklarımı dünlerde arıyorum. Ne dünler benimle, ne bugünler dört bir yanımda.
Yorgunum, hüzünlüyüm, bir tuhafım. Kulaklarımda avaz avaz bir deprem senfonisi.
Çıldıracağım. (Yeni Gazete, 2 Eylül1999)
 
Bu yazı toplam 225 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.